21 Ocak 2019 Pazartesi
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

KALPLERİN FETHİ, ÜLKELERİN FETHİNDEN ÖNCE GELİR

İnsan, üç “K” harfinden yani KAFA, KALP ve KARINdan ibaret olarak tanımlanmaktadır. Bu tanımla, insanın etkilenme yolları, avlanma odakları ve kendini ispat edebilmesi için sahip olduğu değer merkezleri dile getirilmiş olmaktadır.  Rasulullah (sav), Medine’ye hicret edince Mescidi inşa ederek Kalbi; Suffeyi inşa ederek Kafayı; pazar yerini inşa ederek de Karnı hedeflemiştir.
KALPLERİN FETHİ, ÜLKELERİN FETHİNDEN ÖNCE GELİR
Kalp yeryüzünün en büyük bir coğrafyasıdır. Bu büyük coğrafyada çok büyük ve hiç durmayan bir savaş vardır. Bu savaş bildiğimiz gibi iman ve ruhun; şeytan ile nefse karşı verdiği bir savaşıdır. İnsanlığın ezeli düşmanı olan şeytan, kendisine hedef bölge olarak insanın kalbini seçmiş, yanına da nefsi alarak hiç bitmeyecek bir savaşı başlatmıştır.

Biyolojik olarak kalbimizin, akciğere ve vücuda bir günde sevk ettiği kan miktarı 25-30 tondur. Bir senede 9 bin ton kanı vücuda sevk ederken, 63 yıllık bir ömür süresince sevkettiği kan miktarı 567.000 tondur.

Bu istatistik bilgileri niçin verdik? Çünkü yaklaşık 270 gram ağırlığında olan bir et parçası olan kalbimizle, imanın yeri olan kalbimiz arasında sıkı bir benzerlik ve iletişim söz konusudur.

Hal ve hareketlerimizin düzelmesi, kalbimizin düzelmesine bağlıdır. Bu konuda Rasûlullah (sav) şöyle buyurur: “İnsan vücudunda bir et parçası vardır ki, o düzelirse bütün vücut düzelir; o bozuk olduğunda bütün vücut bozulur. İyi bilin ki o et parçası kalptir.” (Buhârî, İmân, 39; Müslim,Musâkât, 107).

Asıl körlüğün kalp körlüğü olduğunu da Yüce Allah şöyle ifade eder: “Gerçek şu ki, kör olan gözler değildir; gerçekte kör olan, sinelerdeki kalplerdir.” (Hac:22/46)

Kur’an üzerinde düşünmeyen kalplerin kilitli olduğunu da şöyle anlatır: “Bunlar, Kur'ân'ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri kilitli midir?(Muhammed:47/24)

Bütün düşünce ve davranışların karara dönüştüğü, büyüyüp geliştiği yer, kalptir. Vücudun en uç noktalarına kan pompalayıp canlılık ve hareket getiren nasıl maddi kalp ise, düşünceleri hareketlendiren, davranışları şekillendiren ve yönlendiren de manevi kalptir.

Kalbin tasdik ve kararı olmadan yapılan işler zevksiz ve gönülsüzdür. Allah katında, yapılan işlerin makbul olabilmesi için kalbin onayından geçip ihlas boyutuna ulaşması gerekmektedir. Hem dünya hem de ahiret mutluluğu için kalbin mutmain olması çok önemlidir. Allah, suretlere değil, sîretlere önem verir. “Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza değil, kalplerinize ve amellerinize bakar.”(Müslim,Birr,33;İbn Mâce,Zühd,9; Ahmed b. Hanbel,2/285, 539).

Kıyamet günü fayda verecek olan kalbin durumunu da Allahu Teâla şu şekilde belirtir: “O gün, ne mal fayda verir ne de evlât.Ancak Allaha selim bir kalp ile varan başka.” (Şuarâ:26/88-89)

Kalb-i Selim; bozuk inançlardan, dünyevî şehvet ve lezzetlere meyletmekten uzak olan kalptir.

Dolayısıyla insana esas etki edecek olan kalptir. Dil ve diğer organlar kalbe tâbidir. Bundan dolayı kişinin kalbi, selim/iyi olursa, bu organlar da selim olurlar. Eğer kişinin eli ve dili selim değilse, bundan kalbin de selim olmadığı anlaşılır. (Râzî, Mefâtihu’l  Ğayb, 17/351)

Kalplerin paslanması, kulların işlediklerinden kaynaklanmaktadır: “Kul, bir hata yaptığı zaman kalbinde siyah bir nokta meydana gelir. Eğer kişi, o hatadan nefsini uzaklaştırır, af talep eder ve tevbede bulunursa kalbi cilalanarak leke silinir. Aksine günahı işlemeye devam ederse, kalpteki leke artırılır. Hatta bir zaman gelir, kalbi tamamen kaplar.(İbn-i Mâce,Zühd,29)

Öyleyse beden ülkesine hâkim olabilmek için, kalp başkentinin tahkim edilmesi, işgalden kurtarılması gerekir. Nefsin işgali, baskısı ve dayatması altında olan kalp, muktedir olamayan iktidarlar gibidir.

İnsanı etkilemek isteyen dost ve düşman güçler hep kalbin kapısını çalar. Meseleyi temelden halletmek, beden ülkesini merkezden fethetmek isterler. Akıl ve hislerin savaş alanıdır kalp… Stratejik bir bölgedir. Süratle ve sürekli olarak halden hale, şekilden şekle, kabulden inkâra, inkârdan kabule geçen, dönen bir organdır.

Bir anlamda da kalp, “Dünyaya kapalı Allah’a açıktır”. Nazargâh-ı ilahîdir. Allah katında itibar merkezidir. İnsanlar görünüşe göre, Allahu Teâlâ ise, kalpte gizlenen duygulara, hareketlerin temelinde yer alan düşünce ve niyetlere göre hüküm verir.

Öyleyse bu kadar önemli ve değişken olan ve beden ülkesinin başkenti konumunda olan kalbe/gönle girmek gerekir. Gönle girmenin de bin bir yolu vardır. Girilecek gönle göre usul ve üslup farklı olabilir. Bunlardan bazıları şöyle sıralanabilir:

Samimi olmak.

Muhatabın problemini çözmek.

Zor zamanda yanında olmak.

Karşılıksız sevgi beslemek.Eğer bir kişiyi karşılıksız olarak Allah için seviyorsan; ondan iyilik görünce sevgin, kötülük görünce de nefretin artmaz. Eğer artıyorsa bu, Allah için değil nefsin içindir.

 İkram edici olmak.

Yâr olup bâr olmamak/Yük alıp yük olmamak.

Bir insanın kalbini İslam’a açmanın ne kadar önemli olduğunu Rasûlullah (sav), Hayber’in fethi sırasında, sancağı Hz. Ali’ye teslim edip ona talimat verirken şöyle belirtmiştir: “Yavaşça onların sahasına sokul, sonra onları İslam’a davet et. İslam’daki vecibeleri haber ver. Allah’a yemin ederim ki, senin vasıtanla Allah’ın bir kişiye hidayet vermesi/İslam’ın bir kalbe girmesi, kırmızı develere sahip olmandan daha hayırlıdır.(Buhari, Cihad,102,143; Müslim, Fedailü’s-Sahabe,34)

Bu hadis, İlay-ı Kelimetullah/Allah’ın adını yüceltme niyet ve maksadının önemini, hem de her kalbi bir ülke gibi İslam’a açmak için gayret gösterilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

Öte yandan şu da unutulmamalıdır ki, herkesin bir ülke fatihi olma imkân ve şansı yoktur ama bir kalp fatihi olma imkânı vardır.O halde İslam’ı yaymak, onu daha çok insana duyurmak ve taşımak için gösterilecek her seviyedeki gayretler bir fetih hareketidir. Öyleyse beldelerin fethi, kalplerin fethi içindir. Maksat, her ne olursa olsun ülke fethetmek, toprak zabdetmek değildir.Allah’ın kullarını, Allah’a kulluğa, İslam çerçevesi içinde razı etmektir. Bu da, insanla İslam arasındaki engelleri kaldırmakla gerçekleşebilir. Cihadın gayesi de kalpleri İslam’a açabilmek için “insanla İslam arasındaki engelleri kaldırmaktır.

Sonuç: Şu halde günümüz Müslümanları, inançlarını ve düşüncelerini baskı, dayatma ve silah zoruyla sindirerek kitleye mal etme demek olan teröre ve terör örgütlerine bulaşmadan, önce kendi gönüllerini İslam’a teslim ettikten sonra beldelerin fethinden evvel kalplerin fethine talip olmalıdır. Unutmayalım ki, kalpleri ihmal edenler çözülmeyi hak ederler.

 

                                                                                          


Musab SEYİTHAN
http://www.mirathaber.com/kalplerin-fethi-ulkelerin-fethinden-once-gelir-8-6065h.html


Back To Top