11 Aralık 2018 Salı
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

Halife Ömer ibn-i Abdülaziz’den günümüz devlet yöneticilerine sosyal siyaset dersleri

Anne tarafından nesebi Hz. Ömer’e dayanan Ömer İbni Abdülaziz (682–720), Emevilerin sekizinci Halifesi olmakla birlikte üstün ahlâkî/ilmî/sosyal vasıflarından dolayı II. Ömer ve V. Râşid Halife olarak anılan büyük bir devlet adamıdır. Ömer İbn Abdülaziz, 717–720 tarihleri arasında yaklaşık iki buçuk yıllık Hilafet döneminde ihmal edilen İslâmî Sosyal Hukuk Devlet anlayışını yeniden ihya etmiş ve yeni sosyal politikalarıyla daha da geliştirmiştir. Böylece İslâm’ın sosyal ahlâk ilkelerini devlet idaresinin ana unsurları olarak belirleyerek, günümüzün modern sosyal devletlerinin hedeflediği sosyal barış, sosyal dayanışma, sosyal refah ve sosyal adaleti sağlayabilmiştir. Ömer bin Abdülaziz’in Hilafeti döneminde değişik sosyal gruplara ve alanlara yönelik olarak uygulanmaya konulan kamusal sosyal politikaların temel esasları, günümüzün devlet yöneticileri için ders niteliğindedir. Halife Ömer bin Abdülaziz’in hizmet odaklı devlet politikalarının somut yansımalarını/etkilerini özetle şu şekilde belirleyebiliriz:

- Bürokraside Kavmiyetçiliğe Son Verilmesi:Arap milliyetçiliğinin ve kayırmacılığının yol açtığı her türlü ayrımcılığa ve dışlanmaya son verilerek, devlet idaresinde liyakat kriteri esas alınmıştır. Ayrıca bürokraside fırsat eşitliği ve Arap/Müslüman olmayan kavimlerin de sosyal güvenlik kapsamına alınarak, devlete bağlılıkları sağlanmıştır. Böylece ırk ve din ayrımı gözetmeksizin herkes, sosyal vatandaşlık kapsamına alınmıştır.

- Hanedanlık İmtiyazlarına Son Verilmesi:Kendi akrabalarından bile olsa haksız kazanç elde edenler, ellerinde bulundurdukları halkın ve devletin malını iade etmek mecburiyetinde kalmış, buna uymayan hanedan üyeleri dâhil adlî mercilerde hesap vermiştir. Bürokraside rüşvet, yolsuzluk ve adam kayırmacılığına sıfır tolerans gösterilmiştir.

- Sosyal Hakların Erişebilirliğinde Kavmiyetçiliğe Son Verilmesi:Emevi halifelerinin iktidarda olduğu geçmiş dönemlerde Arap olmayan Müslümanlar, savaş ve seferlere katılmalarına rağmen haraç vermek mecburiyetinde idiler. Bunun yanında savaşlarda elde edilen ganimetlerden Arap olmayan gaziler, Arap gazilere göre daha az pay alabilmekteydi. Ayrıca Arap olmayan Müslümanlar, devletin dağıttığı vatandaşlık gelirinden de mahrum idiler. Halife Ömer bin Abdülaziz’in sayesinde Arap olan ve olmayan Müslüman ayrımına son verilmiş, vergi sistemi eşitlik ve sosyal adalet ilkelerine göre yeniden belirlenmiş ve ırkına bakılmaksızın bütün Müslümanlara aynı sosyal haklar verilmiştir.

- Sosyal Hakların Din Ayırımı Gözetmeksizin Herkes İçin Geçerli Olması: Serbest meslek erbabı hariç din, dil, ırk ve cinsiyet ayrımcılığı yapılmaksızın bütün muhtaç fertler, sosyal güvenlik kapsamına alınmış ve yeniden maaşa (vatandaşlık gelirine) bağlanmıştır. Böylece toplumun genel refah seviyesi artırılabilmiş ve sosyal adalet sağlanabilmiştir. Halife Ömer bin Abdülaziz’in Basra valisine gönderdiği mektuptaki ifadeler/talimatlar, sosyal haklardan gayrimüslimlerin de yararlandığını teyit etmektedir: “İhtiyar, kuvvetten düşmüş, işyerlerinin kendilerine iş vermediği zimmîleri gözet de, onlara beytü’l-maldan uygun olan ücret ver.”

- Şura Devletinin Yeniden Oluşturulması:Devletin en üst kademesinde hukuk sistemini (Kuran ve Sünneti) çok iyi bilen on âlimden oluşan, yetkilerle donatılmış ve devlet politikalarını denetleyen bir danışma/istişare kurulu/meclisi oluşturulmuştur. Böylece şura devleti prensibi yeniden hayata geçirilmiştir.

- Sosyal Hukuk Devletinin Yeniden Tesis Edilmesi:Hukuka saygısı olmayan, keyfince idare eden, kendi başına buyruk ve özellikle Emevi soyuna mensup birçok zalim vali, görevinden derhal uzaklaştırılıp bunun yerine ehil, inançlı, dürüst, güvenilir, âdil ve sosyal duyarlı valilerin göreve getirilmesi ile bütün ülkede devlet-millet kaynaşması oluşturulabilmiştir. Âdil yönetim anlayışının yaygınlaşması ile halkın devlet kurumlarına karşı güveni artırılmıştır.

- Vatandaşlara Devlet Uygulamalarına Karşı İtiraz ve Şikâyet Hakkının Tanınması:İslâm hukuku, ancak müeyyidelerin ve ceza sisteminin tam etkili olması ile gerçek bir işlerliğe sahip olur. Müeyyide, sadece suç işleyen bir vatandaş için değil aynı zamanda (yanlış) devlet politikaları için de geçerlidir. Halife Ömer bin Abdülaziz döneminde insanlara ve özellikle mazlumlara, kendilerine yapılan haksızlıkları rahatlıkla şikâyet edebilecek bir yapı oluşturulmuştur. Bu çerçevede vatandaşlara, hukuk kurallarına riayet etmeyen ve adaletle hükmetmeyen valilere karşı sivil itaatsizlikte bulunabilme ve maddî/manevî zarar gördüklerinde hakkını arama imkânı verilmiştir. Mesela, bir askeri birliğinin tarlasından geçerek ürününe zarar verdiğini adlî mercilere şikâyet etmesi üzerine Şam ahalisinden mağdur bir vatandaşa devlet kasasından 10 bin dinar tazminat ödenmiştir.

- Aşırı Bölücü Gruplarla Diyalog Sürecine Girilmesi: Terörizmi, şiddeti ve anarşiyi önleyebilmek ve sosyal barış ortamını tesis edebilmek için, devletin talebi üzerine Kuran ve Sünneti iyi bilen Müslüman âlimler, siyasî, sosyal ve dinî sapmalar içinde bulunan bölücü gruplarla (ve özellikle Haricilerle) diyaloga geçmiş ve ikna yöntemleriyle farklı grupların devlet sistemine uyumu sağlanmıştır. Şiddete gerek kalmaksızın karşılıklı hoşgörü anlayışı çerçevesinde fikrî zeminde ilmî/fıkhî/itikadî tartışmalara izin verilerek, sosyal barış ve gelişmenin önündeki engeller ortadan kaldırılmıştır.

- Sosyal Haritanın Çıkarılması:Halife Ömer İbn Abdülaziz”in vali ve vatandaşlara yönelik şu beyânı ne kadar manidardır: “Bize ailelerinizin nüfus sayısını bildiriniz, onlara (sosyal) haklarını verelim. Vefat edenlerinizin de isimlerini bildiriniz ki maaşlarını varislerine verelim.” Onun döneminde hane halkı nüfus sayımı yapılarak, dezavantajlı sosyal gruplar (yoksul, yetim, engelli, hasta, dul, gazi, yaşlı vb.) kapsamında olan aile fertleri tespit edilmiş ve kamusal sosyal yardım yöntemleriyle kendilerine ilaveten aynî veya nakdî yardımlar yapılmıştır. Sosyal güvenlik kapsamında olanların ölmeleri durumunda elde edilmiş haklar ve bu bağlamda ödenen maaşlar, mirasçılara intikal ettirilmiştir.

- Evlenecek Yoksul Çiftlere Maddî Desteğin Sağlanması: Artan kaynakları nasıl kullanması gerektiği yönünde bir soru soran valisine Halife Ömer İbn Abdülaziz, şöyle cevap verir: “Halkın her türlü (sosyal) ihtiyacı karşılandıktan sonra elinizde malların arttığını yazıyorsun. Borçlu olanın borçlarını ödemeye çalış, evlenemeyen kimseleri evlendir.” Böylece özellikle evlenmek isteyen yoksul vatandaşların mihri, beyt’ül mal (sosyal bütçe) kaynaklarından finanse edilmiştir.

- Borçluların Borcunun Kapatılması:Maddî sıkıntı içinde olup borcunu ödeyemeyenlerin borcu, zekât fonunun veya beytü’l malın kaynaklarından kapatılmıştır. Halife Ömer bin Abdülaziz, borçluların borçlarının kapatılması hususunda valilere özel genelgeler göndermiştir. Valilerinden birine yazdığı mektupta şöyle demektedir: “Müslümanlardan kim ölüp de borcunu ödeyebilecek bir miras bırakmamışsa derhal Beytü’l Mal’dan borcunu öde”. Valilerden birisi ise, “işçisi, atı, evi ve ev eşyası olan birini bulursak, onun da mı borcunu ödeyelim?” diye sorunca Halife ona şöyle cevap vermiştir: “Müslümanın içinde oturacağı evi, hizmet edecek hizmetçisi, savaşa gideceği atı ve ev eşyası olmalıdır. Evet, onun borcunu da kapatın, çünkü şer’an borçludur.”

- Ödüllendirme Sistemimin Uygulanması: Sosyal faydası olan hayırlı girişimlerde veya gönüllü olarak topluma dönük sosyal hizmetlerde bulunan kişiler, sosyal teşvik kapsamında aynî/nakdî hediyelerle ödüllendirilmiştir. Halife Ömer İbn Abdülaziz’in bu bağlamda bir genelgesinde ifade ettiği aşağıdaki sözler, katılımcı demokrasiyi ve ödüllendirme sistemini teşvik eden bir devlet politikası hükmündedir: “Bir kimse bir zulmü ortadan kaldırmak veya hayırlı bir iş için yol gösterecek olursa yapacağı işe göre 100 ile 300 dinar arasında mükâfat alacaktır.”

- Angaryanın (Zorla Çalıştırmanın) Yasaklanması: Maalesef bugün bile çalışma hayatında birçok işverenimiz, çalıştırdıkları işçilerine fazla mesai yaptırdıkları halde zamlı ücret ödememektedir. Bazıları da işçilerine hem kötü muamelede bulunmakta, hem de kaçak çalıştırmaktadır. Çocuk işçiliği ve zorla çalıştırma da birçok gelişmekte olan ülkede halen yaygındır. Dolayısıyla devlet denetimlerinin yetersizliğinden dolayı emeği ile çalışan birçok işgücünün temel sosyal hakları korunmamaktadır. Halbuki Halife Ömer İbn Abdülaziz, valilerinden birine yazdığı mektupta bu konuya da temas ederek şöyle ikazda bulunur: “Zorla iş yaptırmak âdeti yeryüzünden kalkmalıdır. Zira halka zorla iş yaptırmak zulümdür.”

- Sosyal Kurumların ve Sivil Konutların Tesis Edilmesi:Şehirlerarası yollarda tüccarlara ve yolculara ücretsiz konaklama imkânı sağlayan hanlar ve kervansaraylar (oteller) yaptırılmıştır. Kent merkezlerinde fakirler için “darru’t-taam”lar (aşevleri) tesis edilmiştir. Bunun yanında evsizlere barınabilecekleri konutlar inşa edilmiş ve kendilerine yetecek kadar ev eşyası verilmiştir. Böylece İslâm tarihinde ilk sosyal konut politikalarının temelleri atılmıştır.

- Hayvan Haklarının İşlevsel Hâle Getirilmesi:Hayvanlar, haklarını arama yeteneğine sahip olmadıkları için, özel olarak koruma altına alınmıştır. Bu anlamda bir koyunu boğazlamak için zorla mezbahaya sürüklenmesi, boğazlanacak hayvanların yanında bıçak bilenmesi, hayvanlara fazla yük yükletilmesi ve sebepsiz yere ağızlarına gem vurulması yasaklanmıştı. Hayvan haklarını çiğneyenlere makul ceza verilmekteydi.

Velhasıl-ı Kelâm

İlâhî bir sistem olan İslâm, dünyevî/sosyal ve uhrevî/itikadî hükümleri itibariyle bir bütündür. Bu bütünlük, sosyal/siyasî hayatımıza tam anlamıyla yansıtılmaz, uygulamada bazı parçaları unutulur veya sadece bazı parçaların müstakil olarak hayatiyet bulması için çaba gösterilirse, bütünlüğün eksikliğine/parçalanmışlığına bağlı olarak Müslümanlar/insanlar bunun bereketini göremez. Bir devlet adamı olduğu kadar bir İslâm âlimi olan Halife Ömer İbn Abdülaziz, İslâm’ın her unsurunun aslî bütünlüğün ayrılmaz bir parçası olduğu inancıyla Kuran-ı Kerim’in birçok âyetinde özellikle vurgulandığı için, ilk önce toplumun huzurunu sağlayan ve devleti ayakta tutan adaleti yeni bir aşk/iman aksiyonu yani tecdid hamleleri ile yeniden tesis etmiştir. Debdebeye sefahate son vererek, zulmü durdurarak, adaletin her alanda yeşermesini sağlamış olan Halife Ömer İbn Abdülaziz, İslâm’ın asliyeti ve bütünlüğü çerçevesinde kamusal sosyal politikalar da uygulayarak, kısa bir sürede ideal bir sosyal hukuk devleti ve müreffeh bir toplum meydana getirebilmiştir. Günümüzün devlet yöneticileri, Halife Ömer İbn Abdülaziz’in yenilikçi icraatlarını örnek alıp tecdidin sosyal hikmetini/faydasını ve tekâmül sürecine yaptığı katkıları acaba görebiliyor mu? Biraz tefekkür ile bu hakikati görmek mümkündür.

Prof. Dr. Ali SEYYAR
http://www.mirathaber.com/prof-dr-ali-seyyar-halife-omer-ibn-i-abdulazizden-gunumuz-devlet-yoneticilerine-sosyal-siyaset-dersleri-84-2909y.html


Back To Top