18 Kasım 2018 Pazar
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

KÜRESEL KAPİTALİST SİSTEMİN TEMSİLCİLERİ ÇOK ULUSLU ŞİRKETLERDİR


PROF. DR. MUHYİDDİN KARADAĞİ: İSLÂM ÜLKELERİ, KAPİTALİST SİSTEME KARŞI ALTERNATİF BİR DÜZEN KURMALIDIR

Adaleti Savunanlar Stratejik Araştırmalar Merkezi'nin (ASSAM), Adaleti Savunanlar Derneği (ASDER), Üsküdar Üniversitesi, İslâm Dünyası STK'lar Birliği (İDSB) işbirliği ile tertiplediği 2. Uluslararası ASSAM İslâm Birliği Konferansı devam ediyor.
KÜRESEL KAPİTALİST SİSTEMİN TEMSİLCİLERİ ÇOK ULUSLU ŞİRKETLERDİR
Bu yıl, "İslâm Ekonomisi ve Ortak Ekonomik Sistemler" temasıyla düzenlenen konferansta konuşan Müslüman Âlimler Birliği Genel Sekreteri Prof. Dr. Muhyiddin Karadaği, kapitalist sistemin kriz içerisinde olduğunu ve Müslümanların buna alternatif bir düzen kurması gerektiğini belirterek, "Bütün ekonomik aktivitelerle ilgili sadece sözle değil, siyasetle, malî politikalarla, somut adımlarla desteklenmiş çalışmalar ortaya konulmalı." dedi.


KÜRESEL KAPİTALİST SİSTEMİN TEMSİLCİLERİ ÇOK ULUSLU ŞİRKETLERDİR

Değerli okuyucularım;

Küreselleşen dünyada çok uluslu kapitalist şirketler, dünya pazarları için üretim yapan ve gelişme stratejilerini bir tek ülke çapında değil dünya ölçeğinde belirleyen, birden fazla ülkede faaliyette bulunan, genelde tek merkezden yönetilen, üretim ve hasılat tutarları büyük rakamlara ulaşan dev boyutlu holdinglerdir.

Çok uluslu şirketler, kâr, kazanç ve iktisadî menfaatlerini dünya ölçeğinde maksimize etmeyi hedefleyen, monopol veya çoğunlukla oligopol pazarları oluşturarak, küresel ölçekte haksız rekabet şartlarından yararlanan, evrensel kapitalist işletmecilik anlayışını ve ticarî faaliyetlerini, millî ve milletler arası ekonomik, malî, siyasî ve hukukî engelleri aşarak, birden çok ülkede gerçekleştirmeye uğraşan güçlü firmalardır.

Bugün kapitalist sistem, küresel boyutuyla büyük ortak sermayeli çok uluslu şirketler aracılığıyla hâkimiyetini sürdürmektedir. Emperyalist devletler, 3. Dünya ülkelerini sömürürken, kapitalist girişimciler, yüz yılı aşkın süredir, kendi ülkelerinin piyasalarına odaklandı, işçileri sömürerek yüksek kârlar elde etti. Bugün ise çok uluslu şirketler, kendi merkez ülkelerinde uygulanmakta olan sosyal politikalar sebebiyle sömürü alışkanlıklarını daha çok küresel ölçekte devam ettirmektedir. Siyasî ve iktisadî engellerin ve sınırların kalktığı bir dünyada küresel kapitalist girişimciler, gözlerini daha çok yatırıma ve teknolojiye muhtaç iktisadî yönden geri kalmış İslâm ülkelerine dikmiştir.

Çok Uluslu Şirketler, Emperyalist Devletlerin Gizli Ortağıdır

Çok uluslu şirketler, stratejik plânlama, yatırım, üretim, ar-ge faaliyetleri ve personel politikası ile ilgili stratejik kararlarını, anavatan olarak gördükleri genel merkezlerinde almaktadır. Dışarıdan elde edilen kârların ekseriyeti yine genel merkeze aktarılmaktadır. Üretim, finans (banka), teknoloji, güvenlik, danışmanlık, enerji ve ticaret başta olmak üzere küresel iktisadî yapının tümünde temel belirleyici konumunda oldukları gibi 3. Dünya ülkelerinin sadece iktisadî/malî yönüyle değil siyasî geleceklerini de tayin edecek güçtedirler.

Özellikle II. Dünya Savaşından sonra dünya çapında yaygınlaşan ve birçok piyasada tekel veya oligopol olarak faaliyet gösteren, sahip oldukları malî güç sebebiyle de çoğunlukla siyasî otoriteler üzerinde baskı kurabilen çok uluslu şirketler, gelişmiş Batı ülkelerinin dünya ölçeğindeki post-modern emperyalist hâkimiyetlerini perçinleyen iktisadî vasıtalar olarak da değerlendirilebilir. Tekelci ayrıcalıklar sebebiyle çok uluslu şirketler, ekonomik güçlerini kötüye kullanabilmekte ve giderek elde ettikleri siyasî güç yoluyla hükümetler üzerinde baskı yapabilmekte, menfaat çatışmalarında ülkelerin sosyo-ekonomik yapılarını ve demokratik gelişmelerini de tehdit edebilmektedir. Gerektiğinde perde arkasından siyasî entrikaların ve darbelerin finansörlüğünü de üstlenebilmektedir.

Dünyanın en büyük 200 çok uluslu şirketinin toplam kaynağı, dünyadaki ekonomik faaliyetlerin yaklaşık dörtte biri civarındadır ve 189 ülkeden 182’sinin toplam ekonomik büyüklüklerinden fazladır. Çok uluslu şirketler, olağanüstü ekonomik güçlerinin bir yansıması olarak, uluslararası diplomatik/siyasî ilişkilerde lobi ve danışmanlık faaliyetleriyle etkili olabildiği gibi, küreselleşmeyi kendi lehine çevirebilen etkin aktörlerdir.

Kârlarını maksimize edebilmek maksadıyla, ürün pazarlarını dünya geneline yaymak isteyen çok uluslu şirketler, şirket birleşmeleri ve(ya) borçlarını kapatmak mecburiyetinde kalan fakat kaynak sıkıntısı çeken ülkelerin özelleştirme politikalarına danışmanlık şirketleri aracılığıyla kendi lehlerine olabilecek şekilde müdahale etmekte ve devlet fabrikalarını satın almak suretiyle o ülkedeki gücünü daha da artırabilmektedir.

İslâm Ülkelerinin İktisadî Durumları

Cenab-ı Hakk’ın İslâm ülkelerine verdiği bunca nimetlere rağmen bazı İslâm ülkelerinin refah içinde olmaları, bazılarının ise açlık çekmesi, kabul edilebilir bir durum değildir. Ümmet şuurunun olmaması, kardeşlik duygusunun ortadan kaybolması, yürekler acısıdır. Kendi aralarında işbirliği sağlanamadığı için, her biri çok uluslu şirketler tarafından sömürülmekte ve Yahudi bankaların verdiği faizli krediler yüzünden iç ve dış borçlarını ödeyemeyecek konuma gelmiştir. Millî üretim ve ihracat, istenilen miktarda artmamanın bir sonucu olarak dış ticaret açığı büyümekte ve büyük bir cari açık ortaya çıkmaktadır. Giderek büyüyen cari açığın sıcak paralarla karşılanıp borçların yeniden borçlanarak değil birlikte üretimi artırarak, ihracat yaparak kapatılmalıdır.

Birçok İslâm ülkesinde toplanan vergilerin önemli bir kısmı faiz ödemelerine gitmektedir. Devletler, her sene bütçeden milyarlarca faiz ödemektedir. İslâm coğrafyasının toprakları bereketli, yer altı ve üstü kaynakları zengin, çalışkan ve nüfusu genç ülkeler olmalarına rağmen halkların ekseriyeti yoksul, işsiz ve borca esir edilmiştir.

Dış ticaret açığı ve buna bağlı olarak cari açığı yıldan yıla sürekli olarak artan, bütçesi sürekli açık veren ülkelerin başında İslâm ülkeleri gelmektedir. Bütçe açıklarının kamuya ait kurulu tesisleri satarak veya yeniden borçlanarak kapatılabildiği İslâm ülkelerinde millî ekonomilerin rayında gitmesi imkânsızdır. Çünkü halkın imkânları iç ve dış sömürü gruplarına aktarılmaktadır.

İslâm Ülkeleri, Çok Uluslu Kapitalist Şirketlere Karşı Nasıl Bir Sistem Oluşturabilir?

Emperyalist Batı ve onların uzantısı olan çok uluslu şirketlerin yanında paralı askerlerin İslâm coğrafyasını kontrol ve idare etme tarzı, ülkelere göre farklılıklar arz etmektedir. Batı, ya NATO gibi askeri birliklerini kullanarak, ya da ABD’nin tek başına yaptığı askeri hamlelerini seyrederek, bazen Müslüman ülkelerde fitne çıkarttıktan sonra demokrasi vaadiyle doğrudan müdahale ederek o ülkeyi işgal etmektedir (Irak, Afganistan gibi).

Bazen Arap Baharı (Suriye, Libya gibi) gibi tatlı vaatlerde bulunarak, Müslüman gruplar arasında iç savaş çıkartmakta, bir tarafı tutarak, Müslüman toplumların iç dinamiklerini silah satarak tahrip etmekte ve vekâlet savaşlarını desteklemektedir. Bazen darbeci de olsa (Mısır gibi) işbirlikçi hükümetler bularak, dindar Müslümanların zindanlarda çürümesine sebebiyet verir ve çok uluslu şirketlerin o ülkelerde daha aktif olmalarını sağlar.

Böylece İslâm ülkeleri kendi aralarında kavgalı veya en azından kopuk oldukları için, kendi başlarına ekonomilerini güçlendirememekte, emperyalist güçlerin oyunlarına gelmekte ve  en sonunda çok uluslu şirketlere bağımlı hâle gelmektedir. Emperyalist Batı ve onun hamisi olan çok uluslu şirketlerin ırkçı, faizci ve kapitalist yaklaşımı, insanlık aleyhine bütün hassas dengeleri bozmuştur. Çok uluslu şirketler, İslâm coğrafyasında stratejik bölgeleri kontrol altında tutmak, açık denizlerde hâkimiyet sağlamak, stratejik maden ve enerji kaynaklarına ulaşmak istemektedir. Batı, çok uluslu şirketler aracılığıyla küresel sömürü düzenini ayakta tutmak için çaba gösterirken, İslâm ülkelerinin gaflet içinde bu duruma seyirci kalmaları düşünülemez.

İslâm ülkeleri, küresel çapta cereyan eden iktisadî emperyalizme karşı bir güç birliği oluşturabilmeleri için, ilk önce kendi aralarında sıkı bir diplomatik diyaloğa geçmelidir. Bu vesile ile Hak adına hem iç çatışmalara, hem de kendi aralarındaki savaşlara derhal son vermelidirler. İçerde ve dışarda sosyal barış ve güvenlik olmadan, Müslüman ülkeler arası işbirliği de olmaz. Öncelikle akan kanın durması, şiddetin son bulması için, tüm alanları kapsayan güven telkin edici bütüncül bir anlayış ve politika tarzı ortaya konulmalıdır.

Kendi aralarında dış ticaret ve gümrük uygulamalarını iyileştirmelidirler. Karşılıklı olarak vizeler kaldırılmalı, kendi para birimleri ile alış veriş yapılmalı, gümrük mevzuatı sadeleştirilmeli, hizmet kalitesi arttırılmalı, işlemler hızlandırılmalı ve etkinleştirilmelidir. İslâm ülkeleri, iktisadî alanlarda işbirliği yaparak, müşterek kaynaklarını en etkili bir şekilde müşterek menfaatler doğrultusunda iyi bir koordinasyonla üretime sevk edebilmelidir. Her bir İslâm ülkesi, karşılıklı olarak diğer kardeş ülkelerde ticaret ataşeleri açıp, karşılıklı işbirliği alanlarını tespit etmeli ve dolayısıyla bu ataşelikler “Dış Ticaret Ajansları” gibi kullanılmalıdır. Bu ajanslar, şirketlerin herhangi bir İslâm ülkesinde yatırımlarına başlamadan önce ciddi bir ön hazırlık yapmalı ve fizibilite raporları hazırlamalıdır. Stratejik sanayi hamlelerin planlanmasında ajanslar şirketlerle ve Müslüman girişimcilerle işbirliği yapmalıdır.

Yüksek katma değer sağlayan sanayi ve ileri teknoloji ürünü malların üretimi, ancak sermayesi güçlü büyük şirketlerin yapabileceği bir iştir. Onun için İslâm ülkeleri, üreten ve ürettiklerini yurt içinde ve yurt dışında pazarlayabilmeleri için, Müslümanların kurduğu şirketler, devletlerin desteği ile birleş(tiril)meli ve küresel pazarlarda daha güçlü bir rol alabilmelidir. Birleşen İslâm şirketleri, üretim kapasitelerini yükselterek, birlikte ürettikleri mal ve hizmetleri daha cazip fiyatlarla dış piyasalarda satabilecek ve çok uluslu kapitalist şirketlere karşı rekabet gücünü artabilecektir. Birleşen İslâm şirketlerinin küresel rekabet gücünün artırabilmesi için, yerli ve ileri teknoloji mallarının üretiminde kullanılan girdiler üzerindeki vergiler düşürülmelidir.

Tüketime ve israfa ayrılan kamu kaynakları, verimli kullanılmalı, kalkınmada karşılıklı yardımlaşma anlayışı doğrultusunda ortak bir fonda buluşturulmalı ve ihtiyaç duyulan İslâm ülkelerinde üretime ve istihdama yönlendirilmelidir. Kaynak israfını önlemenin yanı sıra iş ve yatırımlar için ilave kaynak ihtiyaç duyulduğunda girişimcilere faizsiz kredi imkânları sunulmalıdır.

Hiçbir İslâm ülkesi kendi başına ve kendi malî/teknolojik imkânlarıyla iktisadî emperyalizme karşı mukavemet gösteremez. Onun için İslâm coğrafyasını kalkındırmak için, bütün İslâm ülkeleri emperyalist güçlere karşı samimî, bilinçli ve kalıcı bir şekilde bir araya gelmeli, ticarî, iktisadî, siyasî, sosyal münasebetlerini ileri düzeye çıkartmalıdır. İslâm ülkelerinin halklarının kaynaşabilmeleri için, sınırların kaldırılması ve kendi aralarında turizm imkânlarının artırılması gerekir.

Küresel senaryolara karşı mevcut İslâmî kurum, kuruluş ve Birlikler yeniden canlandırılmalıdır. Mesela Türkiye, Pakistan, Bangladeş, Mısır, Nijerya, İran, Endonezya ve Malezya’dan oluşan D-8 yeniden aktif hâle getirilebilir ve genişletilebilir, İslâm Kalkınma Bankası ile İslâm İşbirliği Teşkilatı yeni ve etkin görevler üstlenebilir ve üye ülkelerin dinamiklerini harekete geçirerek, müşterek faydalı projeler üzerinde çalışmalar yapabilir.

C. Hak, küresel tehditlere karşı Müslüman ülkelerin liderlerinin kalplerine ümmet şuuru versin ve İslâm ülkeleri arasında her alanda güç birliği oluşturabilecek hayırlı fırsat ve imkânlar yaratsın.

Prof. Dr. Ali SEYYAR
http://www.mirathaber.com/kuresel-kapitalist-sistemin-temsilcileri-cok-uluslu-sirketlerdir-prof-dr-muhyiddin-karadagi-islam-ulkeleri-kapitalist-sisteme-karsi-alternatif-bir-duzen-kurmalidir-7-5695h.html


Back To Top