All for Joomla The Word of Web Design

Mutluluğun Frekansı

      Dünya üzerinde yaşayan bütün filozoflar ve düşünürler, insanın bu dünyada nasıl mutlu olacağı konusunda kafa yormuşlar ve fikir yürütmüşlerdir.

Herkes yaşadığı asırda ve ortamda, olaylara farklı bir perspektiften bakmış ve kendine göre mutluluğun formülünü aramıştır. Ancak manevi duygulardan yoksun olan bu arayışlar hep havada kalmış, insanların tam manasıyla mutlu olma formülü, yaşanılan asra yansıyamamış veya yansıtılamamıştır. Oysa insan için gerçek mutluluğun formülü, İslam dininin getirmiş olduğu prensiplerdedir. Zira İslam, hem bu dünyada hem de ahret hayatında mutlu olmanın kriterlerini, bütün insanlığa açık ve net bir şekilde sunmuştur.     

          Tarihin akışı içinde,  Kuranı Kerim hükümlerinin tam manasıyla uygulandığı “mutluluk asrı” diye tarif edilen “Asrı Saadet” dönemi, mutluluğun frekansının yakalandığı bir dönemdir. İnsanların evlerinde, çalıştıkları ortamlarda ve hayatlarını sürdükleri sosyal yapıda, nasıl(!) mutlu olduklarını görmek için o deneme bakmak yeterlidir. Modern hayat sürdüğünü iddia eden günümüz Müslüman’ının, “Asrı Saadet” döneminde yaşayan sahabe efendilerimizin yaşadıkları mutlu zaman dilimlerini anlayabilmesi için, olaylara manevi bir gözle de bakmaları gerekmektedir. İnsanlar arasında ki sevgi ve saygının tam manasıyla tezahür ettiği bu dönem, hiç şüphesiz mutluluk asrı olarak tarihe geçmiştir. Zira sahabe efendilerimiz, “Canım sana kurban olsun Ya Resülullah” dediklerinde, bu lafta kalmıyor, yeri geldiğinde gereği yapılıyordu. Bedir, Uhud ve Hendek savaşları bunun en güzel örnekleriyle doludur. 

           Zeyd b. Desine Mekkeli müşrikler tarafından idam edileceği zaman, kendisine “Doğru söyle, şu anda senin yerinde Hz. Muhammed’in olmasını ister miydin?” sorusuna muhatap olmuş ve adeta başından kaynar sular dökülmüştü. Biraz sonra şehit olacak bu sahabe efendimiz, böyle bir soruyu sorma cüretini gösteren Mekkeli müşriklerin suratına şu gerçeği haykıracaktır. “Değil şu anda Peygamberimin yerinde olmasını istemek, onun Medine de parmağına diken batmasına gönlüm razı olmaz.”  Zeyd b. Desine, İslam uğruna canını verecek kadar çok seviyordu Peygamberimiz (sav)’i. Çünkü o, şehit olurken ve bu geçici âleme veda ederken mutluluğu hat safhada yaşıyordu. Aynı bugün, vatanı, milleti ve dini için şahadet şerbeti içen askerlerimiz ve polislerimiz gibi. 

         Peygamberimize en çok benzeyen ve genç yaşta iman eden Mus’ab b Umeyr, Mekke ahalisinin en zenginlerinden ve ileri gelenlerindendi. Anne ve babasının,  Mus’ab b. Umeyre baskı yapıp zindanlara atması ve onu mirasından mahrum etmesi, bu genç sahabeyi bir milim dahi hak yoldan çeviremedi. Uhud savaşında şehit düştüğünde, defnedilirken parçalanan elbisesi kefen olarak yetmedi ve vücudunun kalan kısmı otlar ile örtüldü. İşte, Mus’ab b Umeyr hak davasında, ebeveyninin bütün mirasını ret ederken de şehit olurken de mutlu bir insandı.   

          İslam tarihinde bu ve buna benzer yüzlerce olay var. Ancak bu olayları, sekülerizmin girdabına kapılmış ve her şeyi maddiyat olarak gören günümüz Müslüman’ının anlaması ve yüreğinde anlamlandırması, maalesef zor görünüyor. Oysa İslam, insanları her konuda mutlu edebilecek kriterlere sahip.

