All for Joomla The Word of Web Design

Merhamet Olmadan Adalet de Olmaz!

Özgürlük Araştırmaları Derneği‘nin kurucularından Prof. Dr. Mustafa Erdoğan, Yargıda Birlik Derneği’nin bastırıp dağıttığı ve Adliyelerde bazı hâkim ve savcıların masalarının üzerinde bulundurdukları bir masa takviminde yer alan “Ne Zulüm, Ne Merhamet, Sadece Adalet İçin” sözüne yönelik Facebook hesabında (30 Ocak 2019) bir açıklamada bulundu. Erdoğan, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

…Türkçedeki “Adalet mülkün temelidir” vecizesi neden yetmiyor bu “iktidara yakın” yargıç ve savcılara da, adalet’in yanında – sözde eleştirel bağlamda da olsa – “zulüm” ve “merhamet”e de yer veren bir cümleyi kendilerine kılavuz ediniyorlar. En başta, “merhamet”in adaletin karşısında, üstelik “zulüm”le birlikte konuşlandırılmasında sizce bir tuhaflık yok mu?…Elbette tuhaf, ama onlar için öyle olmayabilir, çünkü belki de onların asıl derdi adalet değerini vurgulamak değil, kendilerinin “adaleti”nin acımasız olduğunu hatırlatmak. Aslında demek istiyorlar olabilirler ki, “biz (sözde) adaleti yerine getirirken kimseye acımaz, merhamet etmeyiz.”



Merhamet Olmadan Adalet de Olmaz!

Değerli okuyucularım;

Kavramların asıl manası hatırlanmıyor veya bilinmiyorsa veya daha kötüsü maksatlı olarak başka anlamda kullanılıyorsa her söz, her açıklama yanlış anlaşılmalara sebebiyet vereceği için, izaha muhtaç hâle gelebiliyor. Gerek Yargıda Birlik Derneği’nin merhamet ihtiva eden mezkûr sözü (Ne Zulüm, Ne Merhamet, Sadece Adalet İçin), gerekse Prof. Dr. Mustafa Erdoğan’ın bu söze yönelik eleştiri yüklü açıklaması, bu açıdan yeniden gözden geçirilmesi ve aydınlatılması gerekmektedir. Prof. Dr. Mustafa Erdoğan, bu sakıncalı sözün hukukî mahsurlarına dair yeterince bir değerlendirmede bulunmuştur.

Lakin bir noktada itirazım var. Erdoğan’ın merhamet kavramının dar anlamıyla sadece acıma duygusu ile eş anlamlıymışçasına bir algı oluşturması, zaten toplumsal hafızalarda yer edinmiş bu anlayışı âdeta pekiştirmektedir. Doğrudur merhamet, “acımak” anlamına da gelir. Ama çok boyutlu ve derin anlamlar taşıyan merhameti sadece “acımak” kelimesi ile sınırlı tutmak, merhamete yapılacak en büyük merhametsizliktir. Öyle ise merhamet kavramının asıl anlamlarını ortaya koyalım.

Merhamet Kavramının Kökeni

Arapça “r-h-m” kökünden türemiş olan merhamet, haddizatında ihtiram (saygı), hürmet ve haram kelimelerle yakın anlamlar taşımaktadır. İhtiram, hürmet gösterme ve harama bulaşmama yani yasağa uyma anlamlarına gelir. Hürmet ise saygı göstermenin ötesinde kutsallık ve dokunulmazlığı da içine alan dinî ve hukukî bir kavramdır.

Kuranî boyutuyla merhamet, aynı zamanda Rahmet ve bir yönüyle de Allah’ın güzel isimlerinden olan Rahman ve Rahim anlamlarına gelir. Yani merhamet, esirgeme, şefkat gösterme, koruma, affetme ve bağışlama gibi güzel tutum ve davranışlar içeren ahlâkî ve sosyal yüklü bir eylem biçimidir. Bu bağlamda merhamet, kalp inceliğine ve vicdan muhasebesine dayanan hayır, iyilik ve ihsan gibi salih amellerin bütünü olarak düşünülebilir.

İlâhî Boyutuyla Merhamet ve Adalet Arasındaki İlişki

Kuran-ı Kerim’de insanî ilişkiler çerçevesinde ele alınan merhamet kelimesi, Beled Sûresinde şu şekilde geçmektedir:

“Sonra iman edenlerden olup birbirine sabrı tavsiye edenlerden, birbirine merhameti tavsiye edenlerden olanlar var ya, işte onlar ahiret mutluluğuna erenlerdir.” (90/17-18).

İman edenler, hangi meslek gruptan ve sosyal statüden olursa olsun kardeş bildiklerine prensip olarak hep merhameti tavsiye eder. Peki bu durumda hukukun baş temsilcisi olan hâkimlere adalet tavsiye ederken, merhameti hatırlatmamız gerekmez mi? Yargıladığımız/yargılayacağımız şüphelilere elbette zulüm uygulamayacağız, adalet uygulayacağız ama bu âyetin mantıksal ve normatif açılımına göre hâkimlerimiz merhameti bir yana atabilir mi? Atamaz. Çünkü merhamet olmadan adalet de olmaz. Çünkü merhamet, hukuk diliyle acımak anlamına gelmez, daha çok kişinin hukukuna ve şahsiyetine saygı göstermek anlamına gelir. Kişilik haklarına saygı gösterilmediğinde adalet de tesis edilemez çünkü bu durumda yasak çiğnenmiştir.

Adaleti tatbik etmekle mükellef olan imanlı ve şuurlu hâkimlerimiz, merhamet çizgisinden bir milim dahî ayrılamaz. Aksi takdirde böyle bir sorumsuz anlayış, tutum ve davranış, onların dünyevî ve uhrevî felaketi olur. Adalet ve merhamet, et ve tırnak gibi bir bütündür, bölünemez, parçalanamaz, ayrı ayrı hiç düşünülemez. Vicdanlarını adalet ve merhamet duygularıyla zenginleştiren hâkimler, Allah ve melekler katında da makbul kullardır. Ne güzel buyurmuş  şanlı Peygamberimiz (sav):

“Merhamet edenlere Rahman (çok merhametli) olan Allah Teâlâ merhamet buyurur. Yeryüzündekilere şefkat ve merhamet gösteriniz ki, gökyüzündekiler de size merhamet etsin!” (Tirmizî; Birr; 16:1924)

Rahman ve Rahim olan Allah, merhametlilerin en merhametlisidir. Merhametli olmak, adaletli olmak kadar bir Kuran ahlâkıdır. Dolayısıyla karar verme pozisyonda olan yöneticilerimiz ve hâkimlerimiz adalet ve merhamet ahlâkıyla ahlâklanmalıdır. Yüreğinde merhamet duygusunu köreltenler, âdil de olamaz. Adaletten sorumlu olanların merhametten mahrum olmalarının acı sonu, cennet nimetlerinden de mahrum olmaktır. Peygamberimiz (sav) bizi bu hususta kesin bir dille uyarmaktadır:

“Nefsim kudret elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki, birbirinize merhamet etmedikçe cennete giremezsiniz.” (Hâkim; IV; 185:7310).

Velhâsıl-ı Kelâm

Yargıda Birlik Derneği’nin bastırdığı bir masa takviminde yer alan “Ne Zulüm, Ne Merhamet, Sadece Adalet İçin” sözünün ne kadar sakat, ne kadar ilâhî buyruğa ters, ne kadar adalet ilkesine aykırı olduğu ile ilgili daha fazla izaha herhalde gerek yoktur. Şahsen bu sözü derhal yok eder ve bunun yerine Gayretullah’a dokunmayan daha isabetli bir vecize ortaya koyardım. Mesela: “Adalet için Merhamet”. Bu ne anlama geliyor: “Adalet İçin, Hukuka İhtiram (Saygı)”. Çünkü hâkimlerimiz, hukukun üstünlüğüne saygı gösterdikleri sürece adaleti de tesis etmiş olurlar. Aksi takdirde (Allah korusun) zulmün bir parçası olurlar. Merhamet kültürünü yaşattıkça sadece adalet odaklı bir hukuk sistemini pekiştirmiş olmuyoruz aynı zamanda çağdaş medeniyetlerin üzerinde evrensel bir medeniyet de inşa etmiş oluyoruz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir