16 Kasım 2018 Cuma
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

LUDWİG’İN KİTABINI ESAS ALMAK, ATATÜRK’E ALENÎ HAKARETTİR


İLKER BAŞBUĞ: LUDWİG’E GÖRE ATATÜRK DÖNEMİ, DEMOKRASİYE GEÇİŞ DÖNEMİDİR

29 Ekim 2018 tarihli Didem Arslan Yılmaz'ın yönettiği “Türkiye'nin Nabzı” programının konuğu 26. Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral İlker Başbuğ idi. “Cumhuriyet'e giden yolda hangi kritik eşiklerden geçildi?” ana teması çerçevesinde Didem Arslan Yılmaz'ın “Devrimlerin tepeden inme, halka rağmen yapıldığı iddiasına ne diyorsunuz?” sorusuna İlker Başbuğ, programın 62 dakikasında şu cevabı vermiştir: “Atatürk, meclisi ve millî iradeyi önemsemiştir, hep kural ve yasalara bağlı kalmak istemiştir, ama bunun tek istisnası vardır: Saltanatın kaldırılması. Orada sert hareket etmiştir…”
LUDWİG’İN KİTABINI ESAS ALMAK, ATATÜRK’E ALENÎ HAKARETTİR
“Atatürk dönemini nasıl ifade edersiniz, otoriter mi, demokratik mi?” sorusuna ise Başbuğ, “Otorite konusuna hiç girmeyelim” dedikten sonra Profesör Arnold Ludwig tarafından 2002 yılında kaleme alınan “King of The Mountain: The Nature of Political Leadership”(Dağın Kralı: Siyasi Liderliğin Tabiatı) kitabını seyircilere gösterilmesi dileği ile Didem Hanıma vererek, programın 47. dakikasında şunları söyledi: “Dönemin ne olduğunu ben söylersem, bunu Başbuğ dedi derler, ama bakın ben bunu bilimsel olarak ifade ediyorum. Bir Amerikalı sosyolojik profesör bilimsel olarak 20. yüzyılın bütün liderlerini analiz ediyor ve işin ilginç yönü bütün liderler arasında kriterler neticeleri açısından Atatürk birinci çıkacak. Yabancı gözüyle, yani bu kitabın yazarı Ludwig, Atatürk’ün dönemini nasıl isimlendiriyor? Demokrasiye Geçiş Dönemi.”

Programı bütünüyle seyretmek isteyenler için ilgili web sitesi: https://www.haberturk.com/tv/programlar/video/turkiyenin-nabzi-29-ekim-2018-26-genelkurmay-baskani-emekli-orgeneral-ilker-basbug/559582


LUDWİG’İN KİTABINI ESAS ALMAK, ATATÜRK’E ALENÎ HAKARETTİR

Değerli okuyucularım;

Program yapımcılığı yapmak ve bir programa konuk olarak katılmak, her iki taraf için programa kendini hazırlıklı hâle getirmek anlamına da gelir. Kim daha iyi hazırlanmış ise, o programa hâkim olur ve görüşlerini benimsettirebilir. Program yapımcısının bir dezavantajlı yönü vardır. Davet ettiği konuya bazen onu terleten sorular sormak ister ancak nezaketen fazla üstüne gidemez. Konuk, İstiklal Mahkemeleri gibi hassas konulara “daha sonra” diyerek, sorulardan kaçar, cevap vermez veya kaçamak cevap verirse, program yapımcısı, hele bu bir kadın ise, gülümser ve “Peki” diyerek, arkasını pek irdelemek istemez. Ama seyircinin kafasında birçok cevaplandırılmamış soru kalır ve dolayısıyla program, tek taraflı olarak devam eder.

Atatürk’ün Sert Hareketinin Somut Tezahürü ne İdi?

Mesela program yapımcısı Didem Arslan Yılmaz, Başbuğ’un “Bir istisna olarak Saltanatın kaldırılmasında Atatürk sert hareket etmiştir…” tespitine karşılık olarak bunun ne anlama geldiğini sorararak, somutlaştırılmasını isteyebilir veya tam hazırlıklı olsaydı isterseniz bu ‘sert hareket’ten ne kastedildiğini ben Nutuk’tan  (ss. 670-671 ) bir okuyuvereyim diyebilirdi. Tarih, 1 Kasım 1922. Mecliste Sinop Mebusu ve Sağlık Bakanı Dr. Rıza Nur’un teklifi üzerine Saltanatın ilgasına yönelik kanun teklifi müzakere edilir. Müzakerelerin uzamasını gören Meclis Başkanı Mustafa Kemal, kendi sözleriyle duruma şu şekilde müdahale eder:

“…Önümüzdeki sıranın üstüne çıktım. Yüksek sesle şu konuşmayı yaptım: ‘Efendim’, dedim, …Hâkimiyet, saltanat, kuvvetle, kudretle ve zorla alınır. Osmanoğulları, zorla Türk milletinin hâkimiyet ve saltanatına el koymuşlardır. Bu zorbalıklarını altı yüzyıldan beri sürdürmüşlerdir. Şimdi de Türk milleti bu saldırganlara isyan ederek ve artık dur diyerek, hâkimiyet ve saltanatını fiilen kendi eline almış bulunuyor. Bu bir oldubittidir. Söz konusu olan, millete saltanatını, hâkimiyetini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız meselesi değildir. Mesele, zaten oldubitti haline gelmiş olan bir gerçeği kanunla ifadeden ibarettir. Bu mutlaka olacaktır. Burada toplananlar. Meclis ve herkes meseleyi tabii olarak karşılarsa, sanırım ki uygun olur. Aksi takdirde, yine gerçek, usulüne uygun olarak ifade edilecektir. FAKAT BELKİ DE BAZI KAFALAR KESİLECEKTİR. İşin ilim yönüne gelince... Ankara milletvekillerinden Hoca Mustafa Efendi, ‘Affedersiniz efendim, dedi, biz konuyu başka bakımdan ele alıyorduk; açıklamalarınızla aydınlandık’ dedi. Konu karma komisyonca çözüme bağlanmıştı.”

Saltanatın hangi şartlar altında nasıl kaldırıldığına dair bu itiraf mahiyetindeki sözlerin ne kadar demokratik olduğunu, ne kadar tehdit içerdiğini herhalde herkes değerlendirebilir. Bunun dışında Atatürk’ün sert hareket ettiğine dair başka örnekler var mıdır? sorusu sorulamadı ama Atatürk’ün dönemine dair analize gelince Başbuğ, tek parti döneminde kuvvetler birliği tesis edildiği ve hukukun üstünlüğü sağlanamadığı için, bunun ‘sorunlu bir sistem’ olduğunu bunun da ‘tam demokrasi’ olamayacağını itiraf etmek mecburiyetinde kalmıştır. Ama Atatürk’ün hayalinde Cumhuriyet’i kurarken, hep demokrasi vardı cümlesini de sık sık kullanma ihtiyacı duydu.

Atatürkçü İlker Başbuğ, Ludwig’in Kitabına Güvenerek, Hayatının En Büyük Hatasını Yapmıştır

Sayın İlker Başbuğ,Atatürk’ün hayalindeki demokrasi aşkını izah etmek isterken, her nasıl oldu ise Profesör Arnold Ludwig’in kitabına sığınarak, o sorunlu olarak açıkladığı dönemi, bir demokrasiye geçiş dönemi olarak tanımladı. Sayın İlker Başbuğ, bu kitabı tanıtmakla hayatının belki de en büyük talihsizliğini yaşamış olduğunun farkında bile olmadığını düşünüyorum. Ya İngilizcesi zayıf ve kitapta Atatürk ile ilgili bölümün bütününü okumadı, ya da başkaları tarafından o kitaptan kendisine Atatürk’ün lehine olabilecek tek bir cümleyi alarak, bu sözü kullanmış olabilir.

Ne var ki Sayın İlker Başbuğ, bu kitabın hangi uzman ve hangi niyetlerle yazıldığını dahî bilmiyor. Birincisi, iddia ettiği gibi Profesör Arnold Ludwig, sosyolog değil psikiyatristtir. İkincisi kitabın o kadar da bilimsel olmadığı bizzat yazarı tarafından da kabul ediliyor. Ama yazar, alanın uzmanlarından ziyade genel okuyucuların merakını celbetmek için, 20. yüzyılda yaşamış siyasî liderlerin hayvanî/nefsanî/içgüdüsel karakterlerini maymunların davranışları üzerinden ölçtüğünü ve bu ölçümler sonucunda Atatürk’ü ilk sıraya koyduğunu söylüyor.

Bu bağlamda Didem Arslan Yılmaz, kitabı halkımıza gösterirken, kitabın kapağında yer alan goril resminden şüphelenerek, İlker Başbuğ’a şunu sorabilirdi: “Sayın Başbuğ, kriterler neticesinde dünya liderlerinin arasında Atatürk’ün ilk sıraya konulduğu bu kitabın kapağında bir goril resmi var. Üstelik bu gorilin başında bir kral tacı var ve üzerinde beyaz fiyonklu süslü bir kadın elbisesi kondurulmuş. Bu ne anlama geliyor? Bahsedilen kriterler nedir?”

Metafor özelliği taşıyan bu çirkin goril resmi ile aslında dünya liderlerinin birçoğunda anormal/sapkın özellikler bulunduğuna işaret edilmektedir. Ama bunu Didem Arslan Yılmaz veya İlker Başbuğ nereden bilecek? Zannederim, bu soruya İlker Başbuğ cevap veremezdi, vermeye kalkışmış olsaydı bile ister istemez kitaba göre bir açıklama yapacak ve bu durumda da maalesef Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı olan Atatürk’ün manevî şahsiyetini epeyce rencide etmiş olacaktı. Belki İlker Başbuğ, durumu kurtarmak adına Ludwig’in kitabından sadece şu ilginç bölümü okuyabilirdi:

“Kriterler sıralamasında, Atatürk 31 puanla ilk sırada yer alırken, Çin’in kurucusu Mao ve ABD Başkanı Franklin Roosevelt 30 puan, Sovyetler Birliği Başkanları Stalin 29, Lenin 28, Fransa Cumhurbaşkanı De Gaulle 27, Hindistan’ın ilk Başbakanı Nehru 25, Tunus’un kurucusu ilk devlet başkanı Habib Burgiba 24, Küba lideri Fidel Castro ve İran’ın dini lideri Humeyni 23, İngiltere Başbakanı Churchill 22 puan almıştır. Osmanlı Devleti’nin 34. Padişahı II. Abdülhamit de 12 puan ile sıralamaya girmiştir. Sonuç olarak söylemek gerekirse; Atatürk yalnız ülkemiz, bölgemiz ve tüm İslâm âlemi için değil, aynı zamanda tüm dünya ve insanlık için de vizyon sahibi büyük bir liderdir…O, tüm zamanların insanlık âleminin parlayan yıldızlarından biri olmaya devam edecektir.”

İşte bu cümlelerle İlker Başbuğ, Ludwig’in ağzından Atatürk’ün ne kadar büyük bir lider olduğunu söyleyebilirdi. Gerçekten Ludwig, kitabında Atatürk’ü vizyoner liderler arasında değerlendirir. Peki, vizyoner liderlerden ne anlıyor Ludwig? Bunu da biz soralım mı? Kitaba dayanarak, vevabını da biz verelim:

Ludwig’e göre vizyoner liderler, son sözün ve nihaî kararın kendilerine ait olmak şartıyla takım ruhu ile başkalarıyla birlikte uyumlu çalışabilir. Ancak kim olursa olsun kendilerinden üstün veya daha etkili konumda olup itirazda bulunanlar, kendi siyasî kariyerleri için bir engel teşkil edeceği için, kendileri açısından tehlikelidir ve bundan dolayı da etkisiz hâle getirilmeleri gerekir. (“Fakat Belki De Bazı Kafalar Kesilecektir” sözü bu anlamda değerlendirilebilir mi?).

Vizyoner liderler, mevcut yapıya (Osmanlı Devletine/Saltanata/Hilafet Sistemine) karşı içlerinde gizli antagonist (düşmanca) bir tutum vardır, fakat gücü ellerine geçirdikleri andan itibaren hiçbir muhalif görüşe tahammülleri olmaz. Güçlü olduklarında ise tıpkı erkek maymunlar gibi daha çok sorumluluk üzerine alır, sağladıkları avantajlarla “alfa erkek” rolünü üstlenir ve böylece tartışmasız tek otorite makamı olur.

Dolayısıyla vizyoner liderlerin dünyasında totaliterleştirilmiş bir toplumda plüralizm (çoğulculuk), farklılık veya şahsîlilik yani (katılımcı) demokrasi olmaz, olsa olsa onların yaşadığı dönem sadece demokrasi için bir geçiş dönemi olabilir.

Ludwig’e göre Atatürk de tıpkı “Devlet Benim” yaklaşımına benzer bir şekilde halkına “Ben Sizin Rüyanızım” demiş ve böylece bütün vatandaşların ortak rüyasını görebilmiş ve bu uğurda devrimleri yukarıdan aşağıya doğru uygulamak mecburiyetinde kalmıştır.

Ludwig, mezkûr kitabında her nedense vizyoner liderleri tiranlarla (zalimlerle) hemen hemen aynı anlamda kullanır. Aralarında uygulamadan ziyade sadece niyet farkı vardır. Buna göre vizyoner liderler, tiranlardan farklı olarak ütopik de olsa bir ideal/dava uğruna (ümmet yerine) yeni bir ulus meydana getirmek isterken, bunu toplumlara dayatır ve muhalif bildiği insanları şu veya bu şekilde etkisiz hâle getirir.

Tiranlar ise hiçbir niyet/gaye/dava gütmeksizin halkın kendilerine sadece itaat etmelerini ister ancak tıpkı vizyoner liderler gibi benzer baskılar kurar. Böylece kitapta vizyoner liderler, niyet ve dünya görüşleri bir yana uygulamaları açısından bir çırpıda sosyal mühendisler, ütopyalı sosyalistler ve seri katiller kapsamında değerlendirilir ve bu kategorideki Atatürk maalesef Hitler, Mao, Mussolini ve Stalin gibi mahut isimlerle birlikte anılır.

Velhasıl-ı Kelâm

Daha evvel bir müstear isim ile kaleme aldığım gibi bu mezkûr kitap, Atatürk’ü methetmekten ziyade onu sosyal/cinsel/hayvanî sapkınlıklar taşıyan diğer siyasî liderlerle mukayese etmekte ve onu bu yönleriyle birinci sıraya koymaktadır.

http://www.mirathaber.com/ataturkculerin-methettigi-kitapta-ataturk-zalim-liderler-arasinda-yer-aliyor-9-2034h.html

Ey İlker Başbuğ; Yapma etme, bu çirkin kitabı methederek sevdiğini düşündüğüm Atatürk’ün ruhuna eziyet veriyorsun. Bu kitabı tanıtmakla, Atatürk düşmanlarına koz veriyorsun, onların ekmeğine yağ sürüyorsun. Bu kitap, ancak Atatürk düşmanlarının işine yarar. Çünkü kitabın yazarı, Atatürk’ü birçok yönüyle aşağılıyor.

Kemalizm’i fikir özgürlüğü kapsamında demokratik değerler açısından eleştiren bir sosyal siyaset uzmanı olarak Türkiye’nin ilk Cumhurbaşkanı olan Atatürk’ü diğer sapkın tiranlara benzeten böyle bir kitabı methetmenin Atatürk’ün şahsına yapılmış bir hakaret olarak görürüm.

Ey İlker Başbuğ; bir insan olarak Atatürk ile bir ideoloji hâline getirilen Atatürkçülüğü ayırmasını bilen bir siyaset bilimcisi olarak Atatürk’ün manevî şahsiyetini korumak, bana düştü ise, Atatürkçüler, daha çok kitap okumaları, ama ne okuduklarını da iyi bilmeleri ve daha dikkatli tahlil etmeleri gerekir.

Prof. Dr. Ali SEYYAR
http://www.mirathaber.com/ludwigin-kitabini-esas-almak-ataturke-aleni-hakarettir-ilker-basbug-ludwige-gore-ataturk-donemi-demokrasiye-gecis-donemidir-7-5672h.html


Back To Top