22 Mayıs 2018 Salı
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Siyasi farklılığımız, üst kimliğimize zarar vermememelidir

“Ancak mü’minler kardeştir” (Hucurat:49/10) ayeti gereğince “İslam kardeşliği”, bizim üst kimliğimizdir. Bunun dışında kalan, meşrebimiz, mektebimiz, mezhebimiz, ırkımız, cinsiyetimiz, partimiz, cemaatimiz, vakfımız, sendikamız ise, alt kimliklerimizdir. Hiçbir zaman alt kimliklerden birine veya birkaçına mensup olmak, bizim üst kimliğimize zarar vermemelidir. Zarar verirse vahdetimiz zarar görür ve ayrışmaya başlarız. Ayrışmak da tefrikadır.

Yüce Allah; “Topluca Allah’ın ipine sarılın, tefrikaya düşmeyin.” (Âl-iİmran:3/103) ve “Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için büyük azap vardır.” (Âl-i İmran:3/105) ayetleri, müslümanların birlik ve dirliğinin bozulmasını ve tefrikaya düşmelerini/ayrışmalarını haram kılmakta ve bu duruma düşenlerin büyük bir azaba düşeceklerini beyan etmektedir.

Bütün Müslümanlar, İslam ümmetini oluştururlar. Her hizmet grubu, ümmetin bir parçasıdır. İşte kendini ümmet bütününün bir parçası gören hizmet grupları, kardeş gruplara karşı bencil, inhisarcı ve ayrıştırıcı bir tutum sergilememelidir. Çünkü itikad bütünlüğe TEVHİD, itikad ayrışmasına ise ŞİRK dendiği gibi, toplumsal bütünlüğün adına da VAHDET denir. Sosyal ayrışmanın/parçalanmanın adı ise TEFRİKA’dır. Dolayısıyla tefrika da toplumsal şirktir. Tefrika, kin, nefret ve düşmanlık temeline dayanan ayrışmadır. Farklı meşru yolları kullanarak hizmet üretmek ise, hayırda yarışmaktır.

Rasulullah (sav) toplumsal birliği bozacak davranışlardan uzak durmak için şöyle buyurmuşlardır: “Birbirinizle üstünlük yarışına girmeyin. Birbirinize haset etmeyin. Birbirinize kin beslemeyin. Birbirinize sırt çevirmeyin/dargın durmayın. Ey Allah’ın kulları kardeş olun!” (Müslim, Birr,28)

Allah’ın emrettiği vahdeti bozup tefrikaya sebep olmak, kimsenin hakkı da değildir haddi de… İslam’a hizmeti, sadece kendi partilerinde, cemaatlerinde, vakıflarında, sendikalarında görenler, herkesin kendileri gibi olmalarını dayatmaya yeltenenlerdir. Bu, hastalıklı bir ruh halidir, taassuptur, fanatizmdir, asabiyettir. İşte bu asabiyet meselesi halledilirse kardeşlik ve Müslümanların vahdeti meselesi de çözülür. Çünkü tefrikanın ana sebebi asabiyettir. Asabiyet ise, takva dışında herhangi bir şeyi üstünlük ölçüsü olarak almaktır. Mesela grubunu, partisini cemaatini, mezhebini, meşrebini üstünlük ölçüsü kabul etmektir.

Erken seçim kararı ile ortalık birden toz duman oldu. Müslümanlar, bahsettiğimiz bu ana ilkeleri bir tarafa koyarak “İslam kardeşliği” üst kimliğine zarar verecek ve aralarını tefrik edecek davranışlara kaymaya başladılar. Sosyal medyada yapılan paylaşımlarla aynı camiada, fakat farklı siyasi görüşte olan kardeşlerimiz, bir birlerini ağır ve hakaret dolu eleştiri bombardımanına tutmaktadırlar. Bu da müslümanların mehabetlerini gidermekte ve onları hafifleştirmekte, rüzgârlarını yok etmektedir. Bu ise davaya zarar vermektedir. Buna da hakkımız yoktur.

Bizim vazifemiz, mensubu olduğumuz siyasi parti lider ve yöneticilerinin hatalarına mazeret bulmak, onları körü körüne savunmak ve yaptıkları her yanlışı tevil ederek bir kılıf bulmak değildir. Doğruyu bulmak için yapacağımız eleştirilerde, yapılan siyasi hataları dile getirirken, medeni bir yol takip etmeliyiz. Maksadımız adam dövmek değil, üzüm yemek olmalıdır. Eğer tahammülümüz yoksa, bu konulara girmeden susma hakkımızı kullanarak üst kimliğimize zarar vermeyelim. Unutmayalım ki, şu anda birbirlerine alicengiz oyunu oynayan siyasiler, yarın can ciğer kuzu sarması olurlar, olan bize ve kardeşliğimize olur.

Konu daha iyi açıklansın diye somut bir misal vermek gerekirse: Abdullah Gül, tıpkı diğer politikacılar gibi bir politikacıdır. Sevmeyebiliriz, beğenmeyebiliriz, kızabiliriz ki ben de kızıyorum, “Vefasızlık yaptı, benim adayım, Tayyib bey kardeşimdir demeliydi” diyebiliriz. Ama asla hain

olmakla suçlayıp hakaret ve küfür edemeyiz. Son tahlilde o bizim -hatasıyla, sevabıyla- müslüman bir kardeşimizdir.

Öyleyse politik oyunların tuzağına düşmeden, ya birbirlerimize tahammül ederek medenice tartışalım, ya da tahammülsüzlere karşı susma hakkımızı kullanarak işimize bakalım. Unutmayalım ki, medenice konuşmasını bilmeyenler, tartışır; tartışmayı bilmeyenler de kavga eder. Şu bir psikolojik gerçektir ki, hakaret ve saldırılarla hiç kimseyi ikna edemeyiz, yanımıza çekemeyiz. Sadece kin ve düşmanlığı artırırız. Olan İslam kardeşliğimize ve dava arkadaşlığımıza olur.

İnsanlar çoğu kez, haklı olduklarını ispat etmek için münakaşa ve mücadele yolunu tutarlar. Fakat bu, sonuca ulaşmak için en uzun bir yoldur. Birisinin üzerine sıkılmış yumruklarla gidildiğinde karşı tarafın iki misli sıkılmış yumruklarla karşılık vereceği apaçıktır. Fakat aralarında görüş ayrılıkları ve yaşayış farklılıkları olan insanlar, anlayış içerisinde oturup meselelerini tatlılık, karşılıklı hoşgörü ve yumuşaklıkla halletme yolunu tuttukları zaman mutlaka bir müddet sonra aynı noktaya geleceklerdir. (Dale Carnegie, Söz Söylemek ve İş Başarmak Sanatı, Trc. Ö.Rıza Doğrul, s.162)

İnsan psikolojisi, kendisine yapılan güzel muamele, hoşgörü, yumuşak davranış, güler yüz, güzel söz ve tatlı dilden hoşlanır. Bunları kendisine layık gören insana yaklaşır ve onunla anlaşır. Kaba ve haşin davranış, kırıcı ve yıkıcı sözler ise soğutur, kaçırır, nefret uyandırır. Bu konuda Yüce Allah şöyle buyurur: “Eğer sen kaba ve katı yürekli olsaydın şüphesiz etrafından dağılıp gitmişlerdi bile.” (Âl-i İmran:3/159)

Bu psikolojik gerçeklere göre, karşılıklı tartışmalarda veya sosyal medyada alay, hakaret ve sövgüyle, kişileri veya karşı fikirleri eleştirmeye kalkışmak, bizi neticeye götürmez, sadece karnımızın şişini almış oluruz. Birliğimiz, dirliğimiz yok olur ve tefrika fitnesi ile karşı karşıya kalırız. O zaman müslümanlar olarak birbirimize yazık etmiş oluruz. Enerjimizi haçlı sürüsüne kullanmamız gerekirken, birbirimize tüketmiş oluruz. Allah da bunun hesabını bize sorar.

Son söz: Öyleyse siyasi farklılığımız, üst kimliğimize zarar vermemelidir.

Musab SEYİTHAN
http://www.mirathaber.com/musab-seyithan-siyasi-farkliligimiz-ust-kimligimize-zarar-vermememelidir-49-4052y.html


Back To Top