14 Aralık 2018 Cuma
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

EVLİLİKLERDE MONOTONLAŞMA

Hayatta hiçbir duygu ve yaşam tarzı, ilk günkü verdiği hazzı ve tadı sürekli vermemektedir. Zaman içerisinde duygular ve ilişkiler eskiyor veya zayıflıyor.

Evlilik hayatımızın ilk yıllarında duyduğumuz mutluluğu ve coşkuyu, yılların araya girmesiyle kaybediyoruz. Geneli itibariyle durum böyledir. Zaman zaman dostlar, birbirlerine şöyle yakınmalarda bulunurlar: “On sene sonra evliliğimizin çekiciliği kalmadı, monotonlaştığını fark ettik. Eski günlerimizi bir daha yakalamamız mümkün değil mi acaba? Hâlbuki eşimi çok seviyordum. Hâlâ da seviyorum ama önceki yılların hazzını alamıyorum. Bu sorunun üstesinden gelinemez mi?”

Eşyanın tabiatı gereği, hiçbir şey olduğu gibi sabit kalmıyor. Peygamberimiz (sav), “Elbiselerinizin eskidiği gibi imanınız da eskir. Allah’ı zikrederek yenileyin” buyurmak suretiyle eskime ve monotonlaşmanın îmânî hayatımızda bile olacağını belirttiğine göre, evlilikteki yıpranma ve tekdüzeleşme, gayet normaldir. Ama aşılması mümkündür ve bu da Allah’ın izniyle eşlerin elindedir. Öyleyse neler yapılmalı?

Her şeyden önce eşler şunu iyi kavramalıdır ki, evlilik bağı gibi kutsal bir bağla birbirimize bağlı olsak da, farklı insanlarız. Bazı konuları farklı değerlendirebilir, farklı düşünebiliriz. Farklılıkların oluştuğu yerde, zıtlaşma ve inatlaşma yerine, karşılıklı anlayışı esas almalı, ihtilaflarımızı zamana yaymalıyız. Anlaşmazlıklarımız ortak bir buluşma noktasına gelinceye kadar birlik unsurlarımızı öne çıkarmalıyız. Zıtlıklarımızı konuşacağımıza, evliliğimizin ilk yıllarında paylaştığımız değerleri konuşalım.

Böyle bir anlayışla olaya yaklaştığınızda, aşkınız, sevginiz, saygınız, tanışmanız, evlenmeniz, sonra çocuklarınız gündeminizi dolduracaktır. Evli çiftler arasında konuşulacak öyle güzellikler var ki, evliliğe dengeli ve çözümcü yaklaşıldığı takdirde, zıtlaşmaları gündeme almaya belki ömür boyu sıra gelmeyecektir.

Doğal olarak her aile, yuvasında mutlu olmak ister. Bunu gerçekleştirmek için de birbirlerinin dilini iyi anlamaları gerekir. Nelerden hoşlanıp nelerden nefret ettiklerini de iyi tespit etmeleri lazımdır. Sözlü iltifatlar ve takdir ifadeleri sevgiyi güçlü bir şekilde iletir. Eşinizin yaptığı bir işi takdir edici sözlerle överseniz, bu onun hoşuna gider.Ya da ona bir iş yaptırmak istediğinizde, emreder bir tavırla değil onun hoşuna gidebilecek ihtiram cümleleriyle bunu istemeniz gerekir. Bu, eşinizin bir şey yapmasını sağlamak için onu pohpohlamanız demek değildir. Sevginin hedefi, istediğiniz bir şeyi elde etmek değil, sevdiğiniz insanın mutluluğu için bir şey yapmaktır.İltifat sözleri eşlere cesaret verir. Sevgiyi sözel olarak ifade ederken de sevecen kelimeler kullanmalıyız. Hatalar bile tamir edilirken sevgi cümleleri tercih edilirse mutluluğumuz gölgelenmez. Çünkü sevgi, hataların kaydını tutmaz. Sevgi, geçmişteki hataları gündeme getirmez.

Eşimizle nitelikli beraberliklerinizolmalıdır. Bundan kasıt, bütün dikkatinizi eşinize vermenizdir. Birlikte kanepeye oturup televizyon seyretmeniz değil… Zamanınızı bu şekilde geçirdiğinizde dikkatiniz eşinizde değil TV ekranındadır. Burada kastedilen, televizyonu kapatıp kanepeye oturmanız, birbirinize bakmanız, yani tüm dikkatinizi birbirinize vererek konuşmanızdır. Birlikte yürüyüşe çıkmak veya baş başa yemek yerken birbirinize bakarak konuşmak da nitelikli beraberliktir.

Nitelikli beraberliğin bir diğer adı birlikteliktir. Bedensel yakınlığı kastetmiyoruz. Aynı odada iki insan fiziksel olarak yakındır ama mutlaka “birlikte” değildir. Birliktelik, odaklaşmış ilgiyle alakalıdır. Bazı karı-kocalar, gerçekte yalnızca fiziksel olarak yakın yaşıyorken, birlikte zaman geçirdiklerini sanıyorlar. Aynı anda aynı evin içindedirler ama birlikte değildirler. Eşiyle konuşurken televizyonda maç seyreden bir koca, eşine nitelikli bir beraberlik vermiyordur. Çünkü tüm dikkati eşinin üzerinde değildir.

Hizmet davranışlarıda mutluluğun esaslarındandır. Bununla eşinizin yapmanızdan hoşlandığı şeyleri yapmak kastedilmektedir. Ona hizmet ederek onu memnun etmeye, onun için bir şeyler yaparak ona sevginizi ifade etmeye çabalamanızdır. Yemeği zamanında pişirmek, masayı hazırlamak, bulaşıkları yıkamak, evi temiz tutmak, ütü yapmak, kitaplığın tozunu almak, ceketinizi tutmak ve benzerleri, hizmet davranışları kapsamındadır. Eğer bunlar, gerçekten istenilerek yapılıyorsa sevginin ifadesidir. Eşinin, bunları zamanında yapıldığında memnun ve mutlu olduğunu gören kişi, içinden gelerek yapmalıdır. Karşı tarafın talebini beklemeden yaptığı zaman sevgi dili olur. Eğer karşı taraf, “yemek niye zamanında pişmedi? Çamaşırlar yine dağ gibi yığılmış, gömlek ve pantolonum hâlâ ütülenmemiş, şunları çabuk ütüle” gibi emredici taleplerle yapılmasını isterse mutluluğu baltalamış olur. Hiç kimse bir şeyler yapmaya zorlanmaktan hoşlanmaz. Aslında sevgi özgürce verilir. Eleştiri ve emredici taleplerin ilişkiye köstek olma özelliği vardır. Birbirimizden ricalarımız olabilir. Fakat hiçbir zaman hiçbir şeyi emredici taleple istememeliyiz. Ricalar, sevgiye yön verir ama emredici talepler sevginin akışını durdurur.

Şunu da ilave edelim ki, iş ve mesleklerini yerine getirirken erkeklerimiz ister istemez iş ortamında birçok kadına muhatap olmaktadır. Hâkezâ sokaklar ve TV ekranları da birçok bakımlı kadınla doludur. Bizim isteğimiz dışında oluşan bu ortamların birinden kurtulsa öbürüne gözü ilişmektedir. İşte dış dünyada kuşatıldığı bu câzibe ortamını unutturacak şekilde eşi de bakımına özen göstermelidir. İşinden gelen kocasını, dağınık bir şekilde mutfak elbisesiyle karşılamamalıdır. Gezmeye giderken gösterdiği bakımı kocasından esirgememelidir. Koca da aynı şekilde karısı için bakımlı olmalıdır. Abdullah b. Abbas (r.a): “Eşimin benim için süslenmesini nasıl istiyorsam, bu benim tabii hakkım ise, ben de eşim için süslenmeli ve temiz olmalıyım, bu da onun tabii hakkıdır. Çünkü Yüce Allah ‘erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları gibi, kadınların da erkekler üzerinde belli hakları vardır’ diye buyurmaktadır  (Bakara:2/228)”demiştir. (Bak: Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir, I/147, Dersâdet basımı, İst.)

Eşinizin bazı davranışlarından hoşlanmıyorsanız, bunu surat asarak, hırçınlaşarak anlatmaya kalkışmayın. Ondan ne beklediğinizi, nasıl davranmasını istediğinizi açıkça söylerseniz, en azından nasıl olması gerektiğini anlar. Eşler birbirlerinin bu tür arzu ve isteklerini anlayışla karşılamalı, yersiz direnişlere, inatlaşmalara girmemelidir. Her insanın olumsuz bir takım yönleri vardır. Olumsuza odaklanıp da eşinizin güzel hasletlerini yok saymayın. Bu durum, ağaca takılıp da koskoca bir ormanı görememek gibi bir şey olur. Yüce Allah “…O kadınlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmazsanız bilin ki, Allah’ın, hakkınızda çok hayırlı kılacağı bir şeyden de hoşlanmamış olabilirsiniz(Nisa:4/19)ayetinde, Rasulüllah’ın (sav) da; “Bir kimse eşine kin beslemesin. Onun bir huyunu beğenmezse, bir başka huyunu beğenir.” (Müslim, Radâ 61) buyruğunda belirtildiği gibi, eşimizde mutlaka beğeneceğimiz birçok haslet bulabiliriz. Bardağın boş tarafını görmeden dolu tarafını gündemde tutup “Allah evlerinizin bir kısmını sizin için bir huzur ve sükûn yeri yaptı(Nahl:16/80)  ayeti gereği yuvamızı huzur kaynağı haline getirmeliyiz. Evimiz “Dâru’l gazap” değil, “Dâru’s Selam”; “Dâru’l isyan” değil, “Dâru’l İslam” olmalıdır.

Hz. Mevlânâ’nın oğluna düğün günü vasiyetinde söylediği şu sözler de, evliliğe gösterilmesi gereken hassasiyet konusunda ne kadar manidardır: “Yavrucuğum, unutma ki, eşin sana Allah tarafından verilmiş bir emanettir. Sakın onu kırıp, incitme. Ona emanet gözüyle bakmaktan bir an dahi geri durma. Her günü düğün günü, her geceyi gerdek gecesi bil. Ona karşı daima bu hassasiyetle davran.

Evliliğinizin monotonlaşmaması için eşinize karşı sevginiz kördüğüm gibi, mutluluğunuzun tazeliği de ilk günkü gibi olsun.

Musab SEYİTHAN
http://www.mirathaber.com/musab-seyithan-evliliklerde-monotonlasma-49-5444y.html


Back To Top