12 Aralık 2018 Çarşamba
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

İSLÂM’IN EMRİ: HEDİYE KARŞILIK BEKLEMEKSİZİN VERİLMELİDİR


DÜĞÜNDE HEDİYE OLARAK TAKTIĞI ÇEYREK ALTINI İCRA İLE GERİ ALDI

Kayseri'de bir vatandaş düğününde çeyrek altın taktığı kişinin kendi düğününe gelmemesi ve altını göndermemesi üzerine ilamsız icra takibinde bulunarak altının bedelini geri aldı. İsmini açıklamak istemeyen bir tüketici, Kayseri 1. İcra Dairesine düğününde çeyrek altın taktığı kişinin davet etmesine rağmen düğününe gelmediğini ve taktığı altını da göndermediğini belirterek başvuruda bulundu.
İSLÂM’IN EMRİ: HEDİYE KARŞILIK BEKLEMEKSİZİN VERİLMELİDİR
Araya tanıdıklarının girmesine rağmen çeyrek altınını geri alamadığını ifade eden vatandaş, ilamsız icra takibi talep etti. Adresine ödeme emri gelen vatandaş, çeyrek altının bedelini icra dairesine ödedi. Tüketiciler Birliği Genel Başkanı Mahmut Şahin, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, Türkiye'de düğün ve doğum gibi özel günlerde kişilerin birbirlerine genellikle çeyrek altın hediye ettiğini, bunun çoğu zaman geri alınmak üzere takıldığını savundu.


İSLÂM’IN EMRİ: HEDİYE KARŞILIK BEKLEMEKSİZİN VERİLMELİDİR

Değerli okuyucularım;

Geçmiş yıllarda Niğde’de Hanım tarafından olan uzaktan bir akrabanın Sünnet merasimine gittik. Evin bahçesinde ikramlar vardı, mevlit okutuldu ve daha sonra sünnet olan çocuğun odasına girmek suretiyle zarfın içinde bulunan bir miktar kâğıt paradan oluşan hediyemizi orada hazır bulunan bir sepetin içine koyarak takdim ettik. Yatağın bitişiğinde ellerinde kalem defter olan iki genç bayan bize zarfın içinde ne kadar paranın bulunduğunu ve ismimizi öğrenmek istedi. Bunun sebebini sorunca “kaydediyoruz” diye cevap verdiler. “Neden ki?” dedim. “Biz de ileride sizin Sünnetinize davet edildiğimizde bilelim diye…!” diye gülerek karşılık verdiler. Ben de bunun üzerine “buna gerek yok, bu bizim sila-i rahime katkı olsun diye gönlümüzden kopan bir hediyemizdir, üstelik bizim erkek evladımız da yok ki.” dedim.

Davetlerde Maddiyat Değil Sila-i Rahim Şuuru Hâkim Olmalıdır

Artık Sünnet olarak ifade edilen cemiyetlerimiz de maalesef materyalizmin etkisi altında kalarak, matematiksel bir titizlikle ‘al gülüm ver gülüm’ durumuna dönüşmüş durumda. Artık Allah rızası gözetilmiyor, sılai-i rahim şuuru yok, hediyeleşmenin ve dayanışmanın ne anlama geldiği artık bilinmiyor, bilinmediği için de her sosyal ilişki karşılıklı bir çıkar çarkına dönmüş durumunda.

Halbuki sıla-i rahim şuuru çerçevesinde herkesin maddî imkânları nispetinde karşılıklı hediyeleşmeler olsa kardeşlik ve muhabbet duyguları ne kadar canlı ve insanî bir boyut kazanırdı. Akraba, komşu ve dostlarımızla sosyal münasebetlerimizi devam ettirmek, onların şu veya bu şekilde gönlünü almak için ihsanda ve iyilikte bulunmak, Allah’ın hoşuna giden davranışlardandır. Ama düğünlerimize davet ettiğimiz kişilerden özellikle yoksul akrabalarımızdan bir şeyler beklemek, adaba aykırıdır. Tam tersine eğer düğün sahibi varlıklı ise (yoksul) akrabalarını ve davetlilerini ağırlaması daha efdaldir.

Hz. Enes bin Malik, Peygamberimizin (sav) bununla ilgili bir hadis-i şerifini şöyle nakleder:

“Akrabalarını ziyaret edip onları gözeten kimse, yarın kıyamet günü arşın gölgesinde gölgelenir. Bu kimsenin dünyada ömrü uzatılır (bereketlendirilir), rızkı bollaştırır.” (Ebu’l-Leys Es-Semerkandî; 2007: 182)

Nefsimizin kötü telkinlerini aldırış etmeden hep akrabalarımızı hatırlayalım, onların hâl ve hatırını soralım, ihtiyaçları varsa elimizden geldiği kadar karşılayalım ve böylece onların gönüllerini fethedelim. Çıkar ilişkileri veya menfaat beklentileri bozuldu diye akraba/dost ilişkilerini kesenler, Allah’ın rahmetinden nasibini alamaz. Nitekim kutsi bir hadiste şöyle buyrulmuştur:

“Rahim, Rahman’dan bir daldır. Allah ona (hitaben) buyurmuştur ki, sıla-i rahim edene ben de rahmetimi eriştiririm, sıla-i rahimi kesenden ben de rahmetimi keserim.” (Buhârî; Edeb: 13).

Akrabalarımıza önem verip, onları sosyal koruma kapsamımıza almamızın hem dünyevî, hem de uhrevî avantajlarını şu hadis-i şeriflerde görmemiz mümkündür:

“Bir aile halkı birbirlerini yokladıklarında, Allah onların rızkını geniş ve kolay kılar. Ve onlar Allah’ın himayesi altında bulunurlar.” (Ramuz el Hadis; C.1: 118/4).

Hediye Karşılık Beklemeksizin Verilmelidir

Hediye¸ insanlar arasında muhabbet¸ hürmet ve yakınlığa vesile olan ve dostluğun-yardımlaşmanın bir nişanesi olarak birine karşılıksız verilen bir armağan/nesne/para olarak görülmelidir. Hediye verene aynı nitelikte olmasa dahî hediye vermek, elbette dostluğu pekiştirir. Ama bunun mutlak anlamda eşit veya aynı nitelikte olması şart değildir. Böyle bir şartı gözeten bir kişi, hediyeleşmenin ruhunu anlamış değildir.

Kaldı ki, herkes, değişen sosyo-ekonomik şartların getirdiği bazı maddî sıkıntılar sebebiyle her zaman aynı değerde bir hediye veremeyebilir. Ama bunun yerine belki de manevî yönden daha avantajlı olan duada bulunabilir. Dinimiz, hediyeleşmeyi teşvik ederken, ne kişinin bundan sosyal itibar ve(ya) onur kazanma maksadını, ne de tam tersine kişinin incitilmesine ve(ya) onur kırıcı bir duruma düşmesini gütmemektedir.

Peygamberimiz (sav), hediyeleşme ahlâkı konusunda da bizlere en güzel örnek olmuştur. Buna göre hediyeleşme, insanlar arası sosyal münasebetlerimizi güçlendirmeli, dostluk¸ muhabbet bağlarını geliştirmelidir. Az çok verildi hesabı yapılarak, insanlar arası kıskançlık¸ bencillik¸ cimrilik gibi kötü huylara sebebiyet veren bütün nefsanî/şeytanî yaklaşımlar toplumsal fitnelere ve dolayısıyla insanî münasebetlerin bozulmasına sebebiyet verir.

Bir hadiste¸ Peygamberimiz (sav): “Ben bir koyun paçası yemeğine çağrılsam giderim¸ bana böyle bir paça hediye edilse küçük görmez kabul ederim.” (Tirmizî¸ Ahkâm¸ 10)demek suretiyle en küçük ikram/hediyeleri dahî kabul ederek, hediyeleşmede aşırıya gidilmemesini ve özellikle karşı tarafa minnete sokacak duruma getirilmemesini tavsiye etmiştir. Halbuki o (sav), en basit bir hediyeyi bile karşılıksız bırakmaz ve hediyeleşmede hep cömert davranmıştır buna mukabil ancak küçük bir hediye verebilen garibanlara karşı da jestlerde bulunarak, onları onore etmesini bilmiştir.

Buradaki peygamberanî ölçü bellidir: “Size herhangi bir iyilikte bulunana mukabele ediniz. Verecek bir şey bulamazsanız ona dua ediniz ki¸ kendisine mukabelede bulunduğunuz bilinmiş olsun.” (Ebû Davud¸ Zekât¸ 8).

Velhâsıl-ı Kelâm

Ey, “ben sana zamanında düğününde göstere göstere çeyrek altın takmıştım, bunu ben unutmadım, davet ettiğim halde sen benim düğünüme gelmediğin gibi bana bu çeyrek altınımı iade etmedin. Ben de ne yapıp yapıp bu çeyreğimi senden zorla almasını bildim” diyen ismini vermeyen vatandaş. Şunu sana hatırlatmak isterim:

Mademki çeyrek altını hediye olarak verdin, o zaman o hediyeyi neden geri istiyorsun? Geri istemek ve zorla geri almak meri kanuna göre mümkün ise de ayıptır, günahtır. •Çünkü hediye¸ Allah rızası için, bir karşılık beklenmeden¸ menfaat gözetmeksizin ancak verilir. Aynı değerde bir hediye beklentisi içinde bulunmak, verdiğin hediyenin sevabını da alıp götürür.

Madem içinden hediye olarak vermedin, neden ikiyüzlüler/münafıklar gibi ulu orta hediye vermiş gibi bir görüntü verdin. Gösteriş için, hediye veriyormuş gibi bir tavır takınınlar, yalan söyleyenlerden hiç bir farkı yoktur. Yalan ve ikiyüzlülük insanı kötülüğe, kötülük ise insanı cehenneme götürür. Sana son tavsiyem: Tövbe istiğfar et, geri aldığın çeyrek altını sahibine iade et, özür dile ve ondan dua iste.

Prof. Dr. Ali SEYYAR
http://www.mirathaber.com/islamin-emri-hediye-karsilik-beklemeksizin-verilmelidir-dugunde-hediye-olarak-taktigi-ceyrek-altini-icra-ile-geri-aldi-8-5460h.html


Back To Top