14 Ağustos 2018 Salı
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

Eleştiri ahlakı

Her konunun ahlakı olduğu gibi, eleştirinin de ahlakı vardır. Eleştiride, madara etme ve rövanşı kazanma varsa, bunun adı eleştiri olmaz, düşmanca tavırlarla intikam almak olur. Dolayısıyla eleştirinin amacını, sonucu belirler. Eğer sonuçta ortalığı yıkıp toz duman ediyorsa, o eleştiri değil saldırı, düzeltme değil bozma, inşa değil imha, tamir değil tahriptir.

Bir eleştiriye enaniyet karışıyorsa, o eleştiri, başlamadan bitmiş demektir. Mesela, bir kimse, hasetlik damarı kabardığı için söylediği şeylerin adını "eleştiri" koysa bu eleştiri sayılmaz. Yine bir kimse, kin güttüğü biri için hissettiklerinin adını "eleştiri" koysa, buna da eleştiri denmez. Bunlar, kaprisleri tatmin ederek rahatlama seanslarıdır. Öyleyse eleştireceğimiz kişiyi önce sevmeliyiz. Sevdiğimiz kişiyi istediğimiz kadar eleştirebiliriz. Demek ki eleştiride “önce sev, sonra istediğin kadar eleştir” ilkesi benimsenmelidir.

Eleştiri ahlakının en başta gelenlerinden biri de, eleştirdiğimiz husus bizde olsaydı ne yapardık? Kendimizi ne kadar eleştirebiliyorsak, muhatabımızı da o kadar eleştirmeliyiz. Her konuda olduğu gibi bu konuda da empati yapmak zorundayız. Eğer empati yaparsak, eleştirinin üslûp ve dozunda, bize yapılmasını istemediğimizi biz de başkasına yapmayız.

Eleştirmek, bir tür arındırmaktır. Eleştirmek, "elemek" kökünden türetilmiştir. Yani süpürüp atmamak, pirincin taşını ayıklar gibi ayıklamaktır. Çoğu zaman eleştiri, ayıklama olmaktan çıkıp, bir süpürme işine dönüşmektedir. Buna, “hatayı değil de, hata sahibinin kişiliğini hedefe koymak” denir. Hâlbuki eleştirinin amacı, insana ayna tutmaktır. Hatasını görmesini sağlamaktır.

Eleştiri, eleştiriyi hak edene yapılmalıdır. Eğer eleştiriyi hak edene yaparsanız, ona katkıda bulunmuş olursunuz. Eleştirilen kişi de teşekkür ederek bu katkı payını görebilmelidir.

Eleştiri, bir sorumluluk olduğu kadar bir haktır da… Bu hakkı, hak edenler kullanmalıdır.Doğru olan, beyazın griyi eleştirmesidir. Bunu siyah yapmaya kalkarsa, eleştiri baştan yanlış olur. Dolayısıyla loto oynayan birini eleştirmek kumarbaza düşmez... Sigara içeni eleştirecek kimse, eroinman olmamalıdır… Asalak tabiatlı birini eleştirecek olan da, hırsız olmamalıdır… Âlimin eleştirmeni de cahil olmamalıdır.

Eleştiriye kapalı olma hastalığına da düşülmemelidir. Kul kusurludur. İnsan, nisyan ile maluldür. Mükemmellik iddiası, İblis hastalığıdır. Sadece haddini bilmeyen kişi, mükemmellik iddiasında bulunur. Eleştiriye kapalı olmak, kusursuzluk iddiasıyla eşdeğerdir.Çünkü bu, "Ben hiç yanılmam ve hata yapmam, dolayısıyla de eleştiriye gerek yoktur"anlamına gelir.

Her eleştiriyi düşmanlık ve her eleştireni de düşman bilmemeliyiz.Böyle bir hastalık, kendine güven yokluğundan kaynaklanır. Etrafımıza baktığımızda, eleştiriye en çok tahammül eden insanların kendine güveni olanlar, en çok tahammülsüz olanlarınsa kendine en az güveni olanlar olduğunu kolaylıkla anlarız. 

Hatayı savunma hastalığına da düşmemeliyiz.Hatayı kabul etmek, "ADAM" işidir. Hatayı savunmak ise İblis'in işidir. Hz. Âdem de hata yaptı İblis de… Hz. Âdem hatasını kabul etti "ADAM" oldu, Allah da ona peygamberlik verdi. İblis hatasını savundu "Şeytan" oldu. Allah da onu huzurundan ve cennetten kovdu. Öyleyse erdem, hiç hata işlememek değil, hatada ısrar etmemektir.

Öz eleştiriyi de kurumsallaştırmak gerekir.Eğer öz eleştiri kurumsallaşırsa yukarıdaki engeller, kendiliğinden aşılmış olur. Çünkü en verimli öz eleştiri, başkalarının bizi eleştirmesine gerek kalmadan bizim kendi kendimizi eleştirebilmemizdir. Nitekim Yüce Rabbimiz, Kıyame suresinin ikinci ayetinde “وَلَا أُقْسِمُ بِالنَّفْسِ اللَّوَّامَةkendini sorgulayan nefse” yemin ederek, konunun önemine dikkat çekmektedir.

Bazı tipler de vardır ki, her tür eleştiriyi sorgusuz sualsiz peşinen kabul ederler. Çünkü bu tipler, kendilerinden umut kesilmiş tiplerdir. "Ne dersen haklısın"cı tavırla, kendilerine has meşruiyet alanı oluşturmuşlardır. "Beni de öyle kabul edin" ya da "ben buyum" tavrı, çoğu zaman yanlışı sevimli gösterme gerekçesi olarak ileri sürülür.

Son söz: Eleştiri dışı kişi ve kurum yoktur fakat eleştiri, usulünce, âdabınca ve erkânınca olmalıdır. Şunu da unutmayalım ki, öz güven sahibi insanlar, özür dilemekten de, hatayı itiraf etmekten de, eleştirmekten de, eleştirilmekten de korkmazlar.

Musab SEYİTHAN
http://www.mirathaber.com/musab-seyithan-elestiri-ahlaki-49-3754y.html


Back To Top