17 Ağustos 2018 Cuma
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

İstenildiği kadar çocuk mümkün mü?

«İstenildiği kadar çocuk sahibi olmak» şeklinde ifade edilen bir hayat görüşü giderek yaygınlaşmaktadır. Hususiyle İslâm dışı kaynakların propagandası ile yaygınlaşan bu görüş hakkında neler söyleyebilirsiniz?
İstenildiği kadar çocuk mümkün mü?
Bismillahirrahmanirrahim, Allah'a hamd, Resulü Muhammed'e salât ve selâm ederim. «İstenildiği kadar çocuk» ifadesiyle cemiyetimizin gündemine getirilen ve giderek artan bir propaganda ile hayatımıza mal edilmeye çalışılan aile planlaması ilk nazarda makul bir düşünce ve atılım gibi görülmektedir. Bu sebeple aile planlaması ameliyesi hayata Fıtrat ve İslâm kanunları zaviyesinden bakamayan insanlarımızı etkilemektedir. Gerçeği dile getirmek gerekirse bu akım, İslâm'ı inanç, tefekkür ve amel hayatının nizamı olarak gören insanlarımızı dahi fiilen tesiri altına almaktadır. Oysaki bu akım fıtrat düzenine, ilme, dine ve vakıaya zıttır.

Hocam! Tesbitlerinizin her bir bendine açıklık getirerek mevzuu biraz daha açar mısınız?

a — FITRAT DÜZENİNE ZITTIR:

Allah (c.c.) erkeği kadına, kadını da erkeğe arzulu ve ihtiyaçlı yaratmıştır. İnsanlığın devamını da üreme kanununa bağlamıştır. Bulûğ çağına eren her insanda oluşan ve gelişen bu arzu ve ihtiyacın evlilik içi ilişki ile karşılanması zarurîdir.

Bedenî ve kısmen de olsa ruhî tatmin için zarurî olan bu vakıayı insan hayatından dışlayamayacağımıza göre aile hayatı istenildiği kadar çocukla nasıl sınırlandırılacaktır? Bunun bilinen tek yolu üreme çağının bir iki çocuğa tahsis edilecek bir kaç yılı dışındaki uzun dönemlerini değişik usullerle koruma altına almaktır.

Her an dölleme ve döllenme kabiliyetinde olan fıtrat (yaratılış) düzenine karşı verilecek bu «koruma» mücadelesinde istenilen sonucu alabilmek de mümkün değildir. Zira kullanılan hiçbir usul yüzde yüz koruyucu olamamaktadır.

Aile hayatının tabiî seyrine müdahale edilerek baş vurulan koruyucu tedbirlerin rahim kanserine kadar nevilenen bir dizi bedenî ve ruhî rahatsızlığa sebeb olacağı da bilinen ve göz ardı edilemiyecek olan bir gerçektir.

Şimdi meşru cinsel hayatı problem ve nefse zulüm haline getirerek sağlığı tahrip edebilen ve uzun yıllar sürdürülmesi gerekecek olan bir ameliyenin Fıtrat düzenine zıt olduğundan şüphe edilebilir mi?

b — İLİM VERİLERİNE ZITTIR :

«İstenildiği kadar çocuğa sahip olmak» düşüncesi ve eylemi gayr-ı ilmidir. İlmi zaviyeden bakıldığında istenildiği kadar çocuğa değil bir tek çocuğa sahip olmak dahî mümkün değildir. Zira ilmî verilere göre döllenme olayının vücuda gelmesi ve döllenen hücrenin çocuğa dönüşerek doğumun gerçekleşebilmesi matematik ifadeyle sıfır ihtimallidir. Yani tabiî akış içinde ilişkinin çocuk sonucuna götürmesi ihtimali yok gibidir. Bunun mümkün olabilmesi için ilişki ile birlikte ilahî iradenin, bir diğer ifadeyle kader programının devreye girmesi lâzımdır.

Basit alıntılarla meselenin ilmî yönden ayrıntılarına inilemeyeceği için meraklı okuyucularımıza Dr. Haluk Nurbaki'ninKur'an Mucizeleriisimli eserinin ilgili bölümüne bakmalarını tavsiye ediyor ve soruyoruz:

İlmî verilerin sıfır ihtimalli olarak yorumladığı mucizevî bir olay olan doğumu, istenildiği zaman gerçekleştirebilecek ve arzu edilen sayıda tutulabilecek bir olay olarak görmek ilim verilerine zıt bir anlayış değil de nedir?

c —HAK DİNİ'N RUHUNA ZITTIR:

Hz. Âdem ve Hz. İsa örnekleri müstesna, yüce Allah ilişkiyi çocuğun yaratılmasına yegâne sebeb kılmıştır. Ancak her ilişkinin çocuğa sebeb olmadığı ve olamıyacağı ilmî çalışmalar yanısıra avamı tecrübelerle de bilindiğine göre milyonlarca çocuk hangi programa göre doğmaktadır?

Bu sualin mücmel cevabı özüne tam olarak vâkıf olunamayacak kader programındır. Ne var ki meseleyi idraklerimize yaklaştırıcı nisbî açıklamaları Kur'ân âyetlerinde ve Allah'ın Resûlü'nün hadislerinde bulmamız mümkündür.

Aşağıda mealleri sunulacak pek çok Kur'ân âyetlerinde açıklandığı üzere yüce Allah çocuğun yaratılmasını kendi takdirine bağladığı gibi onun yaratılış zamanım, cinsiyetini, suretini, rızkını ve hatta karakterini de kendi zatma bağlamaktadır.

«Söyleyin bakalım, rahimlere döktüğünüz meniyi; onu siz mi yaratıp insan haline getiriyorsunuz? Yoksa yaratan Biz miyiz?»

«Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Ö dilediğini yaratır. Dilediğine kız çocukları verir, dilediğine de erkek çocukları verir, yahut onları erkekli dişili çift çift verir. Dilediğini de kısır yapar. Şüphesiz O her şeyi bilendir ve her şeye gücü yetendir.»

«Rahimlerde sizi dilediği gibi şekillendiren de O'dur...»

«Fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Sizi de onları da biz rızıklandırıyoruz...»(Sırasıyla bak: Vakıa 58-59, Şûra 49-50, Al-i İmran 5, İsra: 31).

Allah'ın Resulü de mevzua açıklık getirici hadislerinde şöyle buyurmaktadır:

«Siz gerçekten azil (dışa boşalma) yapıyor musunuz?

Kıyamet Günü'ne kadar yaratılması takdir olunmuş her bir insan mutlaka ve mutlaka yaratılacaktır.»(S. Müslim, K. Nikâh, B, Hukmil-Azli).

İlmi verilerin de mukaddes yasaların bildirdiği ilâhî takdir ve düzeni doğruladığı zamanımızda çocukların kader programından bağımsız olarak vücuda getirebileceğini ve istenilen sayıda tutulabileceğini sanmak ve bu yolda girişimde bulunmak elbette Hak dinimizin ruhuna da zıttır.

d — YAŞANILAN VAKIAYA DA ZITTIR:

Tarafsız bir gözle incelendiğinde açıkça görüleceği üzere yeryüzünde hiç bir aile ve hiç bir millet çocuk sayısını istediği şekilde düzenleyememiştir ve düzenleyememektedir.

Planlamalar hedefine ulaşamamakta, nüfus sayısı istenilenden az veya çok olmaktadır.

Çocuk meselesinde arzularla fiilî sonuçlar arasında görülen istisnai uyumlar insanın nihai karar mekanizması olmasından değil, arzuların ilâhî iradeye zaman zaman paralel düşmesindendir.

Müşahhas örnekler verebilir miyiz?

İşte Çin'den Almanya'ya ve Türkiye'den Japonya'ya kadar bütün dünya önümüzdedir. Bazı ülkelerde zecrî tedbirlere rağmen nüfus artışı engellenemezken, bazı ülkelerde de teşvik tedbirlerine rağmen azalışına mani olunamamaktadır.

Bu meselede müşahede olunan acziyet hiç şüphe yoktur ki çocuğun vücuda gelmesinin kader programı ile irtibatlı oluşundan kaynaklanmaktadır.

Korunma tedbirlerinin en yaygın bir şekilde kullanıldığı Amerika'da ve Avrupa ülkelerinde yasa dışı doğumlar bile kontrol altına alınamamaktadır.

Açıklamalarınız ışığında meseleye yaklaşımınız nasıl olmalıdır?

Pıtrat'a, ilme, hak dinimize ve vakıaya zıt olduğu içindir ki modern elfaz-ı küfürden biri olduğuna şüphe edilemeyecek «istenildiği kadar çocuk» ifadesiyle propaganda edilen aile planlamasına inanç ve fiil bazında karşı çıkılması zaruridir. İşaret olunduğu üzere mezkûr sebepler, insanın yaratılışı ile ilgili âyetlerin üslûbu ve amacı bunu gerekli kılmaktadır. Aziz Peygamberimizin koruyucu tedbirlere baş vurmaması, üstelik azil'i (dışa boşalmayı) çocuğu diri diri gömmek olarak vasıflandırması ve pek çok sahabinin koruyucu tedbirleri haramlıkla tavsif etmesi de toplumumuza teşmil edilmek istenen aile planlamasına karşı tavır almamızı gerektirmektedir. (Bak. Zadül Mead 4/16).

Aile planlamasına karşı çıkılmasını gerektiren şuurlandıncı bir diğer önemli sebep de bu ameliyenin İslâm dışı güçler tarafından İslâm'ın, temelsizliğini tespit buyurduğu mesnetlere dayanılarak savunulmasıdır.

Gerçekler onların iddia ettiği gibi değildir. Onların İddia ettikleri gibi olsaydı korunmanın görülmediği hayvanlar ve böcekler dünyâsında tabii dengeyi bozan ve hayatımızı çıkmaza sokan aşırı bir çoğalma görülebilirdi. Nüfusunu artırmadan kalkınabilmiş bir tek ülke olsun gösterilebilirdi. Tabiî kaynaklar bitmiş, yararlanılabilecek coğrafi bölgeler tükenmiş olurdu. Henüz keşfedilemiyen nimetler bir yana bilinen maddelerin bile daha nice nice alanlarda kullanılabileceği hakikati kavranılamamış olurdu.

Evet gerçekler onların savundukları gibi değildir. Sağlıklı ve seviyeli nesiller yetiştirilememesinin sebebi, kalkınmanın istenilen hızda gerçekleştirilememesinin âmili onların propaganda ettikleri gibi hızlı nüfus artışı değildir. Asıl sebeb uluslararası emperyalizmin doymak bilmeyen ihtirasları, yerli ve kukla yöneticilerin beceriksizliği, içtimaî/sosyal gelirin büyük çoğunluğunu küçücük bir azınlığa yediren İslâmî sosyal adaletten yoksun taklitçi sosyal yapı ve kimliksiz eğitim sistemidir.

Sonuç olarak deriz ki koruyucu araçlar ve ilâçlar için gereksiz sanayi dallarının kurulmasını, ilâve teşhis ve tedavi merkezlerinin yapılmasını, pek çok uzman doktor ve psikolog yetiştirilmesini gerektirecek ve fuhşun yaygınlaşmasına sebep olabilecek olan aile planlaması çalışmalarına fikren ve hayatî bir zaruret yoksa özel hayatımızda da fiilen karşı çıkmak zorundayız.

Sayın hocam! Biliyorsunuz gerektiği gibi karşı çıkılamıyor.

Evet tesbitiniz doğrudur.

Bunun için gerekli şart genel İslâm kültürü yanısıra çocuğa İslâmi yaklaşımla bakabilmektir: Çocuk bir kulluk denemesidir. Allah'ın takdiriyle, O'nun ihsanı olarak vücuda gelir. Rızkım da Allah (c.c.) üstlenmiştir. Hamileliği cihaddır. Bakılması, yetiştirilmesi, nafakasına aracı olunması ahiret yatırımıdır. Duacı olan sadaka-i câriye olduğu gibi, ıstırab ve sıkıntı vereni de da mağfirete ve derece yükselmesine vesiledir. Dünyamızda sömürülen müslümanlar kemmiyet ve keyfiyet planında nüfus artışına muhtaçtır.


Ali Rıza DEMİRCAN
http://www.mirathaber.com/istenildigi-kadar-cocuk-mumkun-mu-13-1809h.html


Back To Top