         Yaşadığımız çağa baktığımızda, insanlara modernizm diye yutturulan Post-Modernizmin sahte dünyasını görüyoruz. İnsanlar sevgi ve muhabbetten uzak, bencil bir hayatın pençesine düşmüş durumdalar. Günümüz insanı “İhtiyaçların sınırsız değil, isteklerin sınırsız olduğunu” unutmuş bir vaziyette, çok çalışıp çok harcayınca, mutlu olacağını zannediyor. Kredi ve kredi kartlarının esareti altında yaşayan günümüz Müslüman’ı, esaret altında mutlu olunamayacağını maalesef unutmuş durumda. Oysa günümüz Müslüman’ı, bağlı bulunduğu manevi değerler açısından olaylara yaklaşsa ve “Faizin haram olduğunu” içine sindirebilse, ekonomik yönden de mutlu olmayı başarabilecektir. Çok çalışıp çok harcama hastalığına düşmeyecek, hem bu dünyasını hem de ahret hayatını mahvetmeyecektir.

         Birçok insan tanıyorum ki, elinde beş altı adet kredi kartı mevcut ve tutulmuş olduğu alış veriş çılgınlığından ötürü, bu kartların ancak asgari tutarını yatırabiliyor. Beş liraya aldığı bir mal ve ya hizmetin, aradan geçen üç beş ay sonra kendisine 15-20 liraya geldiğinin farkında bile değil. Oysa bu kişiler, elindeki imkanlar dahilinde yaşayabilmiş olsaydı, eskilerin deyimiyle ayağını yorganına göre uzatabilseydi, daha rahat, stresten uzak ve daha mutlu bir hayat sürebilecekti. Kredi ve Kredi kartları İslam dininin öngördüğü  “güzel insan” modelini yok ederken, sosyal yozlaşmaya da sebebiyet verdi. Maalesef Post-Modernizmim sahte ve sahtekar dünyası, günümüz Müslüman’ına şükretmeyi de unutturdu.

         Bu anlattıklarımızdan, bazı insanların “Bir lokma bir hırka” anlayışına vararak, tasavvufta geçerli olan mükemmel bir anlayışı yereceklerini ve dinimiz İslam’ın değerlerini eleştireceklerini tahmin edebiliyorum. Ama burada şu gerçeği de ifade etmek istiyorum. Kapital sistemde, insanlarımız öyle bir hale geldi ki, iki bin lira maaş alan belki haklı olarak hayıflanırken, beş bin ve ya on bin lira maaş alanda, maaşım yetmiyor diye hayıflanabiliyor. Buda bizlere açık ve net bir şekilde gösteriyor ki, günümüz insanı maalesef şükretmeyi ve elinde ki imkanlar ile mutlu olmayı beceremiyor. Hep daha fazlasını istiyor. 

           Kapilatizmin dikkat çeken renkli ve sahte dünyası, insanımızı her geçen gün sınırsız bir doyumsuzluğa sevk ediyor. Hal böyle olunca da doyumsuzluğun kendisini felakete sürüklediğini ve sonunu hazırladığını, aynı zamanda da dünya ve ahretini mahvettiğini fark edemeyen bir Müslüman portresi ortaya çıkıyor. Oysa iki cihan güneşi Peygamberimiz (sav) efendimiz bizlere, nefsinin esiri olan insanların isteklerinde sınır olmayacağını “İnsanoğlunun bir vadi dolusu altını olsa, ikincisini ister” buyurarak, mükemmel bir betimlemeyle anlatıyor.        

           Mutluluk; gönül ile aklın bir hareket edebilmesidir. Hedonizm, diğer adıyla hazcılık, insanımızı sahte ve geçici bir mutluluğun girdabında mahvı perişan ediyor da yuvalar yıkılıyor, insanlar ölüyor, zinalar çoğalıyor… Sekülarizmin bizlere sunduğu maneviyattan uzak hayat şartları, insanımızı bencil ve hastalıklı bir yaşama sürüklüyor.

         Dünya sağlık örgütü WHO’nun  verilerine göre 2020 yılında, bir burjuvazi hastalığı olan ve sanayi devrimiyle ortaya çıkan (Yani bize batıdan gelen)depresyon hastalıkları, diğer hastalıkların önüne geçecek ve bir numaraya oturacak. İşte bu açıdan baktığımızda depresyon, hazcılığı ön plana çıkaran Sekülarizmin sunduğu sahte dünyanın bizlere hediyesidir, diye düşünüyorum.

          Günümüzde, mutluluğu sevme ve sevilme duygusunda değil de Kaf dağının arkasında arayanlara; tamamen kimyasal maddelerden oluşan anti-depresan ilaçlar ile mutlu olacağını zanneden dostlara, şu dörtlüğümü hediye ediyorum. 

Yeri geldiğinde gül, yeri geldiğinde ağla bu dünyada,

Geçici âleme dalarak Allah’ını ve peygamberini unutma.

Bu dünya oyun ve eğlenceden ibarettir, sakın kanma,

Şeytanın adımlarına uyarak sakın ola aldanma!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir