All for Joomla The Word of Web Design

İslâm’a Göre İklim Değişikliğine Karşı Herkes Sorumludur

16 Yaşındaki İklim Aktivisti Greta, Birleşmiş Milletler’de Protestosuna Devam Etti

16 yaşındaki iklim aktivisti Greta Thunberg, İklim Zirvesi’ne katılacağı New York şehrinde ilk kez “İklim için okul grevi” gerçekleştirmek üzere Birleşmiş Milletler binasının önünde gençlerle bir araya geldi. The Guardian’ın videosunda gençler, büyük kuşaklara “Dünyanın öldüğünü inkâr etmeyi bırakın!” çağrısında bulundu. Thunberg, Billeşmiş Milletler İklim Zirvesi’ne davet edilmiş, karbon salınımı yapmaktan kaçınmak için yelkenli tekneyle Britanya’dan New York’a seyahat etmişti. Thunberg, bir sene önce iklim krizine dikkat çekmek maksadıyla “İklim İçin Okul Grevi” düzenlemiş, kısa süre içinde dünyanın her yerinden çocuk harekete katılmıştı.

İslâm’a Göre İklim Değişikliğine Karşı Herkes Sorumludur

Birleşmiş Milletler (BM), “İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi”nde “İklim Değişikliği” kavramını şu şekilde tanımlamaktadır: “Karşılaştırılabilir bir zaman diliminde gözlenen tabiî iklim değişiklikleri ile doğrudan veya dolaylı olarak küresel atmosferin doğal yapısını bozan insan etkinlikleri neticesinde iklimde meydana gelen değişikliklerin bütünüdür.” Demek ki küresel atmosferin doğal yapısını bozan biz insanlarız. Neticede doğal yapıdaki dengenin bozulmasıyla ortaya çıkan depremler, fırtınalar, sel baskınları, volkanlar, ısınmalar, Tsunami, doğal orman yangınları, çölleşme ve aşırı yağmurlar gibi tabiî âfetlerin sorumluluğu da biz insanlarız.

İklim değişikliğinin sebep olacağı sorunlar hakkında birçoğumuz haberdar değiliz. Bu durum uluslararası boyutuyla da söz konusudur. Ama gel gör ki opera şarkıcısı Malena Ernman ve sinema artisti Svante Thunberg’den doğma Greta Thunberg, belki de anne ve babanın ünlü olmasından da yararlanarak, eylemleriyle sadece ülkesi olan İsveç’te değil bütün dünyada iklim sorununu gündeme taşımasını bilmiştir.

BM, son on yıldan beri iklim değişikliği meselesinde ülke yöneticilerini bir araya getirmek suretiyle sorunun çözümünde önemli bir rol üstlenmiştir. Her ne kadar ülkeler artık iklim değişikliğinin yol açabileceği tabiî âfetler konusunda duyarlı iseler de uluslararası boyutuyla tedbirler mevzunda henüz elle tutulur bir ilerleme kaydedilememiştir. İklim değişikliği, aslında yeni bir konu değildir.

1972 yılında BM’nin uhdesinde Stockholm’de bugünkü anlamda ilk uluslararası çevre konferansı tertiplenmiş ve bu bağlamda daha sonraki çalışmalar için rehber niteliği taşıyacak temel ilkeler de belirlenmiştir. Mesela bu konferansta her ferde hürriyet, eşitlik, refah içerisinde yaşayabileceği yani onurlu ve iyi bir hayat sürme imkânı tanıyan tabiî çevreyi devletten bekleme ve isteme hakkı veren “Çevre Hakkı” ilkesi benimsenmiştir. BM, çevreyle ilgili çok katılımlı uluslararası konferans serilerini 1984’de Tokyo’da, 1992’de Rio’da, 2002’de Johannesburg’ta, 2012’de yine Rio’da yaparak, devam etmiştir.

Bunun dışında tertiplenmiş olan birçok toplantıda birbirleriyle direkt olarak bağlantılı olduğu için, insanlığın müşterek kullanım alanları olan su, tarım, çevre, gıda, atmosfer, hava, güneş ve ay gibi varlıklar/konular iklim değişikliği kapsamında ele alınmıştır.

Aslında iklim değişikliğine sebebiyet veren çevre/atmosfer kirliliği faktörleri çoktan beri bilinmektedir. Sera gazının atmosfere yaptığı etkisini ilk belirleyen Fransız fizikçisi Jean Baptist Fourier’dir (1827). İsveçli kimyager Svante Arrhenius ise karbondioksit gazının atmosfere yayılımının sera gazını yükselttiğini tespit emiştir. Bilgi var ama sorunu çözme noktasında yeterince bilinçlenme olmadığı gibi sanayi ülkelerinde yerleşmiş olan kapitalist üreticilerin de atmosferi kirleten motorlu araç gereçleri üretmeye devam etmektedir.

1997’de Japonya’nın Kyoto kentinde yapılan Dünya İklim Zirvesi’nde bu bağlamda çok çarpıcı bir gerçek ortaya çıkmıştır. Atmosfere en çok karbondioksit gönderen devletlerin başında zengin/kapitalist ülkeler bulunmaktadır. “Kyoto Protokolü”ne göre sanayileşmiş 38 ülke, 1990’daki gaz oranlarını dikkate alarak, 2012’ye kadar sera gazı miktarını % 5’e kadar düşürmeleri gerekmekteydi. 2009’da Kopenhag’da 192 ülkenin katılımıyla yapılan 15. Zirvede hiçbir ülkenin bu yönde bir çaba göstermediği ortaya çıktı. Yaptırım olmayınca konulan hedefler sadece kâğıt üzerinde kalmaktadır.

Yeni belirlemelere göre sera gazının daha da artmaması için, 38 sanayileşmiş ülke, bundan böyle gaz emisyonlarını 2020’ye kadar % 25 ile % 40 arasında ve küresel çapta daha fazla yeni tabiî âfetler olmaması için de 2050 yılına kadar % 80 oranında azaltmaları gerekiyor. Şu anda bile bu azaltma oranlarının yarısına bile ulaşılamamıştır. Kaldı ki Hindistan, Çin ve ABD gibi ülkeler, bu doğrultuda çevre kirliliğini önleyici hiçbir adım atmamaktadır. Bazı vurdumduymaz ülkelerin direnmesi bu anlamda devam ederse atmosferdeki 0,8 derecedeki ısı fazlalığı artacaktır. Eğer bu derece 2’yı aşarsa daha çok Grönland buzulları eriyecek, birçok ada suya gömülecek, Hollanda ve Bangladeş gibi ülkelerin önemli kara parçaları su altında kalacaktır.

Çevreyi Kirleten Kapitalist Ülkeler İkiyüzlüdür

Atmosfer, deniz ve akarsular, hem ülke insanların, hem de ülke dışı insanların ortak sorumluluk alanına girmektedir. Çevre açısından kendi ülkesine zarar veren topluluklar, başka ülkelere yani dünyaya da zarar verebilmektedir. İklim değişikliğine en çok sebep olan sanayi ülkeleri, bir taraftan atmosfere zehirleyici maddeler salmaya devam erken, diğer taraftan da iklim ve çevre dostu teknolojilere daha çok yatırım yaparak, bu teknoloji ile ürettikleri ürünleri 3. Dünya ülkelerine satma peşindedir.

Hem dünyayı kirleterek zenginleşeceksin, hem de kirlettikten sonra çevre dostu ürünleri dünya pazarında satacaksın. Sanayileşmiş ülkeler, bu ikiyüzlü stratejiyi izleyeceğine hem gaz emisyonu miktarlarını bağlayıcı bir şekilde aşağıya doğru çekmenin yanında doğayı kirletmemiş fakat iklim değişikliğinden dolayı zarar görmüş olan fakir ülkelere tazminat ödese daha âdilane bir yaklaşım olmaz mı? Olur da dünyayı hükmeden maalesef yine bu güçlü ülkelerdir.

Ezcümle

Çevre kirliliği ve buna bağlı iklim değişikliği, başta Müslümanlar olmak üzere bütün insanlığı yakından ilgilendirmektedir. Biz Müslümanlar, “Zarar ve mukabele bizzarar yoktur” (Mecelle: 19) kaidesince misilleme olarak iklim değişikliğine yol açacak zararlı faaliyetlerde bulunamayız. Keşke bizim İslâm coğrafyasından Greta Thunberg’in yerini alacak Ayşeler, Fatmalar çıkmış olsaydı da dünyayı kirleten kapitalist ülkelere “Emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker” anlayışı doğrultusunda çevrenin temiz tutulmasının gerekliliğini haykırmış olsaydılar.

İslâm dinine mensup şuurlu ve aktif Müslümanların, tabiî çevrenin kirletilmesinin küresel zarara yol açtığını, böyle bir zarardan dünya insanlarının kurtarılmasının önemine işaret ederek, İslâm’ın öngördüğü yolları gösterip dünya çapında ne güzel bir tebliğ yapmış olurdu. Öyle ise biz Müslümanlar ve Müslüman ülkeler, iklim değişikliğine yol açan çevre kirlenmesine karşı aşağıdaki âyetin mesajı doğrultusunda duyarlı olalım:

“Yeri (arzı) de döşedik. Biz ne güzel döşeyicileriz” (Zariyat: 48).

Allah, dünyayı ve kâinatı tabiî hâliyle çok güzel ve anlamlı bir şekilde döşeyerek, düzene koymuştur. Hiç kimse bu tabiî düzeni ve güzelliği bozma hakkı yoktur. Acilen başta sanayi ülkelerinin liderleri olmak üzere çevreyi kirletmiş olan herkes, yaptıklarından dolayı pişmanlık duymalı ve çevre temizliğine riayet etmelidir. Cenab-ı Hak, Rahman ismiyle böyle hayırlı girişimde bulunanların dünyasını yeniden güzelleştirir:

“Şüphe yok ki Allah çokça tövbe edenleri ve çokça temizlenenleri sever.” (Bakara: 222).

Dünyamızı temiz tutmak ve tabiî çevreyi bütün güzellikleriyle korumak, Allah’ın amir hükmünde bir ilkesidir. Bu ilahî ilke doğrultusunda her bir insan/toplum/ülke, çevreyi korumak yönünden sorumlu olduğu kadar temiz bir çevrede yaşama hakkına da sahiptir.

Prof. Dr. Ali SEYYAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir