18 Kasım 2018 Pazar
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

“Pasta büyüdü ama düşük gelirlilerin payı büyümedi”


Gelir dağılımdaki adalet açısından neden Avrupa’nın en eşitsiz ülkesiyiz?

Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Seyfettin Gürsel, TÜİK tarafından açıklanan büyüme oranlarını ve Türkiye'nin ekonomik durumunu değerlendirdi.
“Pasta büyüdü ama düşük gelirlilerin payı büyümedi”
"Milli gelirde (GSYH) esaslı artışlar gerçekleşse bile bu ilave mal ve hizmetlerden her vatandaşın aşağı yukarı eşit oranda yararlanacağının garantisi olmadığını bilmemiz gerekiyor" şeklinde konuşan Gürsel, "Pasta büyüdü ama düşük gelirlilerin payı büyümedi. Avrupa’nın en eşitsiz ülkesiyiz"diye konuştu. Büyümenin hayli dalgalı olduğunu, bunun da ülke için iyi olmadığını söyleyenProf. Dr. Seyfettin Gürsel,milli gelirdeki artışa karşın, ücretlilerin gelirinde kayda değer bir iyileşme olmadığını dile getirdi. Gürsel ayrıca, "İşsizliğin azalmaya devam edebilmesi için, ekonomik büyümenin en azından yüzde 5’in üzerinde seyretmesi gerekiyor" açıklamasında bulundu.


GELİR DAĞILIMDAKİ ADALET AÇISINDAN NEDEN AVRUPA'NIN EN EŞİTSİZ ÜLKESİYİZ?

Son yıllarda yüksek ekonomik büyüme, sosyal adaletin tesisine büyük bir katkı sağlamadığı gibi tam tersine sosyal dengelerin daha da kötüye gitmesine sebebiyet vermektedir. 2005’ten 2013’e kadar kişi başı ortalama gelir artışları sağlanırken, düşük gelirli kesimlerin de milli gelirden aldıkları pay artmıştı. Ama son yıllarda artan milli gelire rağmen yoksulluk da arttı. TÜİK’in verilerine göre 2014-2016 yılları döneminde maddî yoksunluktan muzdarip olanların oranı % 29’tan % 33’e çıkmıştır. Bir başka deyişle halkımızın 3’te 1’i bugün gelir yetersizliği içinde kıvranmaktadır. Aile gelirlerinin yetersiz kalması yani ailelerin temel ihtiyaçlarını yeterince karşılayamaması, soysal politika hedefleri açısından toplumsal boyutuyla önemlibir risktir. Dolayısıyla gelir yetersizliklerinin giderilmesine yönelik aktif sosyal politikalar kapsamında toplumun en alt sosyal kesimlerin refah seviyelerini yükseltmeye ve dolayısıyla daha âdil bir sosyal adalet yapısına kavuşmaya yarayan (yeniden) gelir dağılımı yöntemlerine ihtiyaç vardır.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na Büyük Görevler Düşüyor

Aktif sosyal politika konseptlerine sahip olan sosyal devletler, servetin sadece zenginler arasında dolaşan mülkiyet haline dönüştürülmemesi için, gelir dağılımı politikalarıyla zenginliğin tabana yayılmasını ve toplumda sosyal refah seviyesinin dengeli bir şekilde artmasını sağlamak için çaba gösterir. Peki sosyal adaletten sorumlu Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımız bu bağlamda ne gibi konseptlere sahiptir acaba? Kuruluşundan bu yana Bakanlığımız, kişi başı GSMH'nin yüksek olduğu ve istisnasız herkesin, asgarî seviyede de olsa yeterince gelire sahip olan ve sosyal güvence içinde yaşamayı hak eden bir refah toplumu olma yolunda ne gibi adımlar attı? Halkımızın asgarî geçim düzeyinin (asgari hayat standardının) üzerinde de bir hayat kalitesine ulaşması için, bu Bakanlığımız şimdiye kadar ne gibi kalıcı ve sürdürebilir sosyal politikalar geliştirdi?

Bir Toplumda Sosyal Adalet Nasıl Sağlanır?

Belirli bir kesimin refahını artırmak, toplam refahın artması anlamına gelse de bu mutlak anlamda refah artışından herkesin eşit oranda veya âdil bir şekilde yararlandığı anlamına gelmez. Nitekim memleketimizde iktisadî kalkınmaya rağmen zenginlik ile fakirlik arasındaki uçurumun gittikçe büyümesi, bunun ispatıdır. Öyle ise bu kötü gidişata dur diyebilmek için, sosyo-ekonomik yönden zayıf ve yoksul vatandaşlarımızın maddî ve manevî durumlarını sosyal adalet anlayışı çerçevesinde iyileştirmek gerekir.

Sosyal politikanın ana hedeflerinden birisi olan sosyal adalet, değişik toplum kesimleri arasında gelir dağılımı ve hayat standardı gibi ölçütler açısından belirli bir dengenin sağlanmış olmasıdır. İktisadî bir yaklaşımla sosyal adalet, gelir ve servetin âdil dağılımı ile ancak sağlanabilir. Bir başka ifadeyle, milli gelirden herkese, bilhassa emeği ile geçinenlere, hayatı manalı kılan önemli bir payın aktarılması ile mümkündür. Çok boyutlu açılımlar içeren sosyal adalet kavramı, geniş anlamda sosyo-ekonomik, dar anlamda ücret-maaş ekseninde tahlil ettiğimizde performansa dayanan ücretlendirmede veya eşit (değerdeki) işe eşit ücret uygulamasında adalet ilkesine dayanır.

Sosyal adaletin sağlanması, performans ve ihtiyaç esaslarına bağlı kalarak, kaynakların âdil dağılımı ile mümkündür. Performans (emek) esasına göre ortaya çıkan bu (birincil) dağılım, asgari hayat standardı açısından çoğu zaman arzu edilen sonucu vermeyebilir. Bu durumda ortaya çıkan haksız dağılımın yeniden (ikincil) dağıtım tedbir ve vasıtaları (en ideal kurum olarak zekât veya buna benzer modern sosyal transferler) ile daha âdil bir sonuç elde edilebilir. İkincil dağıtım vasıtaları, özellikle asgari hayat standardı altında yaşayan ve fakru-zaruret içinde olan sosyal grupların ihtiyaçlarını dikkate alır.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımıza Tavsiyelerimiz

Türkiye’de bir türlü sosyal adalet sağlanamıyorsa bu, gelirin yeniden dağılımı (ikincil gelir dağılımı) politikalarının yetersiz olduğundan dolayıdır. Bunun için ilgili Bakanlık, kamu gelirlerinin sağlanması sırasında özellikle varlıklı kişilere değişik malî yükler getiren, kamu harcamaları sırasında özellikle sosyal yönden zayıf kesimlere değişik isimler altında malî transferler sağlayan ve bu şekilde gelir dağılımının düzeltilmesine yardımcı olan yeniden dağıtım politikaları belirlemeli ve uygulamalıdır. Böylece düşük gelir gruplarına veya geliri olmayan sosyal kesimlere dolaysız veya dolaylı olarak aktarılan sosyal gelirler, bu kesimin alım gücünü ve hayat kalitesini artıracaktır. Oluşan pastadan yoksullar daha çok pay alarak, gelir dağılımındaki adaletsizlik de böylece giderilecektir.

Madem T.C. devleti bir sosyal devlet, madem bununla ilgili bir Bakanlığımız var, o halde ekonomi politikalarının olumsuz sonuçlarını düzeltebilecek güçte olan sosyal politikalara neden değer verilmiyor ve neden daha etkin bir şekilde sosyal politika tedbir ve vasıtalarına müracaat edilmiyor? Toplumda sosyal adaleti temin etmek adına her türlü meşru hamle elzemdir. Sosyal adaletin zıddı toplumum en zayıf halkasına zulüm anlamına gelir. Devlete saygılarından dolayı seslerini yükseltip isyan etmiyorlar diye miskinleri (sessiz yoksul kitleleri) ihmal edemeyiz. Allah, yöneticilerimizden milli gelirin hakkaniyet ölçülerine göre dağıtılmasını istemekte, bu bağlamda israfı yasaklamakta ve sessiz yoksulların (miskinlerin) haklarının da verilmesini emretmektedir (İsra: 26).

Velhasıl

Toplumda gelir dağılımdaki adaleti temin etme görevini/hedefini, başta Müslüman yöneticiler olmak üzere Allah’ın kesin buyruğu olarak idrak edemediğimiz sürece sosyal adaletli bir toplum olmaktan hep uzak kalacağız. Şunu bir anlayabilsek: Gerek ekonomiyi, gerekse (sosyal) siyaseti ilgilendiren konular/sorunlar haddizatında bir medeniyet meselesidir. En son tevhit dini olarak İslâm, en medenî dünya görüşüne sahiptir. Kısacası medeniyetimizi İslâm ile buluşturursak, dünyada sosyal adaleti ile de en ileri bir ülke oluruz.

Prof. Dr. Ali SEYYAR
http://www.mirathaber.com/pasta-buyudu-ama-dusuk-gelirlilerin-payi-buyumedi-3-2719h.html


Back To Top