Kutsallarımız Şirk Nedenimiz Olmasın!

Ömür denilen süreçte ve kuşaklar arası inanç aktarımlarında doğal olarak  insanoğlunun maneviyatına yönelik vazgeçilmezleri onun kutsalları olmuştur.

İnsanlığa ait kutsalların dayanağı incelendiğinde; sorgusuz sualsiz bağlandığı Kişiler ve ilahi özellikler atfedilen kitaplar olmuştur. İnsanların Okuduğu kitaplar ve bağlandığı kişilerden öğrenerek şekillendirdiği hal ve hareketler, mekanlar, hiç bir ortamda ve şartta kendi isteği olmaksızın vazgeçemeyeceği  dindir,ideolojidir, bilimdir, akıldır.

İnsanoğlunun yaratılışından günümüze kadar yeryüzünde taraftarı bulunan ne kadar “din” varsa ilk çıktığı kaynağını inceleme imkanı olsa eminim ki şirke bulaşmamış tek Tanrılı hak dini olacağı inancı taşımaktayım.

İnsanlık aleminde hangi dine ait olursa olsun ne kadar şekil, mekan, ritüel ve sembollerden ibaret kutsallar varsa; çıkış nedeninin, hangi dinde ismi ne ise bizde Allah cc olan yaratıcı tek İlahımızın zatının gaybi olmasından kaynaklanmaktadır. Gaybıyyetin verdiği sır, insanlık psikolojisi üzerinde ki güce tapınma istek ve duygusuyla birleşince istismarı kolay ve istenilen manevi ritüellere, şekillere,mekanlara ve kişilere güç vehmederek yanlış yönlendirmek kolay olmuştur. Halbuki “Allah’ın cc zatının gaybiliği de yarattığı mahlukların acziyeti ve asla Kendi zatına benzemeyeceğinden ve eşsiz kudretinden   olduğu” şeklinde aklın bulduğu izahtan ne zaman ki kopma yaşanmaya başlamışsa insan zihninde ve toplumsal davranışta vazgeçilmez hal alan kutsallar Yaratıcı güç kavramına evrilmeye başlamış ve insanlık inançlar üzerinden uyuşturulmuş sürü mantığı ile yönetilmiş ve topluluk gücünden istifade edilmiştir.

Tek ilah dini olan Müslümanlıkta kutsallar asla “ilah” mertebesinde olamaz ve değildir. Hassasiyet gösterilmeyen dikkat edilmeyen kutsalların çok kolay bir şekilde asıl amacından koparılıp şirkin kaynağı olma tehlikesi, bazı şeytani zekalar  sayesinde dünyevi çıkar ve güç elde etmek amacıyla her zaman var olmuştur.

Kutsallarımıza şirke bulaşmaksızın değer atfetmemiz ancak aklımızı kullanmak suretiyle mümkün olabilir. Kullanılmayan akıl, sadece dünyevi imkanları elde etmek için kullanıp dini inançla ilgili hususlarda  çeşitli isimler altında ki kişi veya kurumlara havale edildiği takdirde nerelere savrulacağını ve doğru yol üzere kalıp kalmayacağını kestirmek mümkün olmayacaktır.

İslam Alimleri arasında ki mezheplerden kaynaklı farklı görüşlerden herhangi birisinin tek başına asla Dinin kesin emri, yani farzı şeklinde değerlendirilmemesi anlayışı Müslümanlar arasında yaygınlaşması gerekmektedir. Aksi takdirde gelenek, görenek ve kültürden kaynaklı kutsallaştırılan hal, hareket ve düşüncelerin şirke konu olması kaçınılmaz olacaktır. Bu şekilde kutsallaştırılan istikamet üzere yol göstermek için konan işaret levhalarının mensuplarını yanlış istikamete yönlendireceği için ortalık kendisinin doğru yolda olduğunu sanan  yanlış yola sapmış taklidi iman sahibi müslümanlarla dolacaktır.

Mezhepleri farklı Müslümanların maalesef zamanla mezhepler arası farklı dini uygulamaların birbirleri arasında yapılması veya görüşlerin benimsenmesi din değiştirmekle eşdeğer tutulduğu çağlar İslam coğrafyasında yaşanmıştır. Müslümanlar arasında farklı görüş mensubiyetinin cinayetlere ve zulme dönüştürüldüğü maalesef Peygamberden sonra sahabe arasında dahi yaşanabilmiştir.

İnsanın hayatında asla vazgeçemeyeceği birden fazla kutsalları bulunabilir. Örneğin Bizim dinimiz İslam’a göre kutsallarımızın kaynağı Kur’an vahyi ve bu vahye elçilik eden Resul Muhammet’tir. Bu kutsallar bizim inancımız gereği yolumuzun yaşantımızın istikametini gösteren  işaret levhalarıdır. Asla tek büyük ilahımız olan “Allah” cc değildir. Allahla Kul arasında arabulucu, kurtarıcı konumuna getirilemez. Bu işaret levhaları ancak mevcudatın yaratıcısı tek güç ve kudret sahibi eşi ve benzeri olmayan Allah’a şirk koşmaksızın hatırlatma ve hatırlama işlevi görmesi gerekir. Kutsallık özelliğini de akıl kullanılmak suretiyle şirke bulaştırmadan nesiller arası aktarımlarda sadece yön göstermek maksadıyla söz konusu kaynaktan almıştır.

Kur’an ve Resul Muhammet (A.S.) kaynaklı, şirke bulaştırılmamış mekanlarımız,şekillerimiz,işaretlerimiz ve ibadetlerimizden müteşekkil  ömrü hayatımızdaki vazgeçilmezlerimiz bizim kutsallarımız dır. Bunlar sadece hedefi gösteren işaret levhalarından ibarettir.Dini içerikli bu kutsallar bizim inancımız gereği yolumuzun yaşantımızın istikametini göstermektedir. Bu kutsallar elbette tek büyük ilahımız olan Allah’ın cc haşa benzeri, eşi, yardımcısı, aracısı değildir asla olamaz. İstikametimizin doğruluğunu tayin için konan işaret levhalarının insan zihninde şirke düşürecek tasavvurlarından şiddetle kaçınılması, imasının dahi yapılmamasının tevhit inancının olmazsa olmazıdır.

İşte bu doğrultuda Kitabımız, Camilerimiz, Ezanımız, Mekke, Medine, Kudüs vb. şehirlerimiz, Peygamberimiz ve arkadaşları, Alimlerimiz; istikametimizin doğruluğunu gösteren ve doğru yolu bulmada işaret levhalarımızdır. Önemli olan bu işaret levhalarının yol gösterici özelliğini unutup  kendisine tutku derecesinde bağlanılarak şirke bulaşmamak Kur’an’ın tevhit inancına aykırı hal hareket ve düşüncelere kapılmamaktır.

Fehmi YAĞLI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir