17 Ocak 2018 Çarşamba
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

İhsan Şenocak vakasının düşündürdükleri

Bir kardeşim whatsapptan bana şöyle bir not göndermişti:

“Türkiye’de, Mehmet Emin Akın, Ahmet Kalkan, Ercüment Özkan ve Ebu Hanzala gibi hocaların anlattığı İslam; Cübbeli, Şenocak, Sifil gibi hocaların anlattığı İslamla zıttır. Birinci grubun anlattığı İslam’a uyarsanız, ikinci gruba göre sapık, dolaylı olarak kâfir olursunuz. İkinci grubun anlattığı İslam’a uyarsanız, birinci gruba göre müşriksinizdir. Her iki grubun da Kur’an ve hadisten delili vardır. Dahası da var. Bayındır, Okuyan, İslamoğlu da ikinci grubun şirk üzere olduğunu söylerler ama birinci grubun siyasi konulardaki inanç ve görüşlerine katılmazlar. Dahası, Edip Yüksel gibiler de size bir İslam anlatır. O da bunların hepsine zıttır. Ama onun da delilleri var tabii ki. Seç beğen kardeşim. Gel de Müslüman ol, kime göre Müslüman olacaksın, bir gruba göre olsan, diğerine göre hâlâ kâfir ve müşriksin.”

Evet, acı ama bugün Türkiye’de saflar bu şekilde ayrılmış. Bu grupların hepsi de tekfire karşı olduklarını söylerler ama konuşmalarının son noktası, gelir karşı tarafı tekfire dayanır. Biri kalkar “Ben kimseyi tekfir etmem. Ben kadı değilim. O benim işim değil” der, sonra da “Kim, Sünneti bağımsız delil olarak kabul ediyorsa, Peygamberi Allah’a ortak koşmuş bir müşriktir” diyerek kendisiyle çelişir ve tekfir gayyasına yuvarlanır. Öbürü de, “Ben, hadisleri Kur’an’a arz ederim. Ona ters düşen hadisleri kabul etmem. Çünkü Peygamber Kur’an’a ters konuşmaz, Kur’an’a ters konuşan da Peygamber olmaz” dediğinde, öbürleri “Bu sözler zındıkların sözüdür” diye karşı tarafı zındıklıkla suçlayarak onlar da tekfir gayyasına düşerler.

Şu bir gerçek ki, bir yapılanmaya mensubiyet bağıyla değil de asabiyet bağıyla bağlanan her grup, Taliban ruhlu bir nesil yetişmesine katkıda bulunmaktadır. Sadece doz farkı var.

Bir cemaate bağlı olabilirsiniz ama bağımlı olduğunuz zaman iş değişiyor. O zaman asabiyet devreye giriyor ve sizin üstünlüğünüz, ait olduğunuz cemaatin ilkelerine bağımlı olduğunuzla orantılı oluyor. Asabiyet, üstünlüğü takvanın dışında aramak olduğu için siz, ne kadar cemaatçi olursanız, o kadar üstün nitelikli oluyorsunuz.

İşte, başta İhsan Şenocak olmak üzere, her grubun hocası ya da hocaları, kendi anladığı İslam’ı anlatırken kışkırtıcı ve ayrıştırıcı bir üslupla karşı tarafı suçlayarak toplumda nefret dilinin hâkim olmasını sağlamışlardır. Bu tuzağa zaman zaman ben de düştüm. Konumuz İhsan Şenocak’ın görevden açığa alınması olduğu için, o alanda odaklanırsak deriz ki, koskoca Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez görevden alınırken ses çıkarmayanların, dokuzuncu bölükten bir hocanın -görevden alınma bile olmayıp- sadece soruşturmanın selameti için açığa alınması karşısında bu kadar bağırmasını pek anlamlı buluyorum.

Sayın Görmez, Diyanet’i, hurafe ve bidatten ayıklanmış olan bir İslam’a hizmet eden bir kurum haline getirmenin gayreti içindeydi. “Kur’an’dan alarak ilhamını, asrın idrakine söyletiyordu İslam’ını.” Geçmişi günümüze taşırken, geleneği sorguluyordu. Hadislerin sahihini sakiminden ayıklayarak kullanıyordu. Diyanet, Ehlisünnet ana damarından kopmadan tecdid üzere icraatlarını sürdürüyordu. “Ehlisünnet ana damadından kopmadığını nerden biliyorsun?” diyecek olursanız; beş yıl Din İşleri Yüksek Kurulunda görev yapmış Kelam Profesörü olan bir hocamız, bir sohbetimizde şöyle demişti: “Diyanet, kendisine sorulan soruları cevaplarken Din İşleri Yüksek Kurulu üyeleri, konuyu etraflıca ele alır. Uç fikirler de dâhil bütün görüşler ortaya konur, tartışılır. Sonunda Ehli Sünnet çizgisi aşılmadan cevap verilir.”

Diyanetin tecdid üzere yapılanması, geçmişi olduğu gibi nakledip sorgulamadan günümüz toplumuna giydirmeye çalışan gelenekçi hocaları rahatsız etti. “Kutlu doğum bir fetö projesidir” balonunu ortaya atarak TGRT tayfası, tecdide genelde kapalı, hurafeye her dem açık olan bir kısım bidat ve hurafeci tarikatçılar ile gelenekçi çevreler sayın görmezi yıprattılar. O günlerde Diyanetten

sorumlu Devlet bakanı olan Numan Kurtulmuş’u da yanlarına alarak, Başkanın kellesini aldılar ve bu tayfa bu sonuca çok sevindi. Onun için Sayın Görmez sessiz-sakin gitti.

Öyleyse İhsan efendi henüz görevden bile alınmamış, sadece soruşturmanın selameti için açığa alınmışken, bu gürültü ve patırtının sebebi ne? Sebebi çok basit. Kim ne derse desin, başımızı kuma gömmeden Türkiye’deki müslümanların durumuna kuşbakışı baktığınızda; Kuran, hayat kitabı olmaktan çıkarılıp memat ve merasim kitabı ya da mevlitlerde, kandil gecelerinde, ölülerin kırkıncı, elli ikinci gecelerinde okunan dua kitabı haline getirilmiş. Sünnet; sakala, sarığa, yemeğe tuzla başlamaya, önüne gelen tabağı sıyırmaya vb…indirgenmiş. Hasan-ı Basrî’nin inşa ettiği ve zühd ağırlıklı nefis tezkiyesi, ruh terbiyesi olan tasavvuf da, şeyhlerin Levh-i Mahfuz’dan okuyarak (!) bilgi verme, ruhaniyetleriyle Peygamber Efendimizin sohbetlerindeki (!) bilgilerin intikaline, Nakşibendî tarikatının Halidiye koluna mensup olduğunuzda cehenneme götüren zebanilerce serbest bırakılacağı safsatasına indirgenmiştir.

İşte İhsan efendi, bu dejenere edilmiş/yozlaştırılmış İslam ile mütedeyyin olan halkın nabzına göre konuşuyor. Yeni bir şey üretmiyor. Gerçekten Kur’an ve Hadislere, Arapçaya vukufiyetine bir itirazımız yok. Fakat bu müktesebatı değerlendirmede problem var. Kendini güncelleme sorunu ile karşı karşıya. Kendini dinin tebliğ ve irşatçısı değil, polis ve jandarması gibi görüyor. Kullandığı nefret dilliyle, kendisi gibi olmayanları “Vahhabî, İbn-i Teymiyyeci, Sünnet inkârcısı, Şia” suçlaması ile ötekileştiriyor. Bu algı dalga dalga tabana doğru yayıldığında müthiş bir kitle aynı nefret dilini kullanarak taarruza geçiyor. İşte ben bunlara “Silahsız Taliban” diyorum. Hocalarından emir almıyorlar ama kışkırtıcı üslup atmosferinde yetişen bir militan TALİBAN grup kendiliğinden oluşuyor.

Efendiler! Suçladığınız kesim velev ki, vahhabî veya İbn-i Teymiyyeci olsun ne çıkar? Kâfir mi olmuş olurlar. Nureddin Yıldız hoca İbn-i Teymiyye’yi iki saate yakın bir konferansında “Hatası olan, suyu sert ama gerçek bir âlim, zahid ve mücahittir” dediği için onu da eleştiri yağmuruna tuttunuz. İbn-i Teymiyye’ye “Hanefi mezhebinde İmam Ebû Yusuf ne ise Hanbelî mezhebinde de İbn-i Teymiyye odur” diyen bir Hüsnü Aktaş hoca var. Tarihte bir sürü âlim lehinde ve aleyhinde olmuştur. Siz aleyhinde olan âlimleri cımbızlayıp da kavgayı sürdürünce cennetteki dereceniz mi artacak. Nihayetinde onlar, her âlim gibi hatasıyla sevabıyla tarihe mal olmuş, sevenleri ve sevmeyenleri olan değerlerimizdir. Ben biliyorum ki, Şenocak’ın beslendiği Çarşamba cemaati, Seyit Kutub’u ve Mevdûdî’yi de sevmez. Mevdûdî’ye “reddolunmuş” anlamına gelen “merdûdî” derler. Tarihte, tarikatları eleştiren ne kadar âlim varsa, onların gözünde tukaka edilmiştir. Efendim, radikal gruplar, tekfirciler, Deaş hep İbn-i Teymiyye’nin, Seyit Kutub’un kitaplarından referanslar veriyor, onlardan besleniyormuş. Peki bu âlimlerin, bu dediğiniz gruplarca istismar edilmesinde suçu ne? Unutmayın, Kur’an, Hz. Ömer’in elinde adalet inşa ederken, Haccac-ı zalimin elinde zulme âlet kılındı. Pekiyi, burada Kur’an’ın suçu ne? Hacca-ı Zâlim’e kızıp Kur’an okumayalım mı? O’nu hayat kitabımız olmaktan çıkaralım mı?

Gerçek vahdet sahibi-toparlayıcı âlim, Hasan el-Benna gibi olur. Talebelerinden İhfan mensubu Mustafa Meşhur “Davet Yolu” adlı eserinde Hasan el-Benna ile ilgili şunları söylüyor: Üstad, “Biz, mensuplarımıza delili kuvvetli olan konuları anlatırız. Fakat delili zayıf olduğu halde İslam dairesinde kalan kardeşlerimiz de bizim cemaatimizde yer alırlar” derdi.

Evet, demek ki, hep aynı şeyleri düşünenler değil, İslam dairesinde kaldığı sürece her türlü aykırı görüş sahiplerinin oluşturduğu yapıdır İslam cemaati… Şimdi kendilerine cemaat diyenler, lider ve etrafındakilerin dediklerinin dışına çıkanları azlederler. Buna rağmen kendilerine cemaat derler. Geçin onu, buna cemaat değil hizip denir. Her hizip de -benim dediklerim İslam’ın tâ kendisidir diye- yanındakilerle sevinir. (Bak:Rum:30/32)

Geçen haftaki “İhsan Şenocak Görevden Alınsa Din mi Çöker?” başlıklı yazıma itiraz mesajları çeken kardeşlerimin söylediklerinin ortak paydası; “İhsan hoca Ehl-i Sünnetin cesur sesidir.

Diyanet bu sesi susturmuştur” şeklindeydi. Arkadaşlar, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmayın. Okuyun göreceksiniz ki, Ehl-i Sünnet âlimleri, o günün bidat ehlinden olan; Mutezileyi, haricileri, Şia’nın Caferiyye ve Zeydiyye kolunu -ehl-i kıble tekfir edilmez diyerek- tekfir etmeden karşı fikir geliştirmiştir. Fikre, fikirle mücadele etmiştir. Ehl-i Sünnetin büyük imamlarının yolu budur. Aradan sıyrılıp çıkarak, ötekileştirici, ayrıştırıcı ve tekfir silahını kullananlar da olmuştur.

Öyle sizin zannettiğiniz gibi İhsan Şenocak sütten çıkmış akkaşık değildir. Bu din de kimsenin tekelinde değildir. Hakkı haykıran diyanette binlerce insan var. İhsanı efendiyi medya köpürttüğü için böyle popüler oldu.

Bir arkadaşım, geçen haftaki yazımla ilgili, durmadan sert ve ayrıştırıcı üslupla eleştirisini sürdürünce ona; “Zatınız, benim yazı yayınlandığı günden beri itirazınızı aynı üslupla dillendiriyorsunuz. Yanınızda olsam neredeyse beni döveceksiniz. Bu da İhsan'ı fazla dinlediğiniz için farklılıklara tahammül edememe melekesini şuur altınıza yerleştirmiş de farkında değilsiniz. Beni bir yerlere çekmeyin. Ben uçlardan nefret eden vasat ümmetçiyim. Yani sizin anlayacağınız orta yolcuyum. Orta yoldan sapan, babam bile olsa, İbrahimî bir tavırla onu da aynı şekilde eleştiririm. Herkesi memnun etmek gibi bir amacım yoktur. Hz. Ali; "Herkesi memnun etmek nifak alameti, herkesle kavgalı olmak da şikak alametidir" diyor. İkisinden de Allah'a sığınırım” diye yazmıştım. Aynı kanaatimi sürdürüyorum.

Dünyaya barış vadeden müslümanlar, kendi aralarında savaşı sürdürdükleri müddetçe bu iddiaları dillendirdiklerinde çok komik duruma düşüyorlar. Dünya İslam birliğinden bahsediyoruz. Bu halimizle mi birlik olacağız? Ne zaman ki Hasan el-Benna gibi “İman dairesinde kaldığı sürece, delili zayıf da olsa, bütün müslümanlar benim kardeşimdir. Ben onlarla varım” diyen hocalar çoğalır, ayrıştırıcı nefret dili terk edilir; İmam-ı Şâfî gibi “Bunlar benin hataya ihtimali olan doğrularımdır, kardeşlerimin muhalif görüşleri de, bana göre doğruya ihtimali olan yanlışlardır” diyerek “İttifak ettiğimiz konularda ortak hareket ederiz, ihtilaf ettiğimiz konularda da birbirimiz tahammül ederiz” demedikçe havanda su döveriz. Enerjilerimizi bir birimize karşı tüketiriz. Ehli küfür de bu halimize ellerini ovuşturarak sevinir ve İslam topraklarındaki sömürüsünü devam ettirir.

Musab SEYİTHAN
http://www.mirathaber.com/musab-seyithan-ihsan-senocak-vakasinin-dusundurdukleri-49-2232y.html