22 Ekim 2018 Pazartesi
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

Osmanoğlu: Aldığım adaptan ötürü Atatürk'e saygı gösteriyorum

Osmanlı Padişahı Sultan Abdülhamit’in 5. nesil torunu Nilhan Osmanoğlu, Esenyurt Belediyesi’nin organize ettiği panelde ilk kez Atatürk hakkında bir yorumda bulundu.
Osmanoğlu: Aldığım adaptan ötürü Atatürk'e saygı gösteriyorum
Öğlen saatlerinde düzenlenen ve Sultan Abdülhamit’in konu edildiği panelde izleyici olarak Esenyurt Anadolu Lisesi öğrencileri yer aldı. Konuşmasında Osmanlı dönemiyle günümüz Türkiye’sinin eğitim sistemini karşılaştıran Nilhan Osmanoğlu’na, öğrenciler çeşitli sorular sordu. Bir lise öğrencisinin "Gazi Mustafa Kemal Atatürk'le ilgili ne düşünüyorsunuz?" sorusu üzerine şöyle dedi: “Seviyor muyum, sevmiyor muyum? Bu beni ilgilendirir. Kimse kimseyi sevmek zorunda değil ama herkes herkese saygı göstermek zorunda. Yani buna zorunda olduğunuzu hiçbir zaman unutmayın. Kimse kimseyi sevmek zorunda değil ama saygı göstermek zorundadır. Dolayısıyla, Mustafa Kemal Atatürkbenim aileme saygı göstermemiş olabilir ama ben ailemden aldığım adaptan ötürü kendisine saygı gösteriyorum."


HANEDAN ÜYELERİNİN ASALETİ VE ZERAFETİ

1 Kasım 1922’de 600 yıllık Osmanlı saltanatı Ankara Meclisin kararıyla lağvedilince son padişahımız Vahdettin ve aile efradı, buna hiç tepki göstermeden 17 Kasım’da vatanı terk etmek mecburiyetinde kaldı. Bunun üzerine Ankara Meclisi, 18 Kasım 1922’de Veliaht Abdülmecid Efendi’yi halife olarak seçti. Bu yeni halifenin siyasî gücü artık yoktu. Eyüp Sultan Camiinde kılıç kuşanma töreni bile yapılmadı. Cuma selamlığına çıkması da bazı kesimler tarafından yadırganır oldu. Meclis, 29 Ekim 1923’de cumhuriyeti ilan etti ve Mustafa Kemal’i cumhurbaşkanı olarak seçti. Halifeli cumhuriyet fazla uzun sürmedi. Meclis, 3 Mart 1924’te çıkardığı bir kanunla İslâm dünyasının başı olan halifelik makamını, diğer İslâm ülkelerine sorma ihtiyacı duymadan tarihe gömdü. Hemen iki gün sonra sabahın ilk saatlerinde son halife ve en yakınları Çatalca istasyonundan yurdu terk etmek mecburiyetinde bırakıldı. Devrimlerin faturası ilk önce Osmanlı hanedan mensuplarına çıkartıldı.

Vahdettin, 16 Mayıs 1926’da San Remo'da vefat etti, borçları yüzünden tabutuna haciz konuldu, cenazesinin Türkiye’ye getirilmesi, Atatürk tarafından uygun görülmedi. Karmaşık yollarla cenazesi Şam'a getirilebildi ve Sultan Selim Camiî kabristanına defnedildi. Son Halife Abdülmecit ise Paris’te 24 Ağustos 1944’de vefat etti. Naaşı 10 yıl Paris Camiinde gömülü kaldı. Türkiye yine sahip çıkmadı. 30 Mart 1954’te Medine’ye Cennet-ül Bakî Mezarlığına nakledildi. Sürgündeki hanedan mensupları, Atatürk’ün ve İnönü’nün bu katı politikalarından dolayı çok sıkıntılar yaşadı. Bazıları daüssıladan dolayı intihar etti, bazıları sefalet içinde öldü, bazıları çok düşük ücretlerle amele gibi çalıştı. Yurt dışına giderken, servetleriyle kaçmadılar, dış bankalarda gizli hesapları da yoktu. Tarafsız tarihçilerin de itiraf ettiği gibi hanedan mensuplarının hiçbirisi, nüfuz ve unvanlarını kullanarak, Türkiye aleyhine olabilecek herhangi bir girişimde bulunmadı, komplolara alet olmadılar ve kendilerine yapılan bu haksızlıklar karşısında hep susmayı tercih ettiler.

Halbuki ne ağır ithamlara maruz kalmışlardı. Nutuk’ta Atatürk, Vahdettin için “Saltanat-hilafet makamında oturan Vahdettin soysuzlaşmış, şahsını ve bir de tahtını koruyabileceğini hayal ettiği, alçakça tedbirler araştırmakta..”demekle kalmıyor “İngiliz emperyalizminin dümen suyuna girdiğini” söyleyerek onu bir çırpıda “hain” ilan ediyor. Daha da ileri giderek, “Beceriksiz, aşağılık, duygu ve anlayıştan yoksun, soysuzlaşmış bir yaratık!...” olduğunu açıkça yazıyor. Atatürk ve inkılaplarına samimiyetle inandığını bildiğimiz Eski Başbakanlarımızdan Bülent Ecevit, Vahdettin hakkında daha insaflı davranmış, bugüne kadar ‘hain’ olarak nitelenen Vahdettin için, “O bir hain değildir” diyerek, Türkiye’nin resmî tarihinin en büyük tabularından birini yıkmıştır.

Yakın tarihimizle ilgili tabular yıkıldıkça daha neler neler öğreneceğiz. Birçok merak ettiğimiz konular elbette olacaktır. Örneğin Atatürk’ün Osmanlı Hanedanına ve özellikle Vahdettin’e bakışının neden bu kadar olumsuz olduğunu merak ediyoruz. Bir lise öğrencisinin de merak ettiği konu da tam da bu çerçevede çok anlamlıdır. Osmanlı hanedanına mensup kişilerin yaşadıkları bunca haksızlıklar karşısında Atatürk’e nasıl baktıkları şüphesiz vatandaşlarımız tarafından merak edilecektir.

Nilhan Osmanoğlu, olup bitenlerden sonra bile Cumhuriyetle beraber demokrasinin ve fikir özgürlüğünün olduğu bir ortamda halen çok dikkatli ve nazik bir üslup kullanarak, Atatürk’ün Osmanlı ailesine yönelik olarak saygısız davranmış olabileceğini ancak söyleyebiliyor. Atatürk’e karşı sevgi gibi içindeki şahsî duygularını ifşa edemiyor. Ama en basit teşhisle psikolojik olarak içinde bir kırgınlığın olduğu anlaşılabiliyor. Ama sergilenen şu asalet, nezaket ve zarafete bir bakar mısınız. Ne diyor Nilhan Osmanoğlu:

Ben ailemden aldığım adaptan ötürü kendisine saygı gösteriyorum.”

Aynı saygıyı Osmanlı ailesi de hak etmiyor mu(ydu)?

Yazımızı Peygamberimizin öğüdü gereği ölmüşlerimizi rahmetle anarak ve Sorgulama Günü’nün Maliki olan Allah’ımızın şu buyruğu ile noktalayalım:

Onlar bir topluluktu, gelip geçtiler. Onların kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız da size aittir. Siz onların yaptıklarından sorguya çekilmeyeceksiniz.” (Bakara 141)

Mehmet KARAHİSAR
http://www.mirathaber.com/osmanoglu-aldigim-adaptan-oturu-ataturke-saygi-gosteriyorum-8-417h.html


Back To Top