All for Joomla The Word of Web Design

Kafirun Suresi Gönül Okumalarım(1)

Sohbeti Kur’an olanın yolu aydınlık olur:

     Afrika’yı köleleştiren, Ortadoğu coğrafyasını kan gölüne çeviren zihniyetin (Din) sahibi “Kâfirlerin Dini” ile “İslam Dininin” hiçbir zaman uyuşmayacağı;

     Yeryüzünde adı ne olursa olsun (Hıristiyan, Yahudi, Budist, Adı Müslüman vb.) İnsanların uygulama ve yaşantılarına göre “Kâfirlerin Dini” ve “İslam Dini” olmak üzere sadece iki “Din” olduğu;

     Kişinin yaşadığı hayat, dinidir. Bu dinin “Kafir Dini” mi “İslam Dini” mi ? Olduğunu kendi yaşantısından anlayabileceği;

     Farklı Dinlere mensup insanların Taptıkları İlahlarını birbirlerine karşı pazarlık konusu yapmamaları gerektiği;

     İslam Dininin Rabbi olan Allah’ın Peygamberimiz aracılığı ile “Herkesin Dini Kendisine!” diye meydan okumasının nedeni: Maun Suresinde Kâfirlerin İslam Dinini istedikleri kadar yalanlasalar da toplumda gerçek manada yaşandığı takdirde insanların rağbet edeceği gerçek din olacağı;

     İsmen hangi dine mensup olursa olsun maddi menfaat söz konusu olduğunda inancını ve ilahını pazarlık konusu yapan insanların Kâfir Dini’ne mensup olduğu;

     Maun Suresinde İslam Dininin toplumsal boyutunu inkâr eden Kâfir Din Mensuplarının, kişisel tapınma olan kulluklarının da İslam Dinine aykırı olduğu;

     Yaratılış özelliğine binaen insan, inanç bakımından tek bir Tanrı inancı (İslam) anlayışına kolaylıkla yönelebileceği;

     Müslüman nasıl bir ortamda bulunursa bulunsun (Devlet, topluluk, köy, kasaba, şehir) kendi inanç sistemi çerçevesinde yaşaması gerektiği;

     Müslüman bulunduğu ortamda ki her türlü inanca sabır ve tahammül göstermesi gerektiği;

     Müslüman bulunduğu ortamda başkalarının inancına saygısızlık yapmadan kendi inancı olan İslam’ı yaşaması gerektiği;

     Duygularını değil akıllarını kullanan farklı din anlayışlarına sahip insanların birbirlerini tahakküm altına almadan bir arada yaşayabilmelerinin mümkün olduğu;

     Müslüman dini inancını (İslam’ı) bizatihi kendisi yaşamak ve çevresine tavsiye etmekle mükellef olduğu, aile efradı da dahil çevresine dayatmacı ve otoriter bir yaptırımla inancını kabul ettirme gibi bir mükellefiyeti bulunmadığı;

     Her insan kendi inandığı dinin doğruluğunu kabul eder. Taki Kuranda bahse konu olan İslam Dinini gerçek anlamıyla yaşayan birisini gördüğünde veya Kuranın kendisini keşfettiğinde İSLAM’IN gerçek ve Allah cc katında geçerli din olduğunu anlayacağı;

     İnsan topluluklarını yöneten otoritenin (Devlet vb.) sahibi bulunduğu otoriteyi herhangi bir dinin dayatılmasında değil hangi dine mensup olursa olsun kendi dinleri üzere yaşamak isteyenlerin korunmasında kullanabileceği;

     İslam Dini, mensuplarına dinin emirlerini yaşarken karşılaşabileceği zorluk ve sıkıntıları aşma hususunda “hücumu” değil “savunmayı” tercih etmesi gerektiği;

     Beşeri anlamda güç ve hakimiyetin yeryüzünde gayri müslimlerin elinde olması halinde bu durumu kabullenmek kompleks değil gerçeğin kendisi olduğu;

     Müslüman’ın hedefinde geçmişte adı firavun, nemrut olan günümüzde kapitalizm denilen beşeri manada yeryüzü güç ve hâkimiyetinin sorunlu bir vatandaşı değil “Hz. Yusuf’u” olmak sorumluluğu olduğu;

     İslam toplum önderlerinin günümüz yeryüzü hâkimiyetini elinde bulunduran güçler karşısında Müslümanları çile, ızdırab ve zulme uğratmadan dünyevi hayatlarını yaşatma sorumlulukları olduğu;

     İslam coğrafyasında son yüzyıldır Müslümanların çektiği sıkıntı ve ızdırablar din olarak Kurani manada İslamı yaşadıklarından değil aksine adı “İslam” ama özünde Kuran ve Peygamber olmayan cahilane din anlayışının hâkimiyetinden kaynaklandığı;

     Hangi dinin olursa olsun o dinin âlimleri tarafından ittifakla kabul ettikleri ritüellerin (ibadet şekillerinin) tartışılmaması ve bu konuda farklı din mensuplarının birbirini kınamaması ve saygı göstermesi gerektiği;

     Eylem ve düşünmekte (tapınma vb.) hür yaratılan insan, gerçekleştireceği eylemi zihinsel düşüncesinde gerekçelendirip vicdani onayının sonucunda yaşadığı için yanlışlığı veya doğruluğu öldükten sonra kendisine ceza veya mükâfat olarak gösterileceği (Allahüalem);

     Yüce Allah cc Peygamberimiz as aracılığı ile çeşitlilik bakımından yeryüzünde inanç, din, insan, düzen, sistem, devlet, ideoloji olarak sadece iki çeşit olduğunu, bunların birisinden razı olduğu diğerinden ise razı olmadığını haber verdiği;

     Müslüman bir kimsenin başka dinlere ait ibadet şekillerini şeklen dahi olsa hatıra binaen, protokol gereği ve ya her ne sebeple olursa olsun yapmaması gerektiği;

     Herhangi bir güç veya insan topluluğu tarafından bir Müslüman’a devlet (Kamu) idareciliği teklifi yapıldığı takdirde sözde değil özde Kurani değerler çerçevesinde görevini yürütmeli aksi takdirde hiç karışmaması gerektiği;

     İnsanın zihinde oluşturduğu tanrısal güce tapınmasının başlı başına bir “Din” olduğu, bu anlayışın usul ve yöntem farklılığına göre Tevhid Dini (İslam) veya Kafir Dini (diğerleri) olacağı;

     Tabi oldukları Dini başka dinlerle entegrasyona rıza göstermenin kendi inanç değerlerinde (Dininde) ciddiyet kalmadığının göstergesi olduğu;

İnsanoğlunun Tanrısal bir güce inanma ihtiyacının doğuştan var olduğu önemli olan bu ihtiyacın Yaratıcının istediği şekilde olması;

     İlk insandan başlamak üzere Peygamberimize (saygılarımı sunarım) kadar ve dahi günümüze kadar Allah tarafından razı olunan kulluğun (İslam Dini) yeryüzünde azalsa da kesintisiz yaşayan insanların var olduğu ve kıyamete kadar da olacağı;

     Dinde tebliğ güç kullanarak değil kişinin bizzat kendisi yaşayarak yapması gerektiği;

     Yaratılmış hiçbir İnsan yoktur ki Tek Büyük Allah’ın istediği inanç değerlerini, gerçekten yaşayan birisi üzerinde gördüğü veya Kuranı keşfettiği zaman bizzat kendi vicdanı İslam’ın doğruluğunu onaylamasın, fakat kabul etme hususunda yanlış saplantı, yaşam tarzı ve çevre baskısı vicdanının sesini örteceği;

     Kuran-ı Kerim “Kâfirler” kelimesini aşağılamak için değil Allah katında kabul edilebilir dinin İslam olduğunun görülmesine rağmen görmemezlikten geldikleri için kullandığı;

     Kulluk ve tapınmayı İslam Dini üzere kabullenip yaşayan kimseleri Yüce Allah cc muhatap alarak onura ettiği, aksine davrananları da muhatap almadığı onları kendisine inanan insanlar üzerinden uyardığı;

     İslam Dinine göre diğer tüm dinler Allah nezdinde kabul edilebilir olmasalar da saygılı davranılması, kınanmaması ve aşağılanmaması gerektiği;

     Dinin derdi devlet yönetmek değil insan yetiştirmek olduğu;

     Dinin yetiştirdiği insan aklını kiraya veren teslimiyetçi ve biat değil aklını kullanarak kamuya ve çevresine yük olmadan sorgulayıcı zorlayıcı ve başarılı bir insan olması gerektiği;

     Asalak bir hayatı terk edip Allahın biz kulları için sunduğu yeryüzü imkânlarından Kendi çaba gayret ve kazanımlarıyla hayatını sürdürmenin manevi adının “Allahtan başka kimseye muhtaç olmamak” olduğu;

     Mekke Yöneticilerinin dertlerinin “Din” olmadığı Kamunun güç zenginlik ve sınıf üstünlüğünün ellerinden gitme telaşıyla Peygamberimize Mekke yönetimini paylaşma teklifi yaptıkları;

     İnsan topluluklarının veya kamunun gücünü ve zenginliğini eline geçirip sınıf üstünlüğü oluşturarak kişisel çıkar aracı haline dönüştürenlerin yolunun “Din” olarak kategorize edildiği, Müslüman şahsiyetin böyle bir ekibin içersinde yer almaması gerektiği;

     İslam Dininde ibadet ve tapınmanın herkesin kendi kafasına göre olamayacağı ancak Kuran ve Peygamber menşeili olabileceği;

     Mekke otoritesinin ve Medine otoritesinin (Bugün ki mana da “Devleti” diyebiliriz) her iki toplum da Peygamberimize devlet yönetimini teklif etmişlerdi. Aralarında ki farkın ise Mekke yönetimi mevcut kurulu toplumsal sistemle entegre olmasını istemiş, Medine Yönetimi ise yeni bir toplumsal sistemin sil baştan kurulmasına razı olmuşlardı. Tercih konusunda İlahi emrin Medine’yi tercih ettiği;

Kafirun Suresi düşünsel okumalarımdan zihnime yansıdı.(2)

Estağfirullah… Estağfirullah… Estağfirullah…

Kuran Okuyunuz. O’nu okudukça kişiye özel zihinsel yansımalarını keşfedeceksiniz. Doğrusunu Allah (cc) bilir.

Fehmi YAĞLI

(1) Bu yazıyı okurken “Kafirun Suresi düşünsel okumalarımdan zihnime yansıdı.” cümlesini her paragrafın akabinde olduğu varsayılarak okunması tavsiye olunur.

(2) Söz konusu bu ve benzeri çalışmalarım kesinlikle meal veya tefsir çalışması olmayıp, İlgili Kur’an Suresi okumalarım esnasında zihinsel olarak fehmettiğim tespitlerdir. Kişisel olarak ibadet ve zikir amaçlı yaptığımız derslerin paylaşımından kastımızın ümmeti Kur’an okumaya yönlendirmede faydası olacağı düşüncesiyle, ayetlerin ruhuna ve surenin bütünlüğüne uygun akıl ve gönül okumaları yapmak olup Kur’an’ın ibadet muamelat ve fıkhına aykırı tespitlerin varlığı halinde ehlince uyarılmaya her zaman açık ve tashihimin beyanı olduğunu belirtmek isterim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir