All for Joomla The Word of Web Design

Katılımcı İstişare Kültürü Yerelde Nasıl Yaşatılır?

Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan’ın “demokrasi yerelde başlar” sözünden hareketle “Yerelde Katılımcı İstişare Kültürü” üzerinde yapmış olduğum yorumun bir devamı olarak bugün bu kültürün yönetime katılım açısından hangi temel ilke ve yaklaşımlarla yerelde nasıl yaşatılabilir konusuna ağırlık vereceğim.

Erdoğan: Demokrasi Yerelde Başlar

Yönetime Katılım, bütün vatandaşların kamu yönetimine doğrudan doğruya ve sivil demokrasi gereği katılma hakkını elde etmesidir. Dünyanın birçok ülkesinde ve ülkemizde klasik temsili demokrasinin, toplumların hızlı gelişmesine, değişik halk kesimlerinin özlemlerine cevap verme konusunda yetersiz kalması, halkın yönetime daha çok ve daha aktif olarak katılmak istemesi, yerel politikaların önemini arttırmış, yerel düzeyde oluşturulan politikalar, ülke çapındaki politikaları daha çok etkilemeye başlamıştır. Bu bağlamda, katılımcı sivil demokrasinin güçlendirilmesi ve yaygınlaştırılması konusunda yerel yönetimlere daha çok rol düşmektedir. Yerel yönetimler, yalnızca bir hizmet kuruluşu olarak değil, aynı zamanda, demokratik siyasî kurumlar olarak yeni işlevler üstlenmektedir/üstlenmelidir.

Bugün “toplumsal katılım ve yetkilendirme” konusu, uluslararası metinlerde yer almakla beraber uygulamada henüz standart ve yaygın bir boyut kazanmamıştır. Artık yerel birimler, toplumsal katılımı ilerletme stratejilerinde istişare mekanizmasının bir kültürel sermayeye dönüşebilmesi için, daha fazla çaba göstermelidir. Bizler medeniyetimizde (Kuran ve Sünnette) aslında var olan istişare olgusu üzerinde düşüne duralım dünyada sivil-siyasî katılımın uygulanabilirliğini yani istişare pratiğini inceleyen bilim insanları çoktan somut uygulama biçimleri ortaya koymuştur.

Bunların başında birlikte-belirleme (co-determination), ortak-yönetim (cogestion), çoklu demokratik/katılımcı yönetim (democratik-participation managament) ve(ya) çok aktörlü yönetim (yönetişim=governance) gibi farklı istişare sistemleri gelmektedir. Bu çerçevede (yerelde) yönetime katılım, bazen yeterli sayıda insanın kendi huzurunu, gelirini, güvenliğini ve niteliğini artırmak için, bir aksiyon içinde bulunması, bazen ekonomik bir çıkar elde etme veya bu çıkarı sağlayacak makamlara gelme aracı, bazen de sadece karar ve uygulamalardan bilgi sahibi olmak için kullanılabilmektedir.

Katılımın hem siyasî, hem de idarî boyutu vardır. Siyasî boyutuyla katılım, özel şahısların ve onların oluşturduğu birimlerin, örgütlerin kendini yöneten kadroların seçim ve eylemlerini belirlemek ve etkilemek için giriştikleri çabalar olarak tanımlanabilir. Yani, siyasî karar alma mekanizmasını etkilemek amacında olan ve otonom olarak bir yöntemi benimseyip bunu uygulayan herkes, zorlayıcı bir durum olmadan, gönüllü olarak siyasî katılma eyleminde bulunmaktadır.

Bu yönüyle de siyasî katılım toplumsal bir olgu olan otoritenin meşruluğunun da bir gereği olmaktadır. Yönetim boyutu açısından bu olgu, siyasî ve idarî kadroların belirlenmesinden çok onların almış olduğu kararlara, yapmış oldukları işlemlere yurttaşların ve STK’ların katılımı olarak tanımlanmıştır. Bu bağlamda yönetime katılma, istişare kültürünü besleyen bir deneyim olarak görülebilir. Karar alma süreçlerine katılma, sadece demokratik bir gelişme değil, sosyo-ekonomik kalkınmayı da içerdiği gözden kaçırılmamalıdır.

Ülkelerde, hizmetlerin yürütülmesine ilişkin politikaların belirlenmesine ve halkın yönetime katılmasına imkân sağlayan temel ilkeler, anayasa hükümleri ve kanunî düzenlemelerle belirlenmiştir. Günümüzde katılmayı sağlayan temel ilke temsil ilkesidir. Bu ilkeye göre halkın öncelikle siyasî partiler, gönüllü dernekler ve dinî cemaatler gibi gruplarla hizmetlere ilişkin karar verme sürecine katılmaları beklenmektedir. Bununla birlikte, bu temel ilkenin yanında katılma ile ilgili görüş ve uygulamaların ülkeden ülkeye çeşitlilik arz ettiği de gözden kaçmamaktadır.

(Yerelde) katılımcı istişare kültürünün tam olarak uygulanabilmesi için, siyasî sistemdeki bütün unsurların demokratikleşmesi gerekmektedir. Bu açıdan bakıldığı zaman fertler, kendi yerel çevrelerindeki karar alma mekanizmalarına katılarak, kamusal alanlara etkin katılım için gerekli olan beceri ve motivasyonu yerine getirebilir. Katılımcı istişare kültürünün benimseyen Müslüman bir toplumun yapı taşları, devlet yönetimini ve siyaseti bir hayat nizamı olarak algılayan, siyaseti yalnızca parti çalışanlarının bir eylemi olarak görmeyen şuurlu yurttaşlardan oluşmaktadır.

İslâmî Devlet Düzeninde Katılımcı İstişare Mekanizmaları

Kamu/toplum ile ilgili kararlar/faaliyetler, siyasî bir çerçevede ancak değerlendirilebilir. Dolayısıyla güçlü bir katılımcı istişare kültürü, seyirci/pasif/duyarsız yurttaşlarla değil, siyaseti birlikte barış ve dayanışma içinde bir yaşama biçimi olarak gören aktif ve sorumlu yurttaşlar tarafından gerçekleştirilebilir. Yöre insanın birlikte yaşama şartları ile ilgili kararların alınmasına katılmalarının ilk örneğini Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), hicretten sonra Medine’de vermemiş midir? Bu çizgide devlet yönetiminin en alt kademesinden en üst kademesine varıncaya kadar katılımcı istişare mekanizması anlayışı hâkim kılınmamış mıdır? Peygamberimizin (sav) Medine’de oluşturmuş olduğu yönetim anlayışını araştıranlar, aslında bugün gelişmiş demokrasilerin övündüğü katılımcılık ilkelerini görebilir.

İslâmî devlet düzeninde monarşilerden ve tepeden inmeci yönetimlerden farklı olarak bütün vatandaşlar eleştiri, katılım ve birlikte karar alma hakkına sahiptir. Akıl baliğ Müslümanların kendilerini ilgilendiren konularla ilgili karar verme sürecine gözlemci olması, katkıda bulunması ve yer yer müdahil olması, katılımcı istişare kültürünün bir parçası hâline gelmiştir. İslâmî yönetim anlayışında Müslümanların bilgi edinme ve hesap sorma mekanizmalarıyla seçilmiş ve(ya) atanmış idarecilere yön göstermeleri ve denetlemeleri, katılımcı istişarenin bir gereğidir.

Velhâsıl-ı Kelâm

Ülkemizde yerel yönetici adayları, Peygamberimizin (sav) Medine sonrası hayatını iyi okumalı ve yönetim ilkelerini iyi bilmelidir. Yerel yöneticiler, halkın kendi kendini yönetmesi idealini gerçekleştirebilmelerinin zeminini hazırlamalı ve bunun için de en etkin istişare mekanizmalarını geliştirmelidir. Katılımcılık kavramının temel gereklerinden birisi olan istişare, İslâm’ın temel hükümlerine aykırı olmadığı sürece çoğunluk ilkesi ve seçmenlere karşı hesap verme sorumluluğu gibi değerlerin yerel yönetimlerde hayata geçirilmesi daha kolaydır.

Onun için katılımcılığın tabandan tavana yayılmasını sağlayabilecek konumda olan yerel yöneticiler, istişare kültürünün işlerlik kazanması ve sürdürülmesinde önemli bir rol üstlenebilir. Yerel yönetimlerde “metal yorgunluğu” söz konusu ise bunun bir sebebi de yöneticilerin idare sistemlerine yöre halkına katılma imkânı vermemesidir. Zaten katılımcı istişarenin olmadığı siyasî sistemlerin sağlıklı işlemesi de mümkün değildir. O halde devlet-millet ve(ya) Belediye-Yöre Halkı kaynaşmasını istiyorsak (yerel/merkezî) yöneticiler, mevcut şartlara uygun en etkin katılım mekanizmalarını oluşturmak ve gerçekleştirmek mecburiyetindedir.

Toplumsal değerleri yaşatmaya yönelik sivil demokrasinin ancak katılımcı istişare ile mümkün olduğu gerçeğinden hareketle, gelecek köşe yazımızda inşallah yerel yönetimlerde katılımı artırıcı düzenlemeler, oluşumlar ve mekanizmalar üzerinde duracağız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir