21 Ekim 2018 Pazar
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

‘Afrin’de ne işimiz var’ demek ‘Rûm suresinden bize ne’ demektir!

Cenab-ı Hak, tüm şehidlerimize rahmet etsin, makamları âlî olsun! Bazen şehid cenazelerinde, bazen herhangi bir mecliste duyarız, kimi zamanda sanal dünyada okuruz benzer sözleri:  Bizim askerimizin Afrin’de, Suriye’de, Irak’ta ne işi var? Gencecik yavrularımız, kim için savaşıyor ve ölüyorlar?

Ta kıtalar ötesinden gelip yıllardır bölgeyi işgal eden Amerika için aynı soru sorulmaz. Kimse Amerika’nın Afganistan’da ne işi var demez.  Çünkü büyük devlet olmanın, olmazsa olmazıdır, dünyanın her köşesinde olması/görünmesi! Ama söz konusu bu milletin ordusu olunca, ne işimiz var bizim oralarda der bazılarımız! Bu düşünce kimilerimizde politik ihtiras ve tartışmalar sebebiyle kendini gösterir. Yani bu sözleri seslendirenlerin amacı memleketin/milletin menfaati değildir. Bazıları yurtta sulh, cihanda sulh sözünün arkasına sığınarak söylerler bu sözleri. Bilmezler ki yahut işlerine gelmediği için düşünmezler ki bu sözlerin sahibinin ömrünün büyük bir kısmı yedi düvel ile savaşla geçmiştir! Bir kısmı da bulunduğu halet-i ruhiye içerisinde ne dediğini bilemeyen ve söylediklerinin nereye varacağını hesap edemeyen kimselerdir!

Aynı zihniyete göre Medine’de çekirdek kadrosunu yeni kurmuş Ufuk Peygamberinin, Tebuk’de ne işi vardır? Zira o sıralarda Tebuk, Medine’ye fersah fersah uzaklıkta ve Bizans toprakları içerisinde bir bölgedir. Benzer şekilde Efendimizin, dünyanın dört bir yanındaki devlet başkanlarına yazıp gönderdiği Davet Mektuplarını nasıl izah edeceğiz?

Yine aynı bakış açısına göre Osmanlı, Viyana kapılarına kadar niye gitmiştir? Asırlar boyunca çınladı serhat/Doğudan batıya Yemen Belgrat,dizeleriyle dünyayı titreten Mehter Marşımızı nereye koyacağız? Sahi ecdadımızın Anadolu’da ne işleri vardı, otursaydılar ya anavatanları Orta Asya’da!? Küçük dünyaların adamı olan, hatta kendi küçük dünyalarına bile söz geçiremeyen insanların, büyük davaları olamaz, onların küçük havsalaları da ufuk insanlarının işlerini kavrayamaz. Önce bir zihniyet değişimi şarttır.

Kaldı ki Afrin, bize kıtalar ötesi uzaklıkta bir yer değildir. Afrin, Kilis vilayetimizin hemen yanıbaşındadır. Kırk yıldır çözemediğimiz ve belki kırk binden fazla kayıp verdiğimiz terör sorunu bu yanıbaşımızdaki sınırlarımızdan beslenmekte ve destek bulmaktadır. Üç milyondan fazla Suriyeli kardeşimiz bize sığınmışken, bu yanıbaşımızdaki olanlardan bize ne diyemeyiz. Üstelik bu topraklar, dün bizim olan, bugün de bizim kardeşlerimizin, komşularımızın, din ve ırkdaşlarımızın yaşadığı, her yönüyle bizi ilgilendiren/ilgilendirmesi gereken topraklardır.

Bu girişten sonra şimdi de Rum suresinin ilk ayetlerinin iniş günlerini ve iniş sebebini hatırlayalım:

Peygamberliğin 8. Yılında, Mekke’ye çok uzak olan bir yerde dönemin iki süper gücü İran ve Bizans arasında büyük bir savaş olmuş ve sonuçta Mecusî İran, Kitap Ehli olan Bizans’ı ağır bir yenilgiye uğratmıştı. Haber Mekke’ye ulaşınca Mekke müşrikleri kendileri gibi putperest olan İran’ın galip gelmesine pek sevindiler ve o zaman Mekke’de çok az sayıda olan Müslümanlara şöyle dediler: Bizim gibi putperest olan İranlılar, sizin gibi Kitap Ehli olan Bizans’a galip geldi. Biz de size galip geleceğiz!Onların bu propagandası müminlere çok ağır geldi. Bunun üzerine onları rahatlatmak ve onlara müjdeler vermek için Rum suresinin şu ayetleri indi:

Elif, Lam, Mim. Rumlar en yakın bir yerde yenildiler. Onlar bu yenilgilerinden bir kaç yıl sonra galip geleceklerdir. İş, eninde sonunda Allah'a aittir. İşte o gün, inananlar, istediğine yardım eden Allah'ın yardımına sevineceklerdir. O güçlüdür, merhametlidir.[1]

Aradan on sene bile geçmeden Bizans hiç beklenmedik bir şekilde toparlandı ve İran’a ağır bir darbe vurarak galip geldi. Tıpkı ayetlerde haber verildiği üzere Bedir’den zaferle sürur içerisinde Medine’ye dönen Müslümanlar, bu galibiyet haberiyle sevinçlere gark oldular.

Şimdi şu soruları soralım: Mekke’de, müminlerin sayıca az, maddeten güçsüz olduğu ve müşriklerin eziyet ve baskıları altında inledikleri bir dönemde… Mekke’ye fersah fersah uzak bir yerde İran ve Bizans’ın savaşması Müslümanları niçin ilgilendirmiştir? Neden Yüce Allah, bu savaşla ilgili ayetler indirmiş ve bu savaşın geleceği hakkında bilgiler vermiştir?

Çünkü bu ümmet, tüm insanlın hayrına seçilip çıkarılmış en hayırlı, en mutedil, şahit ve vasat ümmetti. Bu ümmet, dünyanın gündemine kayıtsız kalamazdı. Dünyada olup bitenlerden bihaber olamazdı. Çünkü bu ümmet, gidişatı belirleyecek olan denge ümmeti idi. Öyle de oldu. Tarih, bu ümmetle yazıldı, tarihe bu ümmet yön verdi. Kıyamete kadar da bu böyle olmaya devam edecektir.

Son olarak bir hususa daha değinmekte fayda vardır. O da bizimle savaşan teröristlerin arasında da Müslüman olabilir, biz kendi kayıplarımıza şehid derken, onlara ne demeliyiz, sorusudur. Bir kere şunu söyleyelim, Ehl-i Sünnet anlayışında, kendisini Müslüman olarak tanımlayan hiç kimse din dışına itilmez, tekfir edilmez. Bu noktada biz, zahire/dış görünüşe göre hükmeder ve hiç kimsenin niyetini bilemeyiz. Kendisini Müslüman tanıtanı da Müslüman görürüz. Zira bizler davetçileriz, yargıçlar değiliz. Herkes hesabını Yüce Allah’a verecek, O da hesap günü herkes hakkında hak ettiği hükmünü verecektir. Ancak safların ayrıştığı günümüz dünyasında biz, kimin kim adına hareket ettiğine, kimin kime çalıştığına ve yaptıklarının kime yaradığına bakar, ona göre de safımızı belirleriz.

Tarihimizde sahabe büyükleri arasında cereyan eden Cemel, Sıffinsavaşlarında her iki taraf da müslümandı. Ama haklı olan taraf belliydi. Ankara savaşında iki ordu da müslümandı, ama haklı olan taraf belliydi, savaşın kime yaradığı net bir şekilde ortadaydı. Çanakkale savaşında da bizimle savaşan orduların içerisinde, İngilizlerin Hılafet elden gidiyor, halifenize yardım etmelisiniz diye kandırıp getirdikleri Müslüman Afrikalılar vardı, ama saflar belliydi, savaşın kim için olduğu ve sonunda kime yaradığı ortadaydı. Günümüzdeki mücadelelere de bu açıdan bakmalıyız ve soruları bir kere daha sormalıyız:

Bu savaşta kim kim adına duruyor ve vuruyor? Kim, kimin destek ve duasıyla yola çıkıyor?Elbette Coğrafyanın ümidi olmuş ve masum kimseye zarar verilmesin diye kılı kırk yararcasına itidalli bir şekilde yoluna devam eden ordu ile, attığı füzelerle/roketlerle namaz kılanların üzerine caminin kubbesini yıkanlar bir olmayacaktır! Onun için dualarla şehid cenazelerini uğurlarken, anlamsız söz ve düşüncelerle sevaplarımızı azaltmayalım, hatta tüketmeyelim! Vesselam

---------
[1] Rûm 30/1-5.

Konya Müfütüsü Prof. Dr. Ali AKPINAR
http://www.mirathaber.com/prof-dr-ali-akpinar-afrinde-ne-isimiz-var-demek-rum-suresinden-bize-ne-demektir-108-3212y.html


Back To Top