19 Kasım 2018 Pazartesi
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

PİYANİST İDİL BİRET'TEN GENÇLERE MANİDAR TAVSİYELER


KALİTELİ MÜZİK İNSANLIĞA RUH ZENGİNLİĞİ KAZANDIRIR MI?

Dünyaca ünlü piyanist İdil Biret, genç müzisyenlere "Meşhur olacağım" demeden, amatör bir ruh ve profesyonel çalışmayla işlerini severek ve zevk alarak yapmaları tavsiyesinde bulundu.
PİYANİST İDİL BİRET'TEN GENÇLERE MANİDAR TAVSİYELER
Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi'nin (AIMA) piyano "master class" (usta sınıfı) programı kapsamında ders vermek için Balıkesir'in Ayvalık ilçesindeki Alibey (Cunda) Adası'na gelen İdil Biret, AA muhabirine, klâsik müziğin dünyadaki durumuna ilişkin değerlendirmelerde bulunurken, şunları söyledi:

"Klâsik müzik maalesef dünyada krizde ancak Uzak Doğu'da çok büyük rağbet görüyor. Yalnız Çin'de milyonlarca piyanist olduğundan bahsediyorlar. Bu da hem güzel, hem de korkutucudur, çünkü genç yeni yetişen nesiller için bu şekilde bir şeye varmak son derece güç ama benim en çok endişe ettiğim şey kolaya kaçmak. Kolaya kaçmamak lazım. Kalitesiz müziklerden zevk almak, bilmiyorum ne dereceye kadar insana zenginlik, ruh zenginliği getirir."


KALİTELİ MÜZİK İNSANLIĞA RUH ZENGİNLİĞİ KAZANDIRIR MI?

Değerli okuyucularım;

Piyanist İdil Biret, kalitesiz müziğin insana ruh zenginliği kazandıramayacağını söylerken, müziğin kalitesine vurgu yapıyor. Ona göre kaliteli müzik, herhalde klâsik müziktir. Peki (her) klâsik müzik, kaliteli midir ve klâsik müzik kategorisine girmeyen müzik türleri de kaliteli olabilir mi? Bunun yanında İdil Biret, kaliteli müzikten Batı klâsik müziğini anlıyorsa, o zaman kendisine bir de şu iki soruyu sormak isterdim: Batı’nın klâsik müziği, dinleyicilerinin manevî/ruhî kalitesine ve tekâmülüne gerçekten bir katkı sağlayabilir mi? Bizim tasavvufî musikimizin dinleyicinin üzerindeki manevî tekâmülünü sağlayıcı etkisinin sırrı nedir ve Batı klâsik müziği ile kıyasladığınızda aradaki kalite farkını nasıl yorumlardınız? Belki İdil Hanım, yazımı okur ve cevap verir ama o zamana kadar bu konu hakkında ben de değerli okuyucularımla bir fikir jimnastiği yapma gereği duydum.

Gençlik yıllarımda Batı’ya ait olan ne varsa genelde itirazım olurdu. Bu durum, müzik için de geçerliydi. Ancak zamanla nefsanî tasallutlar sebebiyle mahsur kalan ruhumu rahatlatan ne varsa ona ilgim artmaya başladı. Ruh, insanlığın asıl hayatiyet merkezi olduğu için güzel bir söz ve hüzünlü bir melodiden de etkilenecek kadar hassas bir cevherdir. İşte o zaman yabancı bir müzisyenden de olsa, sözlerini anlamasanız dahî melodinin hüzünlü yankıları, size âdeta manevî bir mesaj verdiğini hissedersiniz. Bizim tasavvufî musikimiz de inanmada direnenlerin ruhlarına bazen gayri iradî olarak rahatlatıcı bir tesir bırakır. Çünkü ateist veya başka bir bâtıl inançtan da olsa hiç kimse, ruhundaki özünü bütünüyle yok edemez. Çünkü fıtrat, hep güzele, doğruya, hakikate hasrettir. Bununla ilgili olarak sizlerle bir hatıramı paylaşmak isterim.

