16 Ekim 2018 Salı
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

Toplumun ihya ve inşasında gönül faktörü

Toplumun ihya ve inşasında vahyin süzgecinden geçmiş bir eğitim modeline ihtiyaç vardır. Zaten eğitimin en önemli hedeflerinden birisi de, kişiyi “ham insandan,” “zarif ve olgun insan” mertebesine yükseltmektir. Bu, ancak insanın özünü/gönlünü hamlıktan kurtarmakla mümkündür. Eğitim, bir dönüştürme ve geliştirmedir. Bunu gerçekleştirmek için; “Eğitime muhatap olan insanı, ya gönlün içine almalı, ya da onun gönlüne girmelidir. Hem gönüle almak, hem de gönüle girmek, en etkili eğitim ve iletişim kanalını kurmak demektir.”

Gönüle girmenin bin bir yolu vardır. Eyleminde ve söyleminde samimi olmak, muhatabın problemini kendi problemi gibi görüp çözmek, zor zamanda yanında olmak, karşılıksız sevgi beslemek; gönüle girmenin bin bir çeşidinden sadece birkaçıdır.

Şunu unutmayalım ki, “Bir kişiyi karşılıksız olarak Allah için seviyorsan; ondan iyilik görünce sevgin, kötülük görünce de nefretin artmaz. Eğer artıyorsa bu, Allah için değil nefsin içindir.”

İkram edici olmak ve yâr olup bâr/yük olmamak da, toplumun ihya ve inşasında gönülleri fethetmenin yollarındandır.

Toplumsal görevi; İslâmî duyarlılığa sahip, ahlâklı, faziletli, örnek Müslümanlar yetiştirmek olan İslam tebliğcisi eğitimcilerin, diri ve heyecanlı bir gönle sahip olması gerekir. Çünkü diri bir gönül, çevresini diriltir ve heyecan verir. Etrafına pozitif enerji yayar. Kasvetli gönüller ise etraflarına negatif enerji yayarlar. Kasvetli, katı kalplerle ilgili Yüce Mevlâ'mız şöyle buyurmaktadır: “Artık kalpleriniz taş gibi yahut daha da katıdır. Çünkü taşlardan öylesi var ki, içinden ırmaklar kaynar. Öylesi de var ki, çatlar da ondan su fışkırır. Taşlardan bir kısmı da Allah korkusuyla yukardan aşağıya yuvarlanır. Allah, yapmakta olduklarınızdan gafil değildir.(Bakara:2/74)

Taşlaşmış kalpler, ölü kalplerdir. Bu tür kalpler için de Yüce Allah şöyle buyurur: “Gerçek şu ki, gözler kör olmaz, fakat göğüsler içindeki kalpler/gönüller kör olur.”(Hac:22/46)

Bunlar sanki kilitli kalplerdir: “Onlar, Kur'an'ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri kilitli mi?(Muhammed:47/24)

İşte bu tür gönüllerin, sahiplerine bir faydası yoktur ki, başkalarını diriltebilsin.

Toplumun İslâmî anlamda dönüştürülmesine katkı sağlayacak mücahidin gönlü, duyguların odak noktasıdır: “Gerçek Mü'minler, yanlarında Allah zikredilince kalpleri titreyenlerdir(Enfal:8/2)ayeti, onun bu yönünü anlatırken, şu ilâhî kelam da sürekli Allah ile irtibatlı gönüllerin huzur kaynağı olduğunu belirtir: “Biliniz ki, kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur.” (Ra’d:13/28)

Allah’ı anmak” demek, günlük hayatında Allah’la ve Allah’lı bir hayatı yaşamaktır. Yani yapacağı her işte ve ortaya koyacağı her projede “Allah ne der?”in hesabını yapıp haram-helal hassasiyetini gözeterek yaşamaktır. “Elâlem ne der?” putunu kırarak, Allah’la irtibatlı bir hayat sürmektir.  

Öyleyse, bu şekilde Allah’la irtibatlanarak huzura ermeyen ve titremeyen kalpler, huzura erdiremez ve titretemez.Ancak diri ve huzurlu bir gönül, güzel niyetlerle muhatabı dönüştürür. Çevresine sürekli müspet enerji yayar. Hem kendi huzur duyar hem de etrafına huzur verir.

Allah anıldığında titreyen ve huzur bulan kalplerin, bu seviyelerini muhafaza edebilmeleri için, onu karartacak davranışlardan uzak durmaları gerekir. Rasûlüllah (s.a.v.) bu konuda şöyle buyurur:

Kul bir hata yaptığında kalbinde siyah bir leke olur. Tevbe ederse kalbi parıldar. Eğer tekrar günah işlerse bu siyahlık kulun bütün kalbini kaplar. İşte bu Yüce Allah'ın “Hayır hayır! Doğrusu onların yaptıkları kalplerini paslandırmıştır(Mudaffifîn:83/14)ayetinde anlatılandır.(Tirmizi, Tefsiri sûre 83, 1)

Gönül mahsulü eserler, uzun ömürlü olur. İçinde gönül feyzi bulunmayan eserler, kuru ve kısa ömürlü olmaya mahkûmdur. Gönlün katılmadığı tebliğ ve eğitim; etkili, kaliteli ve bereketli değildir. Kurudur, yorucudur, heyecansızdır. Şahsiyet ve karakter aşılayıcı değildir.

Eğitim ve tebliğde muhataba verilmesi gereken esaslar; sağlam bir karakter, davranış güzelliği, ulvî bir heyecan ve kökleri ilâhî temellere oturan yüce bir ideal olmalıdır. Bütün bunlar ancak gönül toprağında yeşerebilir. Gerçek tebliğci ve eğitimci, bir gönül işçisidir. Toplumu dönüştürmede öyle bir gönül inşa etmelidir ki, o gönülle; kâinat sergisi ibretle müşahede edilebilmeli ve yaprak yaprak okunabilmelidir. İdrak keskinleşmeli, ilim ve irfan içten kaynamalıdır. Bütün bunları başarmak için de gönüle girmeniz gerekir. Öğretmenler bilirler, eğer öğrenciye kendinizi sevdirmez, onların gönlüne akıp gidecek bir koridor oluşturmazsanız, ona bir şey veremezsiniz. Anlattıklarınız onun kalbinde ma'kes bulmayacaktır. Siz artık onun için katlanılması zor bir stres kaynağısınız. Sizin dersiniz, onun cehennemidir.Bundan dolayı etkili ve kalıcı bir eğitim ve öğretim için de, gönüle girmek, gönlümüze almakve gönülde kalmak, vazgeçilmez bir iletişim yoludur.

İslam'ı kitleye taşıyarak toplumun ihya ve inşasını gerçekleştirme ameliyesi içinde olan Müslümanlar da, “Gönül adamı” olmak zorundadır. Katı kuralcı, müsamahasız, tedrîciliği hesaba katmayan, polit büro üyesi gibi tavırlar sergileyen tipler olarak görev ifa ederlerse, insanların etrafında toplanıp ilim ve irfanından istifade edilen biri değil, görülünce sokak değiştirilen itici, acûbe bir varlık olarak arz-ı endâm ederler. Bu tavır ve duruş da, yapmaktan çok yıkıcı olur. İhyadan çok imhayı gerçekleştirir. Dimyat'a pirince gidilirken, evdeki bulgurdan olunur.

İşte bütün bu çıkmazlardan kurtulmak için, model insan olan Rasûlullah'ın “gönül adamlığı” yönü de kuşanılmalıdır. O, bize her alanda örnektir. Kur'an'ın ete kemiğe bürünmüş şeklidir. Seferde ve hazarda, bedenle ve gönülle her ne yapmışsa bizim için örnektir. İnsanları gönlüne almak ve onların gönlüne girmek için, gerektiğinde çocukla çocuk, büyükle büyük olmuştur. Affedilebilme özelliğinde olan suçların affedilmesini tercih etmiştir. Başkalarının derdini kendi derdi, sıkıntısını kendi sıkıntısı bilmiş, onların neşesini kendi neşesine katmıştır. “Gönül adamı bir peygamber”in,“gönül adamı” tebliğ ve eğitimcilerinin olması gerektiğinden daha doğal ne olabilir?

İşte yirmi üç yıllık peygamberlik hayatında gönül faktörünü ön plâna çıkararak, bedevî bir toplumdan medenî bir toplum vücuda getiren bir peygamberin takipçileri de, gönlü öne alarak toplumu dönüştürme işine koyulmalıdır. Asrımızın cahilî ve bedevî toplumlarını medenî bir topluma dönüştürmenin sırrı da, Muhammedî bir gönlü kuşanmada yatmaktadır.

Şu halde gönüle girmek, gönül almak ve gönülde kalmak için gönül seviyesini devamlı yüce tutmak gereklidir.Bunun için de; kötü çevreden kaynaklanan günahlardan kalbi korumak, İlâhî şifa olan Kur'an-ı Kerim'le idrak, ünsiyet ve ülfet köprüsü kurmak, istiğfar, zikir ve hikmet gibi arındırıcı ve yüceltici kaynaklardan sürekli beslenmek, salih ve sadık bir çevreyle bütünleşmek, dua ve niyaz dolu anlarımızı çoğaltmak gerekir.

Bu dediklerimize şu ayetler dikkat çekmektedir: “(Bu nimetler) “Ey Rabbimiz! İman ettik; bizim günahlarımızı bağışla, bizi ateşin azabından koru” diyen; sabreden, dürüst olan, huzurda boyun büken, hayra harcayan ve seher vakitlerinde istiğfar edenler içindir.(Âl-i İmran: 3/16-17)

De ki, duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin?(Furkan: 25/77)

Neticede gönül ehli “Furkan” sahibidir: “Ey iman edenler! Eğer kulluk bilincine erişirseniz O, size Furkan yani iyi ile kötüyü ayırt edecek bir anlayış verir, suçlarınızı örter ve sizi bağışlar. Çünkü Allah büyük lütuf sahibidir.(Enfal: 8/29)

Allah sizin dış görünüşünüze ve mallarınıza değil gönüllerinize ve amellerinize bakar.” (Müslim, Birr, 33)

Unutmayalım ki, beldelerin fethinden önce, gönüllerin fethi gelir. Yani eskilerin ifadesiyle; futûhu’l kulûb, futûhu’l buldandan önceliklidir.

Musab SEYİTHAN
http://www.mirathaber.com/musab-seyithan-toplumun-ihya-ve-insasinda-gonul-faktoru-49-3797y.html


Back To Top