18 Kasım 2018 Pazar
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

Kuşun biri

Kuşun biri kendisine bir kafes yapmaya karar verdi.

Tabii ki Kafka’nın “kafesin biri, bir kuş aramaya çıktı” aforizmasını biliyorum ama bu o değil. Hatta Ferit Edgü’nün “bir kuş kafes aramaya çıktı” cümlesini de biliyorum ama bu, o da değil.


Kuşun biri kendisine bir kafes yapmaya karar verdi. Gerçekten verdi bu kararı. Bu, odur.

Allah’ın arzının geniş olduğunu unutarak başladı kuş neye başladıysa. Uçsuz bucaksız göğün uçsuz bucaklığını unutarak başladı. “Bu uçsuz bucaksız gökte uçup duracağım da ne olacak sonunda?” sorusu geldi yapıştı boğazına, çöktü göğsüne. Bu dünyaya uçmak için geldiğine dair inancını kaybetti sonra. Göç yolunun tehlikelerinden usandı. Kimi ağaçların meyvelerinin insanlar tarafından, diğer kuşlar tarafından, bazı ayılar, bazı eşekler tarafından talan edilmesine içerledi. Aç kalmaktan korktu. Rızkı verenin Hüda olduğunu unuttu. Uçmaktan yoruldu. Konup göçmekten yoruldu. Kanat çırpmaktan yoruldu ve kuşun biri kendisine bir kafes yapmaya karar verdi.

Kendisine kafes yapmaya karar veren kuş zannetti ki yapacağı kafes daha önce yapılmış kafeslerin hiçbirine benzemeyecek. Zannetti ki kafesin enini boyunu, tahtasını ağacını kendisi belirleyince hiçbir sorunu kalmayacak. “Hem zaten” dedi kendi kendine, “diğer kafesler gibi olmayacak benim kafesim. Kilidi içeride olacak. İstediğim zaman açıp dilediğim gibi uçabilirim.”

Ormanda vakit geçirmeyi en sevdiği, “burası benim evim” dediği yere yapacaktı kafesini. Ağaç topladı. Elinden marangozluk gelirdi. Yonttu ağaçları. Çattı birbirine.

Kuş, kendisine kafes yaparken işini iyi bilen arif bir puhu geldi yanına. Kuşun yaptığı kafesi seyredip “demek kendine bir kafes yapıyorsun. Bu sevdaya düşen ilk kuş sen değilsin. Gökyüzünün vadettiği sonsuzluktan sıkılan ilk kuş sen değilsin. Gel vazgeç bu kafes işinden” dedi.

Dinlemedi onu bizim kuş. Kovdu yanından.

Bir vakit sonra, bitirdiği eserinin karşısına geçip kurumlandı. Yapılmış en iyi kafesi kendisinin yaptığını düşündü. İçine girip oturdu. Kafesin kilidini kanadının ucuyla kapatıp “bir kuş, kendi kafesinden başka yerde huzur bulamazmış, anladım bunu” diye düşündü.

İlk günlerinin gündüzleri dışarıda, geceleri kafesteydi. Gönlünce uçuyor, dilediği gibi taklalar atıyor, sonra kafesine gelip dinleniyordu.

Sonraki günler birkaç günlük yiyeceğini toplayıp kafese yığmaya, o yiyecekler bitene kadar da kafesinden çıkmamaya başladı.

Ağaç dallarında tüneyen yahut gökyüzünde kanat çırpan diğer kuşlara bakıp “aptalsınız hepiniz, bir kafesin kendinize sağlayacaklarından haberi olmayan zavallılarsınız” diye düşünmeye başladı sonraki zamanlarda. Diğer kuşlardan üstün görmeye başladı kendini. Daha zeki bulmaya başladı. Diğer kuşlar, bu aşağılamalardan sıkılıp kendilerine kafesler inşa etmeye başladılar. Kısa zamanda orman, kafeslerle doldu.

Günler günleri, aylar ayları kovalıyordu. Haftada bir gün kafesinden ayrılan kuşlar, yiyeceklerini acele acele toplayıp kafesine dönüyordu çabucak.

Bir gün, avcının biri ormana geldi. Baktı ki kafeslerde yatmaktan besili hale gelmiş bir dünya kuş var. Baktı ki kendilerini içerden kilitledikleri kafeslerde yaşıyorlar. Hemen kafeslerin dışına, kuşun açamayacağı kilitler uydurdu avcı. Kafesleri yanına alıp eve döndü.

Bir köyde yaşıyordu avcı. Kuşları, kafesleriyle beraber evin en karanlık köşesine koydu. Hanımına “her gün birini kesersin de kuş pilavı edersin” dedi.

Bütün kuşları birer birer kesti avcının hanımı. En sonunda sadece bizim kuş kaldı geriye. Evinden olan kuş, canından da olacaktı. Çaresiz, sabahı beklemeye koyuldu.

O gece, evin açık penceresinden içeri süzülen puhu, sessizce kafesin önüne gelip açtı kilidi. Ve kuşa dedi ki: “Şimdi aç kanatlarını ve uçabildiğin kadar hızla uç. Bir daha da kuş olduğunu inkâr etmeye kalkışma sakın.”

Bu hikâyeyi, bir vakit önce inşa ettiğim kafesimden anlatıyorum size. Gerçek bir kafesten yazıyorum. Dünya isminde bir avcı kafesimin kilidini kapatalı yıllar oluyor. Bir puhu bekliyorum. Kafesimin kilidini açacak ve bana nasihat edecek bir puhu. Fakat herkes bana diyor ki “puhuların nesli tükendi, senin derdinin bir dermanı kalmadı.”

İşte öyle zamanlarda, feryâd-ı figan koparıp başımı kafesimin çitlerine vuruyorum. Üstümdeki kan, kendi kanımdır böylece.

İsmail KILIÇARSLAN
http://www.mirathaber.com/ismail-kilicarslan-kusun-biri-29-5713y.html


Back To Top