All for Joomla The Word of Web Design

Peygamberimiz (sav) cezaî ehliyet taşımayan kişileri linçten korumuştur

Alanya otogarında meydana gelen olayda, akli dengesi yerinde olmadığı öne sürülen ve ismi henüz öğrenilemeyen bir kişi, Türk bayrağını indirmek için direğe tırmanmaya başladı.

Durumu gören çevredekiler, adı öğrenilemeyen kişiyi saplı fırça ve buldukları eşyaları atarak indirmeye çalıştı. Bir süre sonra inen kişi, linç edilmek istendi. Yerde tekmelenen kişiyi ise yine çevredekiler kurtardı. Kalabalığın elinden alınan şüpheli, olay yerine gelen polise ekiplerine teslim edildi. Polis merkezine götürülen şüphelinin işlemlerinin sürdüğü belirtildi.



PEYGAMBERİMİZ CEZAÎ EHLİYET TAŞIMAYAN KİŞİLERİ LİNÇTEN KORUMUŞTUR

Şanlı Türk bayrağımız, yüce milletimizin manevî varlığının, devletimizin bağımsızlığının ve millî hâkimiyetinin en önemli simgesidir. Hangi kumaş türünden yapılmış olursa olsun al sancağımız, müşterek millî/manevî değerlerimizi temsil ettiği için, ihtirama layıktır. Buna bağlı olarak aklı yerinde olan her Türk vatandaşı, bayrağına derinden hürmet eder ve ona her zaman sahip çıkar. Bu müşterek haslet de Müslüman Türk insanının vatanına, dinine ve bayrağına ne kadar bağlı olduğunun bir göstergesidir.

Ne var ki akıl hastaları ve(ya) ağır derecede zihinsel engelliler, bayrağımıza ve diğer millî/manevî değerlerimize her zaman beklenilen ilgi ve saygıyı gösteremeyebilir. Şunu unutmayalım. Türkiye’de sadece şizofren olduğu bilinen kişilerin sayısı 600 ile 800 bin arasındadır. Ve bunların ekseriyeti, yeterince kurumsal tıbbî hizmet alamadıkları için, âdeta serseri mayın gibi sosyal ve fizikî çevreye her zaman zarar verebilmektedir. Dolayısıyla güpegündüz bir bayrak direğine tırmanan ve bayrağımızı indirmek isteyen bir kişinin genelde ‘normal’ olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Bu tarz eylemlere girişen kişilerin genellikle cezaî ehliyet bile taşımadıkları bir gerçektir.

Dolayısıyla millî duygularla hareket eden bazı vatandaşlarımızın, fazla düşünmeden heyecana kapılıp anormal davranışlar sergileyen bu gibi insanlarımıza anlık öfke ile şiddet uygulamaları, yerinde ve insanî bir tepki değildir. Her olayda soğukkanlı olmak ve anormal eylemde bulunan herhangi bir kişiyi polise teslim etmekle yetinmek gerekmektedir. Medenî toplumlarda şüphelilerin yargılanması, sokak ortasında nefsine hâkim olamayan asabî toplulukların ölçüsüz girişimleriyle gerçekleşmez. Hepimiz hukuk kurallarına saygı duymak ve olası yanlış tepkilerden kaçınmamız gerekmektedir. Bu yaklaşım, ayrıca bağlı olduğumuz dinin de bir emridir. Nitekim Peygamberimiz (sav), aklî ve(ya) zihnî yetersizliklerinden dolayı toplum kurallarını alenî bir şekilde çiğneyen kişileri, haricî tepkilere karşı hep korumuştur.

Peygamberimiz (sav) Anormal Davranışlar Sergileyen Kişileri Korumuştur

Peygamberimiz (sav) döneminde Nuayman isminde zarar verici şakalarıyla ün yapmış zihnen tam yeterli olmayan bir sahabi yaşardı. Bir keresinde Nuayman, Medine’de mescidinin önünde bir bedeviye ait deveyi, başkalarına iyilik olsun diye, sahibinden habersiz olarak keser. Deve sahibi, Nuayman’ın bu eylemini görünce, köpürür ve etraf birden hareketlenir. Bazıları Nuayman’a tepki gösterir, o da korkusundan olay mahallinden kaçmaya başlar. Olaydan hemen haberdar olan Peygamberimiz (sav), derhal peşinden koşar, başına bir şey gelmesin diye onu bir bahçede saklanmış hâlde bulur ve onu sakinleştirir. Etrafı sükûnete davet eden Peygamberimiz (sav) deve sahibinin zararını tazmin eder ve böylece Nuayman’ı hem muhtemel bir fizikî saldırıya/linçe karşı korur, hem de özel durumunu dikkate alarak ona ceza vermez.

Zayıf bir iradeye sahip olan Nuayman’ın buna benzer birçok garip, anlaşılması zor olayların içinde görmek mümkündür. Mesela içki haram kılındıktan sonra da eski alışkanlıklarını kolay kolay terk edemediği için, zaman zaman ulu orta içki içerdi ve bu yüzden de mescidde ‘üzerine toprak-terlik atmak’ cinsinden kendisine mütenasip bir ‘ceza’ verilirdi. Ancak uygulanmış olan cezanın derecesine baktığımızda bunun had cezasından ziyade sosyal ve manevî yönden rehabilite (terbiye) etmeye yönelik hafif bir disiplin cezası olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü had, bir ceza müeyyidesidir. Aklî melekesi hiçbir şekilde yeterli olmayanların cezaî sorumluluğu söz konusu değildir. İçkiyi bir türlü bırakamayan Nuayman’a bir keresinde en sert tepkiyi Hz. Ömer, “Allah seni lânet etsin” sözleriyle göstermiştir. Ancak bunu duyan Resulullah (sav), olaya müdahale etmiş ve “Öyle demeyin! Ona karşı şeytana yardım etmeyin. Onun hakkında hayırdan başka bir şey dilemeyin! Şüphesiz ki o, Allah ve Resulünü sever” diyerek onun manevî şahsiyetini korumuştur (İbn Sa’d; II; 395).

Velhâsıl-Kelâm

Nefis taşıyan her insan gibi Nuayman da hayra da, şerre de açık bir takım duygu ve yeteneklere sahip bir insandır. Ancak Nuayman, zayıf iradesiyle bu kabiliyetleri her zaman dengeli bir şekilde tam olarak kullanmakta zorlandığı anlaşılmaktadır. Bunun bir sebebi de büyük bir ihtimalle iradesini güçlü kılmasına yardımcı olan zihnî-aklî kapasitesi ve bilinçli idrakindeki yetersizlikleridir. Buna delil olarak ceza gerektiren eylemlere karıştığı halde kendisine had cezasının uygulanmamış olduğunu gösterebiliriz.

Zekâ ve akıl yönünden yetersiz olan insanların davranışlarını, diğer sağlıklı insanlarınkileriyle aynı kategoride değerlendirmek, çoğu zaman hatalı bir yaklaşım olur. Nitekim insanların akılcı düşünebilmesini ve buna dayanan davranış becerilerini kısmen ya da bütünüyle engelleyen değişik derecelerde zihnî-aklî özürlülük hâlleri bulunabilmektedir. Zihinsel engelliler (ve akıl hastaları), aklî melekeleri tam olarak gelişemediği için, genelde bilerek ve isteyerek yani kasıtlı olarak suç işlemezler. Ancak ihmal, tedbirsizlik, dikkatsizlik, arzularına gem vuramama ve halüsinasyon gibi değişik aklî, zihnî ve psiko-sosyal sebeplerden ötürü taksirli suçlar da işleyebilirler.

İslâm dini, beşerî münasebetlerde güçlük değil kolaylık sağlanmasını öngörmektedir. Bu itibarla zihinsel/ruhsal engelliler de toplumda oldukları gibi yaşama hakkına sahiptir. Güzel ve doğru davranışlar, akıllı düşünmenin bir ürünü olduğu unutulmamalıdır. Bu yönüyle akıllı ve doğru düşünebilmede her zaman başarılı olamayan zihinsel/ruhsal engellilerden her zaman doğru davranışlar beklenilmemelidir. Böyle bir beklenti içinde bulunmak, onlara yapılacak en büyük haksızlıktır. Çünkü akıldan noksan olan bir insan, hayâ ve din(î mükellefiyet) yönünden de yetersizdir ve bu yönüyle masumdur.

Bunun için günümüzün akıllı insanları, kimseyi hakir görmeden özellikle zihnen/aklen yeterli olmayan insanların toplumsal değerlere aykırı hâl ve hareketlerine karşı daha sabırlı ve mütehammil olmalıdır. Aklen sağlıklı vatandaşlarımız, Hz. Peygamberin (sav) sosyal içerikli Sünnetini dikkate alarak, zihnen/aklen yetersiz olan kişilere karşı geniş yürekleriyle son derece yumuşak ve hoş davranmalı, işledikleri suçlarından dolayı onları hemen yargılamamalı ve asla linç girişimde bulunmamalıdır. Çünkü bayrak sevgisi ne kadar önemli ise, bir ruh taşıması hasebiyle eşref-i mahlûk vasfı taşıyan (zihinsel/aklen engelli) bir insanın manevî şahsiyetine saygı göstermek de o kadar kutsaldır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir