18 Kasım 2018 Pazar
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

Milli Görüş dönemlerinden tanıdığım Berat Albayrak’ı yetiştiren babaya bir hatırlatma mektubu

Hürriyet köşe yazarı Ahmet Hakan, 16.12.2017 tarihli Berat Albayrak’ı Yetiştiren Baba”başlığını taşıyan yazısı aynen şu şekildedir: “Enerji Bakanı Berat Albayrak, Cemaat okulunda okumuş olmasıyla ilgili eleştirilere Meclis’te şöyle yanıt verdi:“Evet, cemaat okulunda okudum. Ama öyle bir anne-baba yetiştirdi ki beni, hiçbir zaman ama hiçbir zaman aklımı bir beşere kiraya vermedim.” Berat Albayrak’ı yetiştiren babayı tanıyorum ben. Kim mi? Sadık Albayrak... Çalışkan, üretken, arşivci bir gazeteci-yazar. Camianın gerçekten de FETÖ METÖ işlerine en uzak isimlerindendir Sadık Albayrak. Sadık Albayrak...Aklın herhangi bir beşere kiralanmasına şiddetle karşı çıkacak bir isimdir. Karakteri, fıtratı izin vermez buna. Evlatlarını yetiştirirken de bu fıtratının gereğini yapmıştır muhakkak.”
Milli Görüş dönemlerinden tanıdığım Berat Albayrak’ı yetiştiren babaya bir hatırlatma mektubu



MİLLİ GÖRÜŞ DÖNEMLERİNDEN TANIDIĞIM BERAT ALBAYRAK’I YETİŞTİREN BABAYA BİR HATIRLATMA MEKTUBU

Muhterem Sadık Albayrak;

Bendeniz gurbetçi işçi ailesinin bir ferdi olarak Almanya’da büyüdüm, orada eğitim aldım. Üniversite yıllarımda Avrupa Milli Görüş Teşkilatlarında aktif bir gençtim. Siz o zamanlar, Milli Gazete’de köşe yazarlığı yapıyordunuz, ben de üniversite yıllarımda aynı gazetenin Avrupa baskılarında muhabirlikten köşe yazarlığına terfi olmuştum.

Hatırlamanızı İsterim

Belki Hatırlarsınız; 3 Aralık 1989 tarihinde ikamet ettiğim Ludwigshafen Belediyesinin Yabancılar Danışma Meclisi seçimi vardı. Ben hiçbir zaman Alman vatandaşlığına geçmeyi düşünmedim. Ama Almanya’da yaşayan Türklere, Yabancılar Danışma Meclisi aracılığıyla yerel siyasete katılma hakkı veriliyordu. Bendeniz bu niyetle Müslüman-Türk derneklerinin ortak girişimiyle bir aday listesi çıkarttım. Bu çabalarımın sonunda yedi Türk-İslâm Derneği, ittifak halinde “Hakka Hizmet Halka Hizmettir” listesi ile seçime katıldı (Türkiye Gazetesi; “Oylar Bölünmesin”; 27 Ekim 1989).

Her dernekten bir adayın gösterildiği listenin başına benim ismim layık görülmüştü. Gurbetçi Türk vatandaşlarımızdan ne kadar çok oy alabilirsek listemizden o kadar çok meclis üyesi çıkartabilecektik. Ne var ki bizim dışımızda da diğer Türkler ve dernekler aday listeleri oluşturmuştu. Dolayısıyla oylar ister istemez bölünecekti. Diğer Türk listeleri, Halk Evleri gibi sol dernekler tarafından oluşturulmuştu. Ne var ki meydana getirdiğimiz geniş kapsamlı millî ittifakın Türk Konsolosluğunun müdahalesi ile dağıtılmak istendi. Biz bunu önlemek istedik. Ancak buna rağmen DİTİP (Almanya’daki Diyanet) çatısı altında yeni bir liste daha oluşturulmuştu.