Tasavvuf Musikisinden Etkilenen Bir Müsteşrik

Gençlik yıllarımda İslâm’ı bir de oryantalistlerin bakış açısından öğrenmek niyetiyle Ulm’de Türkçeyi bizim kadar iyi bilen Dr. Karl Binswanger’in üç günlük seminerine katılmıştım. Orada gayet ustaca mantık oyunlarıyla dinimize ve Peygamberimize (sav) akla hayale gelmeyecek iddialarda bulunuldu. Cevaplandırılmasında yetersiz olduğum konuları not edip aynı gün hocalarımıza sorar ve elimden geldiği kadar ertesi gün “İslâm uzmanı”na diğer dinleyicilerin de duymasını sağlayarak, bizim doğru görüşlerimizi aktarırdım. Seminerin en son gününde oryantalist hocaya “Şimdiye kadar dinimiz ve peygamberimiz hakkında hep spekülatif iddialarda bulundunuz. Bu dinin hiçbir güzel yönünü göremediniz mi?” dedim. O da aynen şöyle cevap verdi:

“Şimdi peygamberinizin olağanüstü bir dehaya sahip faiz ve kölelik sistemini ortadan kaldırmış devrimci bir insan olduğunu kabul ediyorum. Ama buradan yola çıkarak, ‘Muhammed, peygamberdir’ dersem o zaman ben de sizin gibi Müslüman olmalıyım. Ama bunu kabul edemem. Fakat şunu itiraf edebilirim. Tabiî ki de ben bu dinin etkisi altında bazen kalabiliyorum. Ben hemen her sene Konya’ya gider ve Hz. Mevlana anısına tertiplenen şeb-i arûs’a katılırım. Orada bizim çok ürktüğümüz ölümün âsûde bir bahar ülkesi olduğunu yansıtan o manevî atmosfer ve o neyden gelen yanık ve hüzünlü ses, bir gün beni az kalsın Müslüman yapacaktı. Buna karşı direnmeliydim elbet. Onun için tedbiren her defasında biramı içtikten sonra şeb-i arûs törenlerine katılırım.

Müzik, Ruha Hitap Ederse Anlamlıdır

Evet, bizim (tasavvuf) musikimizinde inanmayanlara veya yanlış inançlara bağlananlara da böyle kaçınılmaz bir müspet etkisi vardır. Çünkü bize ait olan musiki, insana insanî duygularının varlığını hissettirir, hasret kaldığımız sevgiyi hatırlatır. Sevginin kaynağı ve özü ise ruhîdir, bu yönüyle ilâhîdir. Ruhî/ilâhî ilgileri dumura uğratan ve ruhu nefsaniyet dairesine hapseden bütün çılgın ve hareketli müzik türleri, insanın fıtratını ne kadar bozmaya elverişli ise sevgiyi, hüznü ve güzelliği bir bütünlük halinde yansıtan ‘slow ‘müzik parçaları da o nispette insanları tefekküre davet edebilir.

Ancak Batı müziği ne kadar da çabalarsa çabalasın, ne kadar da sevgiyi ön plânda tutarsa tutsun klâsik (hurafî) ve modern (materyalist) Bâtıl inançlarından kurtulamadığı sürece bırakınız tevhidî istikamet üzere ilâhî aşkı yakalayıp yansıtmayı sevgiyi/aşkı dahî alelâde girift bir mesele aracı haline getirecektir ve getirmektedir de. Binlerce gencin katıldığı “Irkçılığa Karşı Protesto” gibi en insanî müzik festivallerinde bile alkol etkisiyle kendinden geçmişçesine zıplayan gençler mi sevgiyi dünyaya hâkim kılacak? Batı’nın çağdaş müzik anlayışı medenîleşmeye katkı sağlamıyor çünkü maneviyatı ve fıtratı tahrip ediyor. Maneviyat ve tevhidî inanç olmadan da medeniyet oluşamaz ve gelişemez. Nefse hitap eden klâsik ve çağdaş Batı müziği, insanı ve kitleleri hakikatten uzaklaştırmakta ve iyice yozlaştırmaktadır.

İnsanlık ise hakikate muhtaçtır, elbette müziğin eğlendirici ve keyif verici bir yönü de olmalıdır. Ama bu keyifli hevesâtın boyutu bütünüyle hayatımızı işgal etmemesi gerektiği gibi bizi hakikatten de uzaklaştırmamalıdır. Onun için müzik parçalarında maneviyatımızı ve ahlâkımızı bozacak sözler bulunmamalıdır. Tam aksine ruhumuza okşayan tatlı ve anlamlı sözler barındırmalıdır. Böyle müzik türlerini dinlemek, İmam-ı Gazâlî’nin İhya-u Ulumiddin eserinde de belirttiği üzere mubahtır ve belki de belirli bir dereceye kadar müstehaptır. Bunun i.in dünya işlerinde daha büyük bir motivasyonla çalışmak veya gündelik kederini unutmak maksadıyla belirli ölçüler dâhilinde kalmak şartıyla ara sıra dinlendirici müzik dinlemek, insanî bir ihtiyaç olduğu için, yadırganmamalıdır.

İyi niyetle, sevgiyi, kardeşliği ve sosyal barışı sağlamak maksadıyla söylenen sözlü şarkılarda da bir beis görülmemelidir. Nitekim Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), bir kere Medine’de bir yerden geçerken, onu hoş karşılamak adına, bir grup kız toplanıp def çalarak şu türküyü söylemiş: “Nahnu cevarin min beni’n-Neccar // Ya habbeza Muhammedün min car.” (Biz Neccaroğuları kabilesine mensup kızlarız. // Hz. Muhammed ne iyi ve ne hoş bir komşudur). Peygamberimiz (sav) de bu jeste karşılık olarak onlara şu iltifatta bulunmuştur: “Allah-u ya’lemu inni uhibbukünne.” (Allah bilir ki ben sizi seviyorum.) (İbn Mace; Nikâh: 1899).

Velhâsıl-ı Kelâm

Kalite, tefekkür etmek, maneviyatımızı ihya etmek ve temiz fıtratımızı koruyarak, insan gibi yaşamak anlamında ise bu doğrultudaki bütün kaliteli müzik türlerini dinlemek de elbette bu gaye ve maksat çerçevesinde faydalı ve etkilidir.

Geçenlerde üzüntülü duygularımı dağıtmak düşüncesiyle bir klip üzerinden makamı hüzzam olan ve aksak usûl ile söylenen “Yanıyor Mu Yeşil Köşkün Lambası Yâr // Hiç Bitmiyor Şu Gönlümün Kavgası Yâr” isimli bir İstanbul türküsünü zevkle dinledim. Hayret klibin altında diğer müzik türlerinde görüldüğü kadar fazla yorum yoktu. Sadece tanıdığım Prof. Dr. Hüsrev Hatemi’nin bir yorumu vardı. Şöyle Yazmış:

“1973’te Eskişehir'de yedek subayım. Hava Hastanesinin dinlenme odasına girdim. Radyoda bu türkü yayınlanıyor. Albay Tabip Vahyi Şenel, salonda tek başına sessizce ağlıyordu. ‘Ne oldu?’ diye üzüntüyle sordum. Cevap: ‘Allah bize diyor ki: ‘Ben size kalbinizi yeşil köşk olarak emanet ettim. İyi bakıyor musunuz? İçinde benim ışığım yanıyor mu?’ Ben salona girdiğimde Vahyi Bey yalnızdı. Bu sözlerinde de ağlamasında da gösteriş yoktu. İki binli yıllarda kaybettiğimiz Dr Vahyi Şenel'e rahmet dilerim…”

 Tekrarlıyorum: Bahsedilen ‘Yeşil Köşk’ bizim manevî kalbimizdir, gönlümüzdür, ruhumuzdur. Lamba ise ‘Muhabetullah’tır, yani Allah’a beslediğimiz muhabbet, sevgi, ışık, nurdur. Allah-u Teala’nın nazargahı olan kalbin körelmiş durumunu hissetmek, Allah’a karşı sevgimizin azaldığını idrak etmek, ilah-i aşkı unutmanın vicdanî ıstırabını çekmek, göz yaşı dökerek nedamet duymak, Allah’a tecdidi iman ile yeniden iman edip ve O’nun sevgisiyle yeniden hayat ve inşirah bulmak…neyin sayesinde?…İşte bazen böyle gizemli türkülerimizin sayesinde…kalpleriyle düşünebilenler için böyle türküler dahî bir anlam ifade eder…İşte bizim (bazı) türkülerimiz insanlara ruh zenginliği kazandıracak kadar böyle kalitelidir.

Prof. Dr. Ali SEYYAR
http://www.mirathaber.com/piyanist-idil-biretten-genclere-manidar-tavsiyeler-kaliteli-muzik-insanliga-ruh-zenginligi-kazandirir-mi-9-5246h.html


Back To Top