14 Ağustos 2018 Salı
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

Tel Aviv ile Tahran arasında...

İsrail Başbakanı Netanyahu, askeri istihbaratı tarafından Tahran’daki gizli bir depoda ele geçirildiği iddia edilen 55 bin belgeyi-Broadway performansı sayılmasa da Tel Aviv ölçeğinde-bir “şov”la sahneledi...

İran’ın 2015 yılında P5+1 ülkeleriyle (İngiltere, Fransa, Çin, Rusya, ABD ve Almanya) imzaladığı anlaşmaya rağmen nükleer silah geliştirmeye devam ettiğini dünyaya duyurdu...

Bu tür sunumlara dünya kamuoyunun karnı tok. Ancak, ‘Savunma Bakanlığı’nda yapılan bu gösterinin ardından İsrail Parlamentosu’nun Netanyahu’ya ‘savaş yetkisi’ vermesi, İran’a yönelik gerilim yükseltme planının iltihap topladığını gösteriyor...

Gösterinin ardından ABD Başkanı Trump, “sunum beni yüzde 100 haklı çıkardı” diyerek İran’a yönelik ‘hazırlığı’ kutsadı...

Bilindiği üzere Trump, İran’la yapılan anlaşmadan çekileceğini, hiç olmadı, anlaşmanın revize edilmesi gerektiğini sık ve güçlü biçimde dillendiriyor. 12 Mayıs’ta Beyaz Saray, anlaşmanın yeniden düzenlenmesi yönündeki kararını açıklayacak. ‘Şov’u zamanlaması o.

İran meselesi sadece nükleer değil; Körfez, Suriye, enerji ve yolları, Astana-Soçi bileşenleri, Af-Pak, Şii-Sünni haritalar, Hazar ve tabii Türkiye demek...

Tahran üzerine çökecek böylesi bir kâbus ilgili tüm Pandora Kutuları’nın kapağını kanırtır...

ABD: ‘ULUSLARARASI DENGELERİ ALTÜST EDEN GİZLİ BİR NÜKLEER PROGRAM VAR’!..

Başat Avrupa ülkelerinin Beyaz Saray’ın bu çabasını durdurma girişimleri bu mânâda ipucu sayılabilir. Fakat bundan önce iki ziyarete dikkat gerekiyor...

Birincisi, gerçekleşir gerçekleşmez Akıl Odası programında altını kalın kalın çizdiğimiz, ABD Merkez Kuvvetler Komutanı Joseph Votel’ın ilk Tel Aviv ziyareti...

İkincisi ise, bizzat kendi ifadesiyle, “Dışişleri Bakanı olduktan sonra kendi ofisimi bile görmeden buraya geldim” diyen CIA eski Direktörü Mike Pompeo’nun İsrail ziyareti...

Nitekim, Netanyahu’nun sunumunun ardından en tehlikeli destek ABD Dışişleri Bakanlığı’nın resmi açıklamasından geldi: “Başbakan Netanyahu tarafından sunulan belgeler, İran’ın uluslararası dengeleri alt-üst eden gizli bir nükleer programa sahip olduğunu ortaya çıkardı. İsrail’in ortaya koyduğu İran’ın içinden belgeler, rejimin yalan söylediğini şüpheye yer bırakmayacak şekilde gösterdi”...

Gerçekte bu ‘kampanya’dan daha şüpheli bir durum olamaz ama ABD ve İsrail ‘bir şey yapacaksa’, çürük zemin onları durdurmayacak.

BERLİN-PARİS-LONDRA-MOSKOVA KARŞI.. HATTA ANKARA DA...

Fransa Devlet Başkanı Macron ve Alman Şansölyesi Merkel’in Washington ziyaretleri genel olarak, “kim kimin elini tuttu, tutamadı” çerçevesinde ekranlara yansısa da, her iki lider de ABD’nin İran nükleer anlaşmasından cayma aklını çelmeye çalıştı. Ve başarısız oldular.

Hatta Macron ‘kepek temizliği’ne kadar yükselen arkadaşlığı kullanarak; Suriye ihtilafı, İran füze programı ve Tahran’ın bölgesel politikalarını yeni bir paket halinde müzakere etmek üzere ustalıklı bir teklif de ortaya attı. Ancak ABD ‘sulandırma’yı fark etti...

Almanya ise 2015 anlaşmasını “başlangıç” saymak gerektiğini, bu zeminin üzerine ABD’nin itirazlarını çıkmaya yönelik adımların daha sağlam olacağı yönünde argüman sundu. Bu da karşılık bulmadı.

Merkel ve Macron elleri boş döndüler. Geriye İngiltere Başbakanı Theresa May kaldı ki, 10 Numara’dan yapılan açıklama da şöyle: “Londra-Paris-Berlin üçlüsü hali hazırdaki anlaşmaya destek vermektedir. Anlaşma, İran’ın nükleer silah geliştirmesini engelleyecek en iyi çözüm yöntemidir”. (Bu güçlü ifadeler ABD basıncı altında ne direnç sergiler bilinmez ama üçlü itirazın beslendiği noktalardan biri de belli ki “İsrail bıkkınlığı”.)

Bir başka görüşme Putin-Netanyahu arasında yaşandı. Netanyahu, Kremlin’i aradı ve açıkladığı belgelerle ilgili bilgi verdi. Belli ki brifingin ardından Rusya’yı tartmak istedi...

Kremlin daha keskinleşti: “Dünya güvenliği açısından birinci derece önem taşıyan bu anlaşmaya tüm taraflar riayet etmeli”...

‘DİPLOMASİ ASLA ÖLMEZ’.. ÖLMESİ GEREKTİĞİ ZAMAN BİLE!

İran nükleer anlaşmasının ya da resmi ismiyle ‘JCPOA’nın ABD tarafından-İsrail yardımıyla-sona erdirilmesi, bölgenin tüm açık ve iç yaralarını enfekte etme potansiyeline sahip...

Taraflardan üst üste gelen açıklamaların içeriği aynı olabilir, önemli olan ‘üst üste’ olması!

Gittikçe belirginleşen izlenim, 2015 anlaşmasının bu haliyle korunmasının zorlaştığı. Diğer taraftan Kuzey ve Güney Kore krizinin geldiği nokta tam önümüzde duruyor.

Trump’ın stili bu. Tahran’ın ve bölgenin üzerine bu kadar gelmek, “ne istiyorsun” sorusu ile karşılanmalı. İran 1980’den beri zaten yaptırım altında. Rejimi değiştirmek? Zor. Askeri seçenek? Keza.

Belli ki, başta Suriye, Irak ve Lübnan bu çatışmanın/pazarlığın sahası olacak. Washington açısından sorun, sahada ABD mevcudiyetinden haz etmeyen başka ülkelerin de bulunması! Artı, Rusya ve Çin, İran için ABD ile işbirliği yapmayacaktır.

Tahran ise Oval Ofis’te bir açık kapı arıyor. Baskının dayanılmaz olduğu an o kapının açılacağını, yeni bir yolun yapılacağını kestiriyor.

ABD, Irak ve Suriye’yi devrederken İsrail’i rahatlatacak bir pazarlık için...

Nedret ERSANEL
http://www.mirathaber.com/nedret-ersanel-tel-aviv-ile-tahran-arasinda-174-4048y.html


Back To Top