22 Mayıs 2018 Salı
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Kader inancımızdaki yanlışlarımız

Kadere iman, inanç esaslarımızdandır. Kader, Cenâb-ı Hakk'ın ezelden ebede kadar olmuş ve olacak, iyi-kötü her şey'in oluş zamanını, yerini ve her türlü özelliklerini ezelden bilmesi, öylece takdir ve tespit etmesidir. Kazâ ise, zamanı gelince ezelî ilmine ve takdirine uygun olarak, eşya ve olayları yaratmasıdır.

Bu tariften anlaşıldığına göre kader, Yüce Allah'ın ilim ve irâde sıfatının bir tecellisi, kaza da tekvîn sıfatının eseridir. Yani kadere iman demek, Allahu Teâlâ’nın İlim, İrade, Kudret ve Tekvin sıfatlarına inanmaktır.Yüce Allah; olacak olan herhangi bir şeyi veya kulların ne zaman, hangi eylemi işleyeceğini ilim sıfatı ile bilir, irade sıfatıyla onun meydana gelmesini ister, kudret sıfatıyla buna güç yetirir ve tekvin sıfatıyla da yaratır.İşte bizim bütün bunlara inanmamız, kadere imanı oluşturur.Yoksa Allahu Teâlâ bir senaryo yazmıştır, kulları da bu senaryoyu oynayan sanatçılar değildir. Kullar hayrı da şerri de dileme özgürlüğüne sahiptir. Böyle bir özgürlük olmayıp, Allah’ın dediklerini yapmaya mecbur edilselerdi, ahirette sorguya çekilmeleri ve cehenneme atılmaları zulüm olurdu ki, Allah zulüm yapmaktan münezzehtir.Hem seçme hakkı vermeyecek, hem de yaptıklarından sorumlu tutacak. İşte bu Allah için mümkün değildir, zulümdür, abestir. Allah da (c.c), zulüm ve abesle iştigalden berîdir/uzaktır. Onun için “Alın yazısı” yanlış anlatılmaktadır. Yani “Allah (c.c), herkesin alnına bir yazı yazmış, tabir caizse, dünyada oynayacağı rolün senaryosunu yazmış, kullar da bu rollerinin gereğini yapmaktalar. Adam öldüren kişi bu yazılı senaryoya göre katil oluyor, fuhuş günahı işleyen, hırsızlık ve yankesicilik yapan, terörist vb. olan alnına yazılmış olan senaryoya göre bu eylemleri yapmaktadır. Kulun bu olayları yapmada bir müdahalesi yoktur” gibi bir alın yazısı anlatılmaktadır. Böyle bir alın yazısı yoktur. Bu, kaderciliktir. İslam’da kadere iman vardır, kadercilik yoktur. Kadercilik yapanlar, işlemiş oldukları günahları Allah’a fatura etmekte ve fail olarak Allah’ı göstermektedirler ve O’nu suçlu ilan etmektedirler.Eğer Allah (c.c), emrettiklerini zorla yapmak mecburiyetinde bıraksaydı –hâşâ- zâlim olurdu ki bu imkânsızdır. Yüce Allah bu konuda şöyle buyurur: ذَلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيكُمْ وَأَنَّ اللّهَ لَيْسَ بِظَلاَّمٍ لِّلْعَبِيدِ “İşte bu kendi ellerinizle işlediklerinizin karşılığıdır. Yoksa Allah kullarına asla zulmetmez!”(Enfal:8/51).

 Mesela kişi, büyük tecrübeler sonucu konulmuş olan trafik kurallarına uymuyor, kırmızı ışıkta geçerek veya aşırı sürat ya da yanlış sollayarak kaza yapıyor, sonunda kendi ölümüne veya başkasının ölümüne sebep oluyorsa, hem kendinin, hem de ölümüne sebep olduğu kişinin katili oluyor. Kalkıp da “Ne yapalım, alnına ne yazıldı ise o başına geldi, kaderi bu imiş” diyemeyiz. Yüce Allah, ilmi ezelisi ile o kulun nerede ve ne zaman aşırı hız yaparak veya kırmızı ışık ihlali, ya da yanlış solama ile trafik kazası yapacağını biliyordu, ona göre ezelde onu tespit anlamında takdir etti. Yeri ve zamanı gelince de o eylemi tekvin sıfatıyla yarattı ve kudret sıfatı ile de güç yetirdi. Allah’ın (c.c), ilmi ezelisi ile bildiği bir olayı takdir etmesi, tespit anlamındadır, hükmî takdir değildir. Yani ben böyle hükmettim, sen de bunu yapacaksın anlamında değildir.

 Bugün Türkiye’deki trafik kazaları ile Fransa veya Almanya’dakileri karşılaştırdığınız zaman, Türkiye’deki rakamlar dudak uçuklatmaktadır. Allahu Teâlâ, Fransız veya Alman gâvurunu Türkiye’deki Müslümanlardan daha mı çok seviyor da onlara az trafik kazası yazarken Türkiye’dekilere daha fazla yazıyor hâşâ? Bu tamamen Furkan 51. ayette buyurduğu gibi “İşte bu kendi ellerinizle işlediklerinizin karşılığıdır. Yoksa Allah kullarına asla zulmetmez!”Kul, kendi yanlış tercihlerinden dolayı bir takım şerleri işledikten sonra “Bu benim alın yazım/kaderim” diyerek Allah’ı (c.c) suçlu, kendini masum ilan edemez. Bu, Allah’a iftiradır.

Allah’a teslimiyet demek kendi yaptıkları yüzünden başına gelenlerden dolayı, “Ne yapalım Allah’ın hakkımdaki kaderi bu imiş” diye sorumluluğu Allah’a atarak işin içinden sıyrılmak değildir.

Adam öldürür hapse girer veya tecavüzden dolayı ceza alır, hapse konur, adı “Kader mahkûmu” olur. Böyle bir anlayış, kadercilik inancının bir yansımasıdır.

Teslimiyet demek; yüce Allah’ın “Biz sizi biraz korku, biraz açlık ve biraz mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmeyle imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele!(Bakara: 2/155)ayetinde beyan buyrulduğu gibi, her türlü tedbiri aldıktan sonra, yağmur, sel, yangın, ölüm gibi mal ve canımızdan eksiltme kategorisine giren olaylar karşısında sonuca razı olup sabır göstermektir. Kendi irademiz ve Allah’ın yaratması ile başımıza gelenlerin de bedelini ödemek bize aittir.

Öyleyse Allahu Teâlâ’nın, bir bizim irademiz dışındaki kaderi vardır. Bir de bizim irademizin de söz konusu olduğu kader vardır. Kâinattaki iradesiz canlı ve cansız varlıkların yaratılış şekli, biçimleri, hacmi, uzunluğu, kısalığı, dizaynı, kendilerine biçilen görevleri “tav’an ve kerhen/ister istemez” yerine getirmeleri ile ilgili Allah’ın (c.c) takdiri, İrademiz dışındaki kaderini oluşturur. Bu konuda varlıkların bir tercih hakkı yoktur. Bunlar tamamen Allah’ın tek taraflı dilemesi, kudreti ve yaratmasıyla ilgilidir. Çünkü bu varlıkların, irade hürriyeti olmadığı için, ahiret sorumluluğu da yoktur.

İradeli varlık olan insanın yaratılış şekli ve biçimi, uzuvlarının dizaynı, uzamasının bir noktada durması gibi insanın iradesinin söz konusu olmadığı ile ilgili kısımları da, tek taraflı olarak Allahu Teâlâ’nın tasarrufundadır. Fakat kulların fiilleri konusunda Allah’ın külli iradesinin yanında kulun da cüzi iradesi devrededir.

 Şu halde kaza ve kadere iman; Allah'ın her şey'i bildiğine ve bu bilgisi doğrultusunda ezelde programladığına, sonra da zamanı gelince eşya ve olayları o bilgi ve programa göre yaratmakta olduğuna tereddütsüz olarak iman etmektir.

 Âlemde hayrın yanında şerler de yaratılmaktadır. Hayrı da, şerri de yaratan Allah'tır. Bu inanış, Kadere İmanın bir parçasıdır.

 Şerrin Allah'ın ilmi ve iradesi dışında meydana geldiğini ve Allah'ın şerleri yaratmadığını söylemek; Allah’ın dışında yaratıcı kabul etmek ve Allah'ın İlim, İrâde, Kudretve Tekvinsıfatlarının bir sınırı olduğunu iddia etmek demektir. Bu ise, İlahlığın şânına bir noksanlık isnadı olduğu gibi, kâinatın bir plân ve programa göre yaratıldığı gerçeğine de zıttır. Bunun içindir ki, hayır ve şerrin de Allah'tan olduğu, Allah tarafından yaratıldığı hususu, Kaza ve Kadere imanın içinde yer almıştır. Yalnız, Allah hayrı yaratırken razıdır fakat şerri yaratırken razı değildir.

Son söz:Kulun iradesini kullanarak işlediği fiillerini Allah'ın ezelde bilip takdir etmesi, kulu sorumluluktan kurtarmaz. Çünkü bu takdir, hüküm değil tespit takdiridir. Allah’ın ilmi ezeli ile bilmesi, kulu bir zorlama, irade ve ihtiyarını ortadan kaldırma durumu kesinlikle yoktur.

Musab SEYİTHAN
http://www.mirathaber.com/musab-seyithan-kader-inancimizdaki-yanlislarimiz-49-3974y.html


Back To Top