22 Ekim 2018 Pazartesi
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

Mangal ayini

Öyle sanıyorum ki 1985 Mart’ıydı. İlkokul 2. Sınıfa gidiyordum. Kış elini ayağını toplamış, bahar neşesi henüz tabiatı sarmasa da habercileriyle kendisini hissettirmişti. Karlar erimeye başlamış, toprak örtüsünü yer yer sıyırarak yüzünü göstermişti. Gölge yerlerde kar kalıntıları vardı hâlâ, kışın ağır misafiri yolu ele almış, köy çevresinden çamlığın eteklerine doğru çekilmişti. Ağaçlar kış uykusunun mahmurluğundan çıkmak üzereydi, sular yeni bir müjde/haber almış gibi heyecanlıydı; coşkun ve bulanık çağlıyordu. Her tarafta başlayacak bir şenliğin hazırlığı var gibiydi.
Mangal ayini
Köyün erkek çocukları toplanmıştık. Bir süre yapacağımız iş üzerinde konuştuk. Sonra evlerimize koştuk. Çiğdem sökmek üzere, ucuna sivri bir metal geçirilmiş kazıklarımızı aldık. Köyün yamacındaki Güney dediğimiz koruluğa geçtik. Tarifi imkânsız bir neşe içerisinde çiğdem sökmeye koyulduk. Ah o sarıçiğdem çiçekleri…! Nasıl da cezbediyordu bizi, nasıl da kendi çocukluğumuzun neşesiyle dolu yüreklerimizle onlar arasında benzerlik kuruyor, kendimizden geçiyor, çığlıklar atıyorduk. Kökleriyle birlikte topraktan söktüğümüz çiğdemlerle köye dönmüştük. Sonra kararlaştırdığımız şeyi yapmak üzere bir alıç dalı bulduk. Çiğdemleri kök kısmından alıcın dikenlerine yerleştirdik. Şimdi elimizde, çiçek açmış kuru bir alıç dalı vardı, o da bahar neşesiyle cana gelmişti sanki de bize eşlik ediyordu. Aramızda iş bölümü yaptık. Birisi omuzuna, iki gözlü bir kilim heybe attı, bir diğeri alıç dalını taşıyacaktı. Bana da, şiire meylim o demlerde bilindiğinden midir bilmem, mani söylemek görevi düşmüştü.

Bahar geliyordu. Büyüklerden duyduğumuz bir bahar seremonisi/ şenliğiydi bu: “Çiğdem Çiçeği Gezmek.” Köyün bütün çocukları oradaydı. En önde alıç dalını taşıyan kişi, omuzunda kilim heybeyi taşıyan arkadaşım ve ben olmak üzere üç kişiydik. Muntazam ve ahenk içerisinde yürüyor, bir evin önüne gelince duruyorduk ve ben mani söylüyordum:

“Dam başında boyunduruk
Dura dura yorulduk
Yağ veren oğlan olsun
Bulgur veren kız olsun”


“Tarlada çamur
Teknede hamur 
Ver Allah’ım ver 
Selli süllü bir yağmur”


Hane sahipleri büyük bir neşe içinde bizi karşılıyor, alıç dalından birkaç çiğdem alıyor ve heybemize bir şeyler koyuyordu. Tüm evleri gezmiştik. Ancak, kapısında köyün tüm çocuklarını bir arada gördüğünde, kendi çocuğu olmayan Zeynep Bacı'nın sevincini ömrümce hiç unutamadım. Neler topladığımızı tam hatırlamıyorum. Ancak onları, köyümüzün bakkalı Dursun Dayı’ya satıp kuru iğde, keçiboynuzu türünden bir şeyler almıştık.

Yazının devamı için »»


Şaban ÇETİN
http://www.mirathaber.com/mangal-ayini-14-4090h.html


Back To Top