13 Aralık 2018 Perşembe
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

“KİNG OF THE MOUNTAİN” KİTABININ BİR TAHLİLİ: ATATÜRK DEMOKRAT VE AGNOSTİK MİYDİ? (1)

Bu yazı dizimizde 18 yıllık bir araştırma neticesinde ortaya çıkan “King of The Mountain: The Nature of Political Leadership”(Dağın Kralı: Siyasi Liderliğin Tabiatı) kitabının yazarı Arnold M. Ludwig’in Atatürk’ün şahsî dünyasına yönelik görüş ve tespitlerini, bizzat kitabından alıntılar yaparak, ele alacağız.
“KİNG OF THE MOUNTAİN” KİTABININ BİR TAHLİLİ: ATATÜRK DEMOKRAT VE AGNOSTİK MİYDİ? (1)
Kitapta 20. yüzyılda yaşamış 199 ülkenin 1.941 siyasî liderin ahlâkı, sapkın tutum ve davranışı, kıyaslanarak serbestçe ele alınıp psikiyatrist gözüyle özgürce değerlendirilmiştir. Siyasî liderler içinde 5816 sayılı kanunla sadece Atatürk’ün manevî şahsiyeti korunduğu için, alıntılarda Atatürk’ü direkt olarak aşağılayan ifadelere veya şahsî varsayıma dayalı şüpheli kanaatlere yer vermeyeceğiz.

Bununla birlikte Ludwig’in Atatürk hakkındaki bazı görüşlerini yeri geldiğinde belgelerle ya (kısmen de olsa) doğrulayacağız, ya da gerektiğinde tashih edeceğiz. Bir insan olarak Atatürk’ün dünya/din görüşü ve karakteristik özellikleri ile ilgili ortaya çıkan bilimsel bulgular, sadece Atatürk’ü değil yaşadığı dönemi de aydınlatır. Atatürk ve dönemine ait kesin ve doğru bilgiler, kültürel/tarihî bilince dönüştürüldüğünde bugünümüzü ve yarınımızı daha kolay anlayabiliriz.

Neden Ludwig’in kitabını tahlil etme ihtiyacı duyduğuma dair bir iki açıklamada bulunmalıyım. Didem Arslan Yılmaz'ın 29 Ekim 2018 tarihinde yönettiği “Türkiye'nin Nabzı” TV programının konuğu olan İlker Başbuğ, bu kitap ve yazarı hakkında sitayişte bulunmuştu. Atatürk’ün demokratlığına yönelik soruya Başbuğ, şu şekilde cevap vermişti:

“Dönemin ne olduğunu ben söylersem, bunu Başbuğ dedi derler, ama bakın ben bunu bilimsel olarak ifade ediyorum. Bir Amerikalı sosyolojik profesör (aslında psikiyatrist) bilimsel olarak 20. yüzyılın bütün liderlerini analiz ediyor ve işin ilginç yönü bütün liderler arasında kriterler neticeleri (hangi kriterler olduğunu söylemiyor veya bilmiyor) açısından Atatürk birinci çıkacak. Yabancı gözüyle, yani bu kitabın yazarı Ludwig, Atatürk’ün dönemini nasıl isimlendiriyor? Demokrasiye Geçiş Dönemi.”

http://www.mirathaber.com/ludwigin-kitabini-esas-almak-ataturke-aleni-hakarettir-ilker-basbug-ludwige-gore-ataturk-donemi-demokrasiye-gecis-donemidir-7-5672h.html

İlgili haber-yorum yazımda siyasî liderlerin hangi kriterler açısından analiz edildiğini ve bu bağlamda Atatürk’ün 31 puanla ilk sırada nasıl yer aldığını açıklamıştım.

Atatürk’ün Demokrasi Anlayışı

Şimdi ise ilk önce Başbuğ’un Atatürk’ün iktidarda olduğu dönemi “Demokrasiye Geçiş Dönemi.” olarak ifade etmesinin asıl kaynağına bir bakalım. İlgili kitabın 46. sayfasında hakikaten bununla ilgili olarak aynen şu ifade yer almaktadır:

“Atatürk, militarist yönetimi boyunca Türkiye’de demokrasinin ve seküler devletin zeminini ortaya koyabilmiştir.”

Buna göre Ludwig, kitabında “Demokrasiye Geçiş Dönemi.” tabirini kullanmamış ama bu anlama gelebilecek bir tespitte bulunmuştur. Ancak Ludwig, Atatürk’ün Cumhurreisi olduğu dönemde ülkenin, demokratik olmaktan çok militarist (askeri) bir yönetim anlayışı ile idare edilmiş oluğunu da vurgulamıştır. Ne var ki bu geçici dönem, ileride demokratik ve laik devletin oluşumuna da zemin hazırlamıştır.

Atatürk’ün hayalinde/zihninde belki de gerçekten demokratik bir devlet tesis etmek vardı. Nitekim Hasan Rıza Soyak, Atatürk’ün “Biz öyle bir idare, öyle bir rejim istiyoruz ki, bu ülkede Padişahlığa yandaş olanlar bile bir parti kurabilsin.” dediğini iddia etmektedir.[1]

Atatürk’ün gerçek niyetini ifşa eden bu açıklamalar eğer doğru ise, T.C. Devleti’nin parlamenter sistemi ile demokrasisi ile ilgili gelişmişlik seviyesi, Atatürk’ün arzu ettiği kıvama henüz ulaşmış değildir. Çünkü Siyasi Partiler Kanununa göre (m. 4), bırakınız Saltanatı/Hilafeti savunmak, Atatürkçülüğü reddedip başka bir dünya görüşü savunan bir partinin kurulması dahî halen yasaktır.

Atatürk’ün Dinî/Felsefî İnancı Agnostik Miydi?

Konumuz Ludwig’in kitabında yer alan siyasî liderler olduğuna göre, bu bağlamda Atatürk’ün felsefî/dinî inancı ile ilgili kısma geçelim. Ludwig, kitabının 332. sayfasında Atatürk’ün manevî dünyasına yönelik olarak şu kanaatlerini dillendirmektedir:

“Birçok lider, inançsız olduğu halde, en basitinden pratik siyasî sebepler uğruna, ikiyüzlülük göstererek, kiliseye gitti, tapınaklarda ibadet etti veya (dinî) türbeleri ziyaret etti - bunu bir ateist olan İndira Gandhi yaptı ve bir agnostik olan Kemal Atatürk yaptı – hâlbuki birçok lider, kendi ülkelerinde siyaseten uygun olduğu halde bunu yapmadı.”

Ludwig; malum kitabında Atatürk’ün dinî/felsefî dünya görüşünün Agnostizm’e dayandığını iddia ediyor. Bu tespitinin şimdiden ne kadar doğru olduğunu değerlendirmek yerine Agnostisizm’den ne anlaşıldığını açıklamak, belki de daha doğru olur. Agnostisizm, Allah’ın ve kâinatın nereden türediğinin bilinmediğini ve bilinemeyeceğini ileri süren felsefî/dinî bir öğretidir. TDK, Agnostisizm’e kısaca “Bilinemezcilik; Bilinemezlik” olarak tercüme etmektedir.

Yunan’ca “agonustos” (bilinmez) kelimesinden türemiş olan Agnostisizm, metafizik (gaybî) hakikatlerin insan zihni/aklı tarafından bilinemeyeceğini öne süren şüpheci bir doktrindir. Bilginin, duyuma ait algıdan ileriye gitmesinin imkânsız olduğu; aklın, hadiselerin ve görüşlerin ötesinde nüfuz edemeyeceği anlayışını temellendirmek üzere Agnostisizm kavramı/teorisi, İngiliz biyolog Thomas Huxley (1825–1895) tarafından ilk kez 1869 yılında ortaya atılmıştır.

Buna göre her çeşit metafizik ve ontolojiye (yaratılışa) ait olay ve olguları bilmek mümkün değildir. Dolayısıyla bu gibi meselelere kafa yormanın bir anlamı yoktur, çünkü ne kadar düşünürsek düşünelim yine bir netice almak gayri kabildir. Dolayısıyla agnostik bir düşünceye sahip olan insanlar, genelde Allah’ın ve diğer metafizik varlıkların ispatını yapmak, bilimsel olarak mümkün olmadığını savunur.

Bununla birlikte bazı agnostik düşünürler, tıpkı deistler gibi, metafizik varlıkların ve hadiselerin (Tanrı, büyü, cin, keramet, istidraç vb.) varlığına tereddütsüz olarak inanmakla/kabul etmekle beraber, bunların aklen ispatlanmasının mümkün olmadığı yönünde tezler savunur. İspatlanması mümkün olmayan veya pozitivist bilimsel bulgu ve(ya) verilere göre henüz ispatlanamayan fakat tereddütsüz olarak varlığı kabul edilen metafizik nesne, hadise veya hakikatlere aksiyom (müteârefe) denilmektedir.

İslâm ve Agnostisizm

İslâm’a göre, hakikat olduğu apaçık belli olan veya kabul edilen mütârefelerin/gaybî konuların (ilmî yönden de ispatı mümkün olduğu halde) ispata ihtiyacı yoktur. Çünkü gayb, bir iman konusudur ve Kuran-ı Kerim, müminleri tarif ederken, onların gaybe iman ettiklerini şu şekilde açıklamaktadır:

“Onlar (öyle takva sahipleridir) ki, gaybe (gaybte Allah’a) imâa eder, namazlarını kılar ve kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden infak eder.” (Bakara: 3).

Müminler, mutlak anlamda akıl ve duyularla değil ancak vahiyle, yani Allah’ın en son kitabı olan Kuran ile bilinmesi mümkün olan manevî hakikatlerin varlığına olduğu gibi inanır. Manevî hakikatlerin varlığı veya yokluğu konusunda bilimsel bir tespitin veya ispatın yapılamayacağı tartışmalarından/iddialarından bağımsız olarak müminler/şuurlu Müslümanlar, tevhidî istikamet üzere gaybe inandıkları için, agnostik olmaları mümkün değildir. Kaldı ki İslâm âlimleri/Kelamcılar, kâinatın ve dolayısıyla gaybî varlıkların Allah tarafından yani ilahî bir irade ile yaratılmış olduğunun aklî delillerini “eserden müessire”(sanattan sanatkâra) ve “müessirden esere”(sanatkârdan sanata) gibi yöntemler ile ispat etmiştir.

Buna göre küllî manada bütün bilinen (bildiğimiz) ve “bilinmeyen” (henüz bilmediğimiz) varlıklar, aslında sonsuz kudret, hikmet ve ilim sahibi olan Allah’ın akıllı/bilinçli tasarımın somut/soyut bir eseridir. Görünen ve görünmeyen bu eserler, işlevsel yönleriyle belirli bir gayeye yönelik olması hasebiyle bir hikmet çerçevesinde eşref-i mahlûk olan insan için ancak yaratılmış olabilir. Kendi kendine yani tesadüfen ortaya çıkmamış olan ve birbiriyle anlamlı bir ahenk içinde olan bu harika eserler, olsa olsa maddî olmayan ve her daim her şeye hâkim olan gaybî/manevî bir varlık (Allah) tarafından yaratılmıştır.

Akl-ı selimce düşünen her insan, Allah’ın lütfu/iradesi ile bu sonuca varabilir. Bu yönüyle Allah, kalben akledenler için, “Vacibu’l-Vücud” yani tevhit inancına göre “varlığı aklen mecburî ve kaçınılmaz olan yegâne Yaratıcıdır.” Fıtrî farkındalık bilincine erenler, sadece Allah’a iman etmez aynı zamanda O’nun (c.c.) hiçbir benzeri olmadığına, her şeyi hakkıyla işiten ve bilen olduğuna da inanır (Şura: 11).

Velhâsıl-ı Kelâm

Agnostik düşünen bir insan, Allah’ın varlığını ispatlama zahmetine girmediği ve dolayısıyla bilinçli bir tercih olarak Allah’a iman etmek noktasından uzak kaldığı için, hayatını vahiy ekseninde şekillendirme ihtiyacı da duymaz. Peki, Ludwig’in Atatürk’ün agnostik olduğuna dair bulgular nedir? Bunları kitapta göremiyoruz. Ancak Ludwig’in teşhisinin doğru olduğunu, Atatürk’ün1 Kasım 1937 yılında TBMM’de yaptığı açılış konuşmasının son cümlelerinde kolayca görebiliriz:

Dünyaca bilinmektedir ki, bizim devlet yönetimimizdeki ana programımız, Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, yönetimde ve politikada bizi aydınlatıcı ana çizgilerdir. Fakat bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya yaşamdan almış bulunuyoruz.[2]

Ezcümle; Ludwig’in kitabında Atatürk’ün yaşadığı müddetçe demokrat olduğuna dair herhangi bir somut bilgi bulunmamaktadır. Ne var ki kitapta kendisinin agnostik olduğu açıkça belirtilmektedir. Herhalde bugün birçok tarihçi/siyasetçi Atatürk’ün demokrat olduğunu yüzde yüz olarak teyit edemez. Buna mukabil kendisinin özellikle Cumhurreisi olduktan sonra agnostik ve hatta bunun ötesinde pozitivist/ateist[3] olduğuna dair görüş beyân eden birçok yerli/yabancı tarihçi/ilahiyatçı bulunmaktadır.

Bu yazımızda Atatürk’ün sadece iki hasletiyle iktifa ettik. Malum kitapta Atatürk ve birlikte olduğu insanlar hakkında daha birçok bilgi verilmektedir. Bu bilgileri gelecek yazımda inşallah sizlerle paylaşacağım.

 

 






[1] Hasan Rıza Soyak; Atatürk’ten Hatıralar; YKY; İstanbul; 2004; ss. 61-62.







[2] TBMM’nin V. Dönem, 3. Yasama Yılı; Millet Meclisi Tutanak Dergisi D. V, C. 20, Sa. 3; 1 Kasım 1937; https://www.tbmm.gov.tr/tarihce/ataturk_konusma/5d3yy.htm.









Prof. Dr. Ali SEYYAR
http://www.mirathaber.com/king-of-the-mountain-kitabinin-bir-tahlili-ataturk-demokrat-ve-agnostik-miydi-1-14-5825h.html


Back To Top