18 Ağustos 2018 Cumartesi
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

Millî kültürümüzün islâmileştirilmesi ile irfana erişebiliriz

37. Türkiye Kitap ve Kültür Fuarı kapsamında düzenlenen "Ayasofya Ramazan Sohbetleri"nin konuğu olan Müzisyen Ruhi Ayangil,konuşmasında 240'ıncı doğum günü münasebetiyle neyzen ve bestekâr Hammamizade İsmail Dede Efendi'nin hayatını ve eserlerini ele aldı. 
Millî kültürümüzün islâmileştirilmesi ile irfana erişebiliriz
Ayangil,"Osman Dede Efendi, Hammamizade İsmail Dedekimdir, nedir, nicedir, nasıl insanlardır, nasıl hükümleri vardır, bunları bilememenin aczi içerisindeyiz millet olarak. O yüzden kültürden irfana bir türlü yükselemiyoruz. Bundan dolayı umrana erişemiyoruz. Bir türlü büyük nehirlere vasıl olup, oradan okyanuslara açılamıyoruz." dedi.


MİLLÎ KÜLTÜRÜMÜZÜN İSLÂMİLEŞTİRİLMESİ İLE İRFANA ERİŞEBİLİRİZ

Kelime olarak kültür, Latincedeki “colo” (ekin ekmek, tarım yapmak) kelimesinden gelir. Bu bağlamda kültür, eski dönemlerde “toprağı işlemek, toprağı mahsül verir hâle getirmek” anlamlarında kullanılmaktaydı. Bugün ise bir toplumun maddî-manevî hayat imkânlarının toplamı olan kültür (hars), sosyal hayat süreci içinde ortaya çıkan ve bir millete niteliklerini veren ve başka millet veya toplumlarda farklılık gösteren değerlerin bütünüdür. Ünlü toplumbilimci Ziya Gökalp (1876-1924) da bu doğrultuda kültürü, bir milletin vicdanında yaşayan kıymet hükümlerinin toplamı olarak algılamıştır.

Buna göre, din, ahlâk, hukuk, lisan, iktisat, sanat, örf, fikir ve edebiyatla ilgili birikimler, o milletin kültürünü oluşturur. Beşinci Beş Yıllık Kalkınma Plânı - Özel İhtisas Komisyonu Raporunda da kültür, “Bir topluluğun kendi tarihî tekâmülü hususunda sahip olduğu şuurdur” şeklinde tanımlanmıştır. Öyle ki bu insan topluluğu, bu tarihî tekâmül şuuruna atfen ancak gelişmesini sağlayabilir.

Ne var ki Türk milleti, Osmanlı’dan Cumhuriyete geçiş döneminde kendi hür iradesinden ziyade devlet baskısı ile zorunlu bir kültür değişimine uğramıştır. Cumhuriyet rejimi, ekseriyetin arzusu hilafına kendi milletine Batı kültürünü zorla kabul ettirmesi ile birlikte cebrî kültür değişimi meydana gelmiştir. Bu değişim ise toplumsal hafızalardaki tarihî şuur birikiminin kaybolmasına sebebiyet vermiştir. Anlayacağınız, yabancı ülkelerin, kültür emperyalizminin değişik yöntemlerini kullanarak, kendi ecnebi kültürlerini bizlere empoze etmelerine gerek kalmaksızın zahiren yerli fakat zihnen bize yabancı olan yeni rejimin temsilcileri, bize ait olmayan bir kültürü bu topraklarda hâkim olması için epey çaba sarf etmiştir. İslâm kültürüne mensup olan Anadolu insanımızın başka bir kültürün hegemonyasına gönüllü veya gönülsüz olarak girmeleri, kültürel ihtida değil de nedir?

Vardığımız sonuç çok vahim olmuştur: Bugün estetik kaygılardan uzak olarak çoğu zaman sadece anlamsız bir şekilde eğlenmek için yapılan magazin ve popülarite ağırlıklı tekdüze kültürel etkinlikler yaygın hâle gelmiştir. Televizyonlarda gençlere yönelik müzik-dans yarışmaları, 24 saat açık birden fazla pop müzik kanalları ve televole programları bunun tipik örneğidir. Bir toplumun başka kültürlerin değerlerine ve yaşama biçimlerine şuurlu veya şuursuz olarak bu kadar çok şartlandırılmış hâle getirilmesi, başka hangi toplumlarda acaba görülebilir? Kültürel değerlerimizin kaybolması ile birlikte güzel ahlâk ve maneviyatımız da erozyona uğradı.

Yabancı kültürlerin empoze ettiği değerlere karşı mesafeli bir tutum sergilemek ve bunların toplumumuzda daha fazla yeşermesine mani olmak için, yerli ve millî bir kültür politikamız var mıdır acaba? Hükümetler, popülizmin cazibesine kapılmadan zararlı bazı yabancı kültür akımlarına karşı toplumsal direncin oluşması ve millî dirilişin ihyası için, daha çok gayret göstermelidir. Aksi takdirde millî kültürün erimesinin ve toplumsal ataletin bir sonucu olarak özellikle manevî unsurlar taşıyan kültür hayatımızın dinamikleri de ortadan kalkması mukadder olur. Kültürün yeniden üretimi noktasında ciddî bir politika geliştiremeyen toplumlar, modernleşme ve çağdaşlaşma adına ve-fakat çoğu zaman çaresizliğin, gayretsizliğin ve yetersizliğin bir sonucu olarak kendi geleneksel kültür varlıklarından ve kazanımlarından uzaklaşmaları bir yana yabancı kültürlerin etkisinden de hiçbir zaman kurtulamaz.

Velhâsıl-ı Kelâm

Milletimiz, kendine ait kültürel profilini yeniden kazanmak mecburiyetindedir. Millî kültürümüzün yeniden üretimini sağlayabilmek için, eğitim sistemimizi, lisanımızı, tarihî, sosyal ve geleneksel normları yaşatan kurumlarımızı manevî değerlerimizle yeniden zenginleştirmemiz gerekir. Millî kültürümüzün manevileştirilmesi süreci ne kadar başarılı olursa irfan mertebesine de o nispette ulaşabiliriz. Genel kültür ve bilginin ötesinde bazı kavramların, hadiselerin ve meselelerin iç yüzünü ve hakikî boyutunu yani manevî dünyasını bilmeden irfana erişmek gayri mümkündür.

İrfan, bilgi ve akl-ı selim ile bireysel ve toplumsal anlamda manevî olgunluk kazanmak ise o zaman millet olarak yeniden İslâm kaynaklarına müracaat etmemiz kaçınılmaz olacaktır. Niyaz-i Mısrî'nin, "İnsan-i Kâmil olmağa lazım olan irfan imiş" dizesinde belirttiği gibi kültürümüzü, hem her türlü sakıncalı unsurlardan arındırmamız, hem de İslâmî esaslarla yeninden zenginleştirmemiz gerekir. Ezcümle; Millî kültürümüzün İslâmîleştirilmesi ile toplum olarak ancak irfana erişebiliriz.

Prof. Dr. Ali SEYYAR
http://www.mirathaber.com/milli-kulturumuzun-islamilestirilmesi-ile-irfana-erisebiliriz-9-4406h.html


Back To Top