Manevi Bir Gözle Baktığımızda Depremler

İstanbul’da meydana gelen 5.8’lik deprem, çok şükür ki can kaybı olmadan atlatıldı. Ancak, uzmanların her fırsatta dile getirdiği büyük İstanbul depremi, beklenmeye devam ediliyor. Böyle büyük bir deprem beklenmekle birlikte, ne zaman olacağı konusunda bir bilgi verilemiyor. Zira bilim, bu noktada yani, depremin ne zaman olacağı konusunda bir tespit de bulunamayor.

Biz bu yazımızda bugün, depremlere dini bir perspektiften bakmaya çalışacağız. Zira deprem sonrasında, sosyal medya ve diğer medya alanlarında o kadar çok spekülasyon yapıldı ki, okuduklarıma ve gördüklerime şaşırmadım dersem yalan olur.

Kendi dışkısını yediğini de itiraf eden bir yerbilimci, bir programda “Eğer cahilseniz tabiat gelir sizi ezer. Ezmesini istemiyorsanız, adam gibi doğa bilimlerini öğreneceksin. Öyle İmam mektebi yapmakla olmuyor” gibi laflar ederek, kendi ateist düşüncesinin beynini dumura uğrattığını, adeta bütün ülkeye ispatlamış oldu. Sayın profesör, yaptığı bu konuşmada kendi içinde yaşadığı tezatları açıkça beyan etmiş oldu. İslami ilimler, sosyoloji ve psikoloji ile ilgilenen biri olarak Sayın Hocaya naçizane şu cevabı vermek istiyorum.

1-Tabiat ve tabiat olaylarına, İster Müslüman ister başka din mensubu olsun, dini perspektiften bakmak, o kişilerin dini özgürlükleri arasındadır. Bu dini özgürlüğü, kimsenin hafife almaya ve alay etmeye de hakkı yoktur.

2-Ülkemizde maalesef İmam hatip okullarını diline pelesenk etmek moda olmuş durumda. Biraz gündemden düşen veya gündemde kalma eğiliminde olanlar, ya imam hatip okullarına çatıyor, ya Atatürkü kendine kalkan ediniyor ya da mütedeyyin insanlara hakaret ediyor. Eğitim sisteminde ki eksik ve hataların tartışılması bir yana(ki bu kendi özel başlığı altında tartışılmalıdır) depremin olmasını İmam Hatip okullarının çokluğuna bağlamak, çok akıllıca bir söylem olmasa gerekir. Kaldı ki 1999 yılında merkez üssü Gölcük olan 7.4’lük büyük depremde, günümüze göre İmam hatip okulları çok değildi.

3-İmam Hatip okullarının çokluğundan rahatsız olmanızı, ateist bir düşünceye sahip olmanıza bağlıyorum. Bu sizin düşüncenizdir, kabul etmesemde saygı duymak zorundayım. Ama çıktığınız programlarda, hangi din olursa olsun, din ve dini duyguları alaycı bir ifade ile dile getirmeniz, o dinin müntesiblerini üzmekte, toplum içinde nifaka sebep olmakta, insanlar arasında da dil ile de olsa kavgalara sebep olmaktadır.

4-Siz bu konuşmanızda dindar insanları cehaletle suçladınız. Maalesef bu da ayrı bir garabet! Konuşmanızın devamında, okullarda okutulan din derslerini eleştirmeniz ve “Ne işe yarıyor” gibi bir sual sormanız da bu bağlamda ki cehaletinizi ortaya koymaktır, diye düşünüyorum. Zira batıda ve biz de yapılan birçok araştırma, Pazar günü kiliseye, Cuma günü de Cuma namazına giden insanların, daha huzurlu ve mutlu olduklarını, yaptıkları işlerde de daha başarılı olduklarını ortaya koymaktadır. Kaldı ki, dinimiz İslam’ın hiçbir emri, bilime ve bilimsel gelişmelere karşı değildir. Lütfen ama lütfen, İslam tarihinde şahısların yapmış olduğu hataları, İslam’a mâl etmek gibi bir yanlışa düşmeyiniz. Böyle bir yanlışa düşmek, sizin bilim adamlığınıza yakışmaz.. Mensubu olamak ile iftihar ettiğimiz İslam dini, akıl ile vahyi ikiz kardeş gibi görür. Ama pozitivist düşünceye sahip olan sizler, Comte gibi kendini peygamber ilan eden düşünürlere itibar ettiğiniz kadar, gerçek bir peygamber olan Hz. Muhammed (sav)’e itibar etseniz veya itibar edenlere saygı gösterseniz, ortada problem kalmayacak diye düşünüyorum.

Hocam! Size bir soru sormak istiyorum. Sizin de her konuşmanızda dile getirdiğiniz gibi, bilim ve bilimsel gelişmeler, insanlığın geleceği için gerçekten çok önemli. Madem İslam dini ve Müslümanlar bilimsel gelişmelerin önünde engel teşkil ediyor, depremin ne zaman olacağı konusunda, siz ateist bir bilim adamı olarak niye ilerleme kaydedemediniz?

Biz Müslümanlar olarak bilimsel gelişmeleri de dikkate alarak, depremlere ve diğer afetlere manevi bir göz ile bakmaya devam edeceğiz. Zinanın çoğaldığı, içki ve uyuşturucu tüketiminin hat safhaya ulaştığı, anne ve babaların aceze evlerine terkedildiği, kadın hakları diyerek kadınların cinselliğinin sömürüldüğü ve kadınların reklam aracı olarak kullanıldığı, çekirdek ailenin darmandağın olduğu, internet ortamında ve TV başında insanlarımızın ve çocuklarımızın manen öldürüldüğü,  modern cahiliye dönemini yaşadığımız günümüzde, depremlere ve diğer afetlere manevi bir göz ile bakmaya devam edeceğiz. Zira yüce rabbimiz Kuranı Kerimin de;

İnsanı önünden ve ardından takip eden melekler vardır. Allah’ın emriyle onu korurlar. Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez. Allah, bir kavme kötülük diledi mi, artık o geri çevrilemez. Onlar için Allah’tan başka hiçbir yardımcı da yoktur.” Buyurmaktadır. (Ra’d suresi 13/11)

Kaldı ki,  yine yüce kitabımız Kuranı Kerim’in ifadesine göre geçmiş ümmetlerin helak olma sebeplerine baktığımızda; deprem dahil bütün tabiat olaylarına manevi bir göz ile bakmak, hal ve hareketlerimizi dini davranışlara entegre etmek gibi bir vazifemiz vardır. Zira yüce rabbimizin izni olmadan, kâinatta bir yaprak dahi kımıldayamaz.

Sonuç olarak; iyi ve erdemli bir insan olmamız, haram fiillere yaklaşmamamız, yüce rabbimizin bizlere emrettiği ibadetleri yapmamız için  deprem, yüce rabbimizin bizlere bir uyarısıdır.

Selam, saygı ve muhabbetlerimle….

Şaban DOĞAN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir