19 Eylül 2018 Çarşamba
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

Mehmet ben sana örnek vermek zorunda değilim

Türkiye ne kadar ilginç bir ülkeyse sosyal medya, bilhassa twitter da bir o kadar ilginç bir dünya.

 


Şöyle söylenebilir. Twitter, kullanıcısının zekâ ve algı seviyesini düşüren, duygusal tepkilerini ise coşturan bir sistem. Oturup konuşma fırsatı bulsanız öyle ya da böyle bir ortak zeminde buluşacağınız herhangi biriyle “asla uzlaşamayacak düşmanlar” haline gelebiliyorsunuz burada.

Bu durumun ibretlik bir örneğini anlatmak istiyorum size ama önce biraz farklı bir yerden konuşalım.

Malumunuz, Türkiye’deki tarım ve tarımsal üretim konusundaki bilgi kirliğinin haddi hesabı yok. Mesele, gördüğüm kadarıyla iki bakımdan konuşuluyor. İlki, tarımsal üretimin Türkiye’nin geleceği olduğu meselesi… Ülkemizin verimli tarımsal arazilerinin kullanımının ekonomiye yapacağı katkılar vesaire… İkincisi ise Türkiye’de tarımın bittiği diskuru… Bu diskur “saman ithal ediyoruz” cümlesinden başlayıp “çiftçi bitti” lafına, “yerli tohum kalmadı” lakırdısından “bunların arkasında hep İsrail var” tespitine kadar ilerliyor.

Bir zamandır tarım meselesiyle biraz daha yakından ilgilenen biri olarak tespitim şudur: Ne tarımın Türkiye’nin geleceği olduğunu hararetle savunan kamp ne de “tarım bitti” diyen kamp bu meseleler hakkında en ufak bir bilgiye sahip değil ama fikirleri kamyonla. Ülkemizde zaten cari olan “bilgi olmadan fikir üretme” hastalığı bu meselede zirve yapmış durumda. Domatesin yerde mi ağaçta mı yetiştiğini bilmeyen, marul tarlası görse “ne güzel turp ekmişler” diyecek adamlar tarım konusunda ahkâm üzerine ahkâm kesiyorlar.

Erol Göka hocamdan ödünç alarak söyleyecek olursam Türkiye’deki “hiper-politizasyon” kimi meseleleri sakince, bilgiye dayalı olarak konuşmayı imkânsız hale getiriyor.

Bundan bir zaman önce bir mecliste, “Türkiye tarımsal üretimde Avrupa lideri” dediğimde bu bilginin doğru olduğunu ispat edebilmek için göbeğimi çatlatmıştım. Hane sayısı 30’a düşen köyümüzün girişinde biri işlenmiş gıda, diğeri de devasa soğuk hava deposu olmak üzere iki modern tarım işletmesi olduğuna ise fotoğraflarla ikna olmuşlardı ancak. Onlara göre Türkiye asla tarımsal üretimde Hollanda’yı, Belçika’yı falan geçemez, zaman içerisinde 150 haneden 30 haneye düşmüş bir köyde tarım işletmesi olamazdı.

“Tarım Türkiye’nin geleceği” diyenlerde de durum çok farklı değil. “Tamam, tarım Türkiye’nin geleceği de ne yaparak olacak bu” sorusuna verebilecekleri yegâne cevap “üretim teşviki” oluyor. Toprak reformu, bioyakıt, işlenmiş gıda, organik ve dikey tarım uygulamaları, sertifikasyonlar gibi konularda kimsenin bir şey bildiği yok.

Şimdi örneğime geçeyim. Mehmettuluce4 isimli bir twitter kullanıcısın zincir mesajları düştü önüme bir iki gün önce. Mehmet Bey, belli ki tarım işinden anlayan, veri okuma kabiliyetli, tarımsal üretim konusunda iyi düzeyde bilgisi olan biri. Tane tane Türkiye’nin tarımsal üretimde Avrupa lideri ve dünya yedincisi olduğunu, üretim çeşitliliğinde 1600 tarım ürünüyle dünya birincisi olduğumuzu ve 180 ülkeye ihracat yaptığımızı anlatmış takipçilerine. Dünyada üretim konusunda ilk beşte olduğumuz ürünleri de TUİK verilerine göre gösteren bir grafik paylaşmış.

Bir takipçisi şöyle yazmış bu tweet zincirinin altına: “Yerli tohumu da uzaylılar yasakladı zaten.” Mehmet Bey de sakince şunu yazmış: “Mesela hangi yerli tohumumuz yasaklanmış, bir örnek versene.” Takipçisi de şu ibretlik paylaşımı yapmış: “Mehmet ben sana örnek vermek zorunda değilim.”

Türkiye’nin asıl ve en önemli sorunlarından birinin tam olarak bu olduğunu düşünüyorum işte. “Mehmet ben sana örnek vermek zorunda değilim” rahatlığındaki cahil cesareti ve bu “hiper-politizasyon” yakında bizi “birbiriyle konuşamaz insanlar” haline getirecek.

Dört ayağı kesilen hayvancağız konusunda yapılan yorumlar ve kurulan cümleler de bunun net örneği.

Aslında ben tam bu noktada “öpüşmeli, sevişmeli…” dokuzuncu sınıf şiirleriyle beni benden alan Muharrem İnce hakkında yaptığım paylaşıma gelen kimi saçma sapan tepkileri de örneklerdim ama yazık ki yerim bitti. Sadece şu kadarını söylemekle yetineyim: Evet, CB adayı olmasaydı biyografisi bu kadar didiklenmeyecek, biyografisi bu kadar didiklenmese İnce’nin bu “ergen esrimeli cinsel açlık şiirleri” nazara gelmeyecekti. Keşke İnce cumhurbaşkanı adayı olmayaydı da o denli kötü şiire maruz kalmak zorunda kalmayaydık.

İsmail KILIÇARSLAN
http://www.mirathaber.com/ismail-kilicarslan-mehmet-ben-sana-ornek-vermek-zorunda-degilim-29-4512y.html


Back To Top