22 Ocak 2019 Salı
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

İki yıldır Avrupa’dayım. Buradaki Müslüman gurbetçimiz olaylara sadece maddi dünya refahı açısından bakmaktadır. Değerlerinden habersiz, farkında olarak veya olmayarak Avrupa’daki hayatı göklere çıkarmaktadır. Sosyal güvenceye, hastanelerdeki hizmetlere, resmi makamlarda adam kayırmamaya, asgari ücretle geçinme zorluğu çekenlere sağlık ve kira yardımları yapılmasına odaklanıp, ahlakî birçok değerin yerle bir edildiğini görmezden gelmektedirler. Sosyal bir devlet yapısında bütün bunların olması İslam’ın da “Sosyal adalet” olarak istediği uygulamalardandır.

Fakat insan sadece karından ibaret değildir. İnsan, KAFA, KALP ve KARINdan meydana gelmiştir. Rasulullah (sav), Medine’ye hicret edince Mescidi inşa ederek Kalbi; Suffeyi inşa ederek Kafayı; pazar yerini inşa ederek de Karnı hedeflemiştir. Batı medeniyeti, karınları doyurmayı, yani maddi refahı hedeflediği için kafa ve kalbin inşasındaki manevi değerleri yok saymıştır. Onların özgürlük anlayışı “İnsanı, dinin boyunduruğundan kurtararak her şeyi, arzu ettiği şekilde tercih etmek ve yapmaktır.Yani Batı medeniyeti, insanın nefsanî arzularının boyunduruğuna girmeyi, hevâ ve hevesine köle olmayı özgürlük olarak kabul ediyor.

Hâlbuki insan ya Allah’ı ilah edinerek O’nun emir ve yasaklarına uyar, ya da hevâ ve hevesini yani nefsanî arzularını ilah edinerek onun güdümüne girer. Batının seçtiğinin adı özgürlük değil, Yüce Varlığın emrinden çıkıp nefse köle olmaktır. Bu durumu Yüce Allah şöyle dile getirir: Kendi istek ve tutkularını/hevasını ilah edineni gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın?” (Furkan:25/43)

            İşte hevâ ve hevesini ilah edinmiş Avrupa medeniyetinde ahlakî değerler yerlerde sürünmektedir. Cinsiyet eşitliğini kanunlaştırıp hayat edinen Hollanda’da, kadın ve erkeğin bulunduğu bir salonda hitap etmek durumunda olanlar, kürsüye çıktıklarında “Hanımefendiler, beyefendiler veya baylar ve bayanlar” diye söze başlaması, cinsel ayrımcılık olarak kabul edilmekte ve kınanmaktadır. Her türlü cinsel özgürlük teşvik görmekte ve arkasına devlet desteği alarak daha da kök salmaktadır. Erkeğin erkekle, kadının kadınla evliliği resmen onandığı bir medeniyette, âdetâ Lût kavmine taş çıkartılmaktadır. Bugün Avrupa’da yaşanan bu ahlaksızlık, önceki peygamberler döneminde yaşansaydı -Lut kavminde olduğu gibi- Allah onları helak ederek yere gömerdi. Peygamberimizin kabul olmuş duası sayesinde bunların cezası ahirete ertelenmiş durumdadır. Şöyle ki:

Rasûlüllah’ın (sav), bütünüyle namaz kıldığı bir gecede, fecirle birlikte selam verdiğinde ona; “Ya Rasûlallah! Bu gece o kadar namaz kıldınız ki, daha önce böyle namaz kıldığınız görülmedi” diye sorulunca şöyle buyurdu: “Evet, o ümit ve korku namazı idi. Rabbimden üç şey istedim, bana ikisini verdi birini vermedi. Rabbimden bizi, bizden önceki ümmetleri helak ettiği şey ile helak etmemesini istedim, bunu bana verdi. Rabbimden, dışımızdan bir düşmanı bize galip getirmemesini istedim, bunu da bana verdi. Bizi fırka fırka ayırmamasını (ümmetimin bir birine düşürülmemesini) istedim, bu isteğimi kabul etmedi.” (Müslim, Fiten 5, Hadis no:2890; Tirmizi, Fiten 14, Hadis no:2175)

Rasûlüllah’ın (sav) bu duası gereği, Muhammed Ümmeti, diğer ümmetler gibi toplu helak cezasına çarptırılmamıştır. Bu gün Lût kavminin işlediği cinsel sapıklık, birçok batı ülkesinde baş tacı edilmesine rağmen, Yüce Allah toplu helakler vermemektedir. Aids gibi küçük çaplı dikkat çekici belalar verse de bu dua gereği, toplu olarak yerle yeksan etmemektedir.

Bugün Avrupa’daki Müslüman gurbetçimiz, maddi bakımdan tatmin olmanın sarhoşluğuyla, ahlakî değerlerin lime lime döküldüğü bu medeniyet içinde neslinin kaybolup gitmekte olduğunu pek umursamamaktadır. Daha henüz 12-14 yaş civarında, çocuk denecek gençlere cinsel eğitim dersinde “Bizim toplumumuzda lezbiyenlik ve homoseksüellik bir cinsel tercihtir. Gayet normaldir. Bunlara dışlayıcı bir nazarla değil hoş görü ile bakalım” türünden güzellemeler yapılan bir eğitim sisteminden geçen gurbetçi çocukları da yarın babalarına “Bunda ne var baba, gayet normaldir, bu bir cinsel tercih meselesidir. Avrupa’da yaşıyorsun. Olaylara Üçüncü dünya ülkesinde yaşıyormuş gibi bakma” diyecektir. Babasının, bu aşamaya gelmiş çocuğuna “Oğlum bu dediklerin ahlaksızlığın dik âlâsıdır. Tarihte Lût kavmi de bu dediklerini yaptığı için Allah onları helak etmiştir. Bugün etmiyorsa Peygamberimizin duası sebebiyle etmiyordur” demesi artık bir anlam ifade etmeyecektir. Eğer anne ve babalar çocuklarını küçük yaşlardan itibaren her gün karşılarına alıp Avrupa okullarının verdiğini çocukların zihninden rafine etmedikleri sürece yakın gelecekte Hans ile Hasan’ın inanç ve yaşantı bakımından hiç farkı kalmayacaktır. Zaten Avrupa’da yaşayan gurbetçilerimizin yüzde yetmişinin, yaşadığı toplumda kaybolduğunu ifade edilmektedir.

Bugün Türkiye’deki yetkililer de âdetâ Batıya öykünerek ETCEP’in (Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Geliştirilmesi Projesinin) kuvveden fiile çıkarılması için çırpınmaktadırlar. Eğer bu proje benim yurdumda hayat bulursa, hayâsını kaybetmiş, edebi sıfırlanmış, her türlü cinsel sapmayı mubah sayan bir nesli kucağınızda bulursunuz.  

Bilim adamı Mücahit Gültekin bakın bu hazin sonu nasıl tasvir ediyor: “Bazıları hâlâ bunu ‘kadın-erkek eşitliği’ meselesi sanıyor, ‘kadına şiddet’ meselesi sanıyor, ‘kadının güçlendirilmesi’ meselesi sanıyor. Açık söylüyorum: ETCEP projesi başarıya ulaştığı gün çocuklarınızı tanıyamayacaksınız. Beğenmediğiniz o gelenekleri bile yana yakıla arayacaksınız. Aynen şimdi 70’lerdeki, 80’lerdeki mahallenizi aradığınız gibi. Ama bulamayacaksınız. İş işten geçmiş olacak. Pişman olacaksınız, belki de pişman bile olamayacaksınız. Sonra çaresiz kendinizi olup biten her şeye alıştıracaksınız.

Hâlbuki bizim dinimiz, hayâlı bir toplum inşa eder. Rasûlullah bu konuda şöyle buyurur:

Her dinin bir ahlakı vardır. İslam’ın ahlakı da hayâdır.” (İbn-i Mâce, Zühd, 17).

Hayâ imandandır.” (Buhari, İman, 16)

Hayâ bütünüyle hayırdır.” (Müslim, İman, 61),

Hayâ sadece hayır (iyilik) getirir.” (Buhari, Edep, 77)

Hayâ, çirkin görünen ve ayıplanan şeylerden kişiyi uzak durduran bir duygudur. O halde, hayâ Allah’ın bütün emir ve yasaklarına riayet etmeyi ön gören bir duygu olarak, gerçek anlamda kişide tahakkuk ederse, gideceği yer cennettir. Böyle bir duygu kalbi yumuşatan, incelten, yerine göre sızlatan bir özelliği vardır. ETCEP projesi ile bu duygu neslimizden alınınca, ahlaksızlık adına onlardan her şeyi bekleyebiliriz.

Konuyu bilge insan Hayrettin Karaman hocamın 4 Ocak 2019 Cuma günkü Yeni Şafak gazetesindeki köşe yazısından bir alıntı ile bitirelim: “Roger Garaudy, “Batı bir ârızadır” diyor. Gücünü ve servetini sömürdüğü zayıf milletlere borçlu olan ve bu manada zalim/ahlâksız olan Batı toplumları, maddi ve dünyevi hayatta nefsin arzularını mümkün olduğu kadar serbest tatmin etmek, düzen ve asayiş içinde müreffeh yaşamak için kurallar oluşturmuşlar ve bu kurallara din kuralları gibi riayet etmeyi öğrenmişlerdir. Bu yüzden Batı’ya imrenenler ve örnek gösterenler çok olur, ama Batı’nın örtük yüzünü anlamak o kadar da zor değildir. Soyup soğana çevirdikleri, kendilerine gelmemeleri için bütün tedbirleri aldıkları eski sömürgeleri ile bugünkü ilişkilerine bakanlar Batılı ahlâkı anlamakta güçlük çekmezler.”

Bütün bu gerçeklere rağmen maneviyatından şüphe etmediğimiz bu iktidar, ETCEP projesini hayata geçirirse, topuğuna kurşun sıkıyor, kendi celladını kendi besliyor demektir. Bu bir akıl tutulması değilse nedir? Adını siz koyun.

                                                  Musab SEYİTHAN

Musab SEYİTHAN
http://www.mirathaber.com/musab-seyithan-egitimde-toplumsal-cinsiyet-esitligi-49-6091y.html


Back To Top