Sizden Destek Gördüm

Seçim listemize destek vermek ve 23.11.1989 tarihinde Ludwigshafen’de gerçekleşecek olan “Hak Yolunda El Ele” tanıtım programımıza Sizi davet ettik. Yabancılar Danışma Meclisi hakkında bizden elde ettiğiniz bilgileri ve intibalarınızı köşenize taşıdınız ve Konsolosluğun/Diyanet’in çarpık durumunu şu şekilde eleştirmiştiniz:

“Türkiye’de din hizmetlerinin, siyaset’le iştigalini yasaklar koyan resmî kurumların dış temsilcileri, İslâmî cemaatlere karşı, hemen ‘Din Müşaviri’ ve ‘DİTİP’ gibi kurumları devreye sokup, cami ve mescitlere ‘resmî ideoloji’ imamlarının politikaya karışmalarına öncülük etmektedirler. Türkiye’de siyasetten uzak tutulan imamlar, Batı’da ve bilhassa işçilerimizin yoğun olduğu yerlerde elçilik ve konsolosluk erkânı tarafından hızla ‘emr-i balâ’ (üst emir) ile politikanın içine sokulmaları, din ve devlet ilişkilerinin, ‘devletçi’ güçler lehinde kullanıldığını ispatlamaz mı?”(Sadık Albayrak; “Hoca’nın Politikacısı”; Millî Gazete; 01.12.1989).

Seçime katılan 18 seçmen listesinden 9’u Türk listesiydi. Toplam 2.407 Türk seçmenin bulunduğu Ludwigshafen’de ilk kez yapılan böyle bir seçime katılma oranı düşük geçti. 18 seçmen listesi içinde bizim liste 540 (% 11,31) oy alarak, bütün listeler içinde 3. sırada yerini aldı ve bendeniz de bu sayede 21 üyeden oluşan Yabancılar Danışma Meclisine girebildim. Netice itibariyle meclise 7 Türk, 6 Yunan, 4 İtalyan, 3 Yugoslav ve bir de İranlı üye yer almayı hak etti. 21 üyeden aldığım 12 oyla Yabancılar Danışma Meclisi Başkan Yardımcılığına seçildim.

Seçimlerde vaatte bulunduğumuz gibi ilk işim, Müslüman Mezarlığını tesis edebilmenin yollarını aramak idi Bunun için 06.02.1990 tarihinde bana destek veren 7 derneğin imzasını alarak, Yabancılar Danışma Meclisine bununla ilgili müracaatta bulundum. Müslüman olsun veya olmasın üyelerin çoğunluğu talebimizi kabul etti, böylece teklifimizi meclisten geçirmiş ve Almanya’da ilk Müslüman Mezarlığını tesis etmiş olduk. Ne var ki DİTİB’li iki üye, teklifimize tarafsız kaldılar. “Bunun ne mahzuru var, neden bu teklifime destek vermediniz?” diye sordum. İlginçtir, “Konsolosumuza sormadık da onun için. Ne karar vereceğimizi bilmedik” dediler. Bu yönüyle kaleme almış olduğunuz mezkur “Hoca’nın Politikacısı” yazınızın doğruluğu ortaya çıkmıştı.

Evladınız Hakkında

Enerji Bakanı olan evladınız Berat Albayrak’ı zamanında “FETÖ’cülerin kurduğu okullara vermiş olduğunuzu yukarıdaki haber sayesinde öğrenmiş oldum. Ne var ki geçmişi Milli Görüş’e dayanan bir dava adamının evladının sırf onların okullarında eğitim aldı diye “FETÖ’cü olduğuna hiçbir ihtimal vermem. Bu konuda Ahmet Hakan beyin hakkınız ve evladınızla ilgili olarak beslediği hüsnü zannın kesinlikle doğru olduğuna inancım tamdır. Bununla birlikte Size şunu da hatırlatmak isterim:

Evladım Hakkında

Gerçi aradan yıllar geçti ama ben bu arada Doktoramı yapmak için Türkiye’ye temelli dönüş yaptım. Hayran olduğun Prof. Dr. Sabahaddin Zaim ve Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş hocalardan ders aldım. Sayelerinde Sakarya Üniversitesinde öğretim üyesi oldum. Bilim dışında vatanıma ve Milli Görüşe siyaseten de destekçi olmak gayesiyle Prof. Dr. Numan Kurtulmuş’un daveti üzerine kısa bir süreliğine Saadet Partisi GİK üyeliği de yaptım. Ne var ki Milli Görüşçülerin kendi içlerindeki bölünmüşlüğüne gönlüm razı olmadığı için, kendimi tamamen bilime verdim. Bu arada evliğimin 10. yılında elhamdülillah 48 yaşında bir kız çocuğum oldu.

Kuran-ı Kerim de okumasını öğrensin diye çocuğumu “Süleymancı” olmadığım halde “Süleymancılar’a” ait bir anaokuluna verdim, sonra kaliteli eğitim alsın diye malum yapıya mesafeli olduğum ve “cemaat” de eleştirel mizacım gereği bana kuşkulu baktığı halde FETÖ tabiri kullanılmadığı bir dönemde kızımı (ana okuldan bir arkadaşıyla da beraber olmak istediği için) “cemaatin” ilkokuluna verdim. Ben de bir baba olarak çocuğumun hiçbirzaman aklını bir beşere kiraya vermemesini, hep Hak’tan yana bir tavır sergilemesi için, mücadele ettim/ediyorum. Zaten bu tutumumdan dolayı da örneğin başörtülü kız öğrencilerini korudum diye bir öğretim üyesi olarak 28 Şubat sürecinde mağdur edildim.

Şahsî Durumum Hakkında

Ama beni şimdi asıl kahreden nedir biliyor musunuz? Hakkımda yönetmeliğe aykırı işlem yapmış olan rektörü zamanında mahkemeye verdim diye lanetlediğim 15 Temmuz darbe teşebbüsü bahane edilerek, sırf çocuğumu MEB çatısı altında faaliyet gösteren “bir cemaat okuluna” verdim diye rektörlükçe “FETÖ’cü” şüphesiyle açığa alındım ve bir KHK ile üniversitemden ihraç edildim. Hemen aynı durumda olduğumuz için, vicdanınıza sesleniyorum. Sizin çocuğunuz “FETÖ”cü okullarda okudu ama buna rağmen şimdi Bakan ve bir baba olarak belki de Sayın Cumhurbaşkanımızın dünürü olmanın avantajı ile hakkınızda olumsuz bir yorum dahî yapılmamaktadır. Bu sizin için sevindirici bir durum olmalıdır.

Ama bendeniz çocuğunu “FETÖ”ye ait bir okula vermenin dışında bir hatanın/suçunun olduğunu düşünmeyen bir baba olarak sorgusuz sualsiz “terörist” damgasıyla bilim yuvasından uzaklaştırıldım. “Özel sektörde iş bulsunlar” denilmesine rağmen bu damga ile öz vatanında işsiz akademisyenliğe mahkûm edildim. İnancım gereği Hak-Hukuk yeniden tesis edilsin diye dua ediyor ve sabrediyorum, ama mağduriyetime sebep olan o mahut KHK’yi bir türlü zihnimden atamıyorum. Bilin bakalım bu KHK’nin altında kimlerin imzaları var: Bir zamanlar aynı manevî iklimi soluduğumuz Sizin dünürünüz Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve (dönemin Başbakan Yardımcısı) Prof. Dr. Numan Kurtulmuş. Daha önce bir vesile ile kaleme aldığım gibi şimdi de Size soruyorum: Bu bana reva-yı hak mıdır? Saygılarımla….(İlgili yazı için bkz.: http://www.mirathaber.com/bir-ilim-adaminin-feryadi-14-2524h.html).

Prof. Dr. Ali SEYYAR
http://www.mirathaber.com/milli-gorus-donemlerinden-tanidigim-berat-albayraki-yetistiren-babaya-bir-hatirlatma-mektubu-14-2660h.html


Back To Top