12 Aralık 2017 Salı
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

İlk Müslüman çarşısı

​HİCRETTEN SONRA YAPILANLAR

"KURULAN İLK MÜSLÜMAN ÇARŞISI"

Aziz okuyucum,

1439. yıldönümünü idrak ettiğimiz Hicret'in, Müslümanlar için yaşanmış ve bitmiş bir olay ve süreç olmadığını bundan önceki yazılarımızda ifade etmiştik. Hicretten çıkarabileceğimiz dersler çerçevesinde, bugünkü yazımızda da hicretten sonra Medine'de yapılanlar konusuna devam edeceğiz.

KURULAN İLK MÜSLÜMAN ÇARŞISI…

Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz hicretten sonraki günlerde ilk işlerden biri olarak Medine'de kalplerin ve akılların ihtiyacını karşılayacak mabed ve mekteb yanında onların midelerine helal lokmaların gitmesine vesile olacak çarşıyı da ihmal etmedi ve "Sûku'l-İslâm" adıyla bilinen, Müslümanların ticaret mekânı olacak Medine Çarşısı'nı kurdu.

"Burası sizin çarşınız, pazarınızdır. Burada hile yapılmayacak ve hiçbir vergi konulmayacaktır." buyurmuş ve bu uygulamasıyla, âdeta günümüzdeki "Serbest Bölge" anlayışıyla kurulan ticarî alanlara öncülük etmişti.

Yine Peygamberimizin, "Tartı Mekke ehlinin tartısı, ölçek ise Medine ölçeğidir." ifadesiyle, öteden beri kullanılagelen tartı ve ölçü birimlerini muhafaza ettiğini görmekteyiz.

Resûl-i Ekrem (sav) Efendimizin bir diğer uygulaması da dikkat çekicidir. Bilindiği üzere, o dönemlerde alış-verişlerde iki türlü para kullanılmaktaydı: Dinar ve Dirhem. Altın ve gümüşten imal edilen bu paraların üzerinde Bizans ve İran hükümdarlarının resimleri bulunmaktaydı. Şanlı Peygamberimiz (sav) Yahudilerin ticaret yaptığı bir çarşı varken, oraya alternatif olacak Medine Müslüman Çarşısı'nı kurmuş; ancak tartı ve ölçü birimleri ile tedavülde olan paraların devamında bir sakınca görmemiştir.

Kanaatimizce Yüce Resûl (sav) müslümanların kazanç mekânını önemsemiş, fakat ticaret esnasında tedavülde olan paraları −âdeta gelip-geçici bir şey olduğunu ümmetine de göstermek için− değiştirmeye değer bulmamıştır. Zira altın ve gümüş paralar, O'nun nezih hayatında bir geceliğine bile aynı evi paylaşmaya muvaffak olamamıştır!...

Resûl-i Kibriya (sav) Efendimizin kurduğu çarşı, o günden itibaren sabahları namazdan sonra dükkanların büyük bir coşkuyla açıldığı, bereketli alış-verişlerin yapıldığı bir ticaret mekânına dönüştü. Bazen alış-veriş, bazen de ziyaret maksadıyla çarşıya çıkan Sevgili Peygamberimiz (sav) elbise satan Hz.Ebû Bekir'e, hurma satan Hz.Osman'a, süt ve peynir ticaretiyle uğraşan Hz.Abdurrahman b. Avf'a ve diğer ticaret ehli sahâbîlere uğrayıp hatırlarını sorar ve ticaretlerinin bereketi için dualar ederdi. O, aynı zamanda görev verdiği ve kendilerine Muhtesib adı verilen diğer denetleyicilerle beraber −ki Hz.Ömer ile Sevdâ binti Nuheyk isimli hanım sahâbî bunlardan ikisidir− çarşı-pazarı denetlerdi.

TİCARETE CAN SUYU OLACAK TAVSİYELER…

Ümmetini düşünen, onların dünya ve ahiret saadetini isteyen şefkatli ve merhametli Peygamberimiz (sav) Hazretleri, ticarî hayata dair birtakım tavsiyelerde bulunarak bu konuda da elimizden tutuyordu. Aşağıda "can suyu" olarak nitelediğimiz ve günümüzde ihtiyacını çok hissettiğimiz bu tavsiyelerden bazılarını bulacaksınız.

●Sevgili Peygamberimiz (sav) ticarî hayata erken saatlerde başlanılmasını ister. Bir duâsında:

"Allah'ım! Ümmetimden sabah erken kalkıp da işine başlayanların işlerine bereket ver" diye dua etmiş ve bu konudaki arzusunu ve teşvikini açıkça beyan etmiştir.

Sabahları işe erken başlamanın toplumların gelişmesi ve kalkınmasına olumlu etkilerinin neler olduğunu belirtmek için sadece bir örnek vermek istiyorum. Bugün sanayileşme sürecini tamamlamış ve "gelişmiş" diye nitelendirilen batı ülkelerinde, hayat sabahın erken saatlerinde başlar. Bürokrat, sanayici, işadamı, memur, işçi… Kısacası toplumun −yaşlılar da dahil− her kesimi, sabahın erken saatinde uyanıktır ve ayaktadır… Buna mukabil, aralarında pek çok İslâm ülkesi ve ülkemizin de dahil olduğu "gelişmekte" olan doğu toplumlarında ise hayat erken saatlerde başlamaz. Ülkemizi esas alarak baktığımızda, sadece sanayi kesiminde, vardiya usûlü çalışma geçerli olduğu için işe erken saatlerde gidilmesi söz konusudur. Ancak devlet daireleri başta olmak üzere mesaiye başlama saatleri, "geç kalınmış saatler"dir. Ticarî hayat ise maalesef olması gerektiği gibi değil, olmaması icab eden saatlerde açılan işyerleri ile Peygamberimizin tavsiyelerine uymayan bir nitelik arz etmektedir. Tek tek, fert olarak her bir tâcirin işyerini erken saatlerde açmaya özen göstermesi ve bunu âdet haline getirmesi, asırlar sonra da olsa Sevgili Peygamberimizin duasına mahzar olmamıza vesile olacaktır kanaatindeyiz. Bir yıldır uygulanmakta olan yaz-kış değişmeyen saat uygulamasının bu konuda olumlu bir katkısı olacağını da sözlerimize eklemek isteriz.

Kıymetli okuyucum,

●Her konuda olduğu gibi, ticarî muamelelerde de kolaylık ve hoşgörüyü tavsiye eden Resûl-i Kibriya (sav) Efendimiz şöyle dua etmiştir:

"Satarken, satın alırken, alacağını isterken veya borcunu öderken kolaylık gösteren kimseye Allah da merhametiyle muamele etsin."

Bu niyazında, ticarî faaliyetlerde her iki tarafın da hoşgörü ve kolaylık sağlamasını, böylece Allah'ın rahmetine nâil olmasını arzu eden Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz, bizleri ticarî faaliyetlerde biraz esnek davranmaya yönlendiriyor diyebiliriz. Ancak bu ifademiz, hiçbir zaman, verilen sözü yerine getirmemek, savsaklamak, güveni istismar etmek gibi, bir Müslümana yakışmayacak davranışlara kapı aralamamalıdır.

●Sevgili Peygamberimiz (sav) herkesin ticarî faaliyet içinde bulunabileceğini ve "rızkın onda dokuzunun ticarette olduğunu" beyan etmiştir. Bu teşviklerle Medineli mümin kadınlardan Kayle, Müleyke, Esma ve Havle gibi tüccar hanımlar şöhret bulmuş, Munkiz isimli konuşma özürlü bir sahâbîye sağlanan ayrıcalıklarla ticaret imkânı sunulmuştu. Hatta Resûl-i Ekrem (sav) Efendimizin, Hz.Cafer'in yetim kalan on yaşlarındaki oğlu Abdullah'ı pazarda satış yaparken görmesi üzerine tezgâhına gidip tebrik ve teşvik etmesi, ellerini açarak bereket duasında bulunması, ticaret konusunda ne kadar teşvik edici olduğuna dair diğer bir güzel örnektir.

●Ekonominin günümüz dünyasında işgal ettiği yere paralel olarak ticaret adamlarının yetiştirilmesi için erken yaşlardan itibaren bilgi ve tecrübe kazandırılmasının önemi de ortadadır. Nitekim, yaşadığı nezih hayat ve mesaj yüklü uygulamalarıyla Sevgili Peygamberimiz bu hususta da en güzel örnektir.

●Gittikçe küçülen ve uluslararası ilişkiler sayesinde ülkeler arasında ticaret vasıtasıyla köprüler kurulan günümüz dünyasında, farklı dinlere mensup yabancı ortaklarla çalışmak durumunda bulunan işadamları için de Sevgili Peygamberimizin tavsiye ve uygulamaları vardır.

Diyebiliriz ki, günümüzde Müslüman bir işadamı ya da ticaret erbâbı, "Müslüman" kimliğiyle, ortaklarına veya ticarî faaliyette bulunduğu muhataplarına önemli mesajlar verebilir. Çünkü muhatapları, İslâm dininin güzelliklerini bu kişiler üzerinde göreceklerdir. Ama az, ama çok… Ama güzel, ama kötü örnekler olarak… Yüce Rabbimizden, bu konuda "güzel örnek"ler olabilmek niyazıyla…

Prof. Dr. Mehmet Emin Ay

Hazreti Muhammed Hakk'ın sesidir

Her iki dünyanın Efendisi'dir.

Arap-Acem onun bir bendesidir

Zaman o Gül gibi gül görmüş değil,

Sen de o Güzel'in önünde eğil…

(İmam Busîrî, Kaside-i Bürde, Prof. Dr. Mahmut Kaya'nın tercümesiyle)

Prof. Dr. Mehmet Emin AY
http://www.mirathaber.com/prof-dr-mehmet-emin-ay-ilk-musluman-carsisi-105-1960y.html