21 Haziran 2018 Perşembe
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Kur’ân-ı Kerim’in önceki vahiyler üzerinde müheymin (gözetici) olması I

İlahi kitaplar temelde aynı gayeye matuf olarak gönderilmişlerdir. Ancak tarihsel süreçte gelişen bir takım olaylar ve ortaya çıkan olumsuz şartlar neticesinde mezkur kitaplar orijinal yapılarını muhafaza edemeyerek bir takım değişikliklere uğratılmışlardır. Hem son ve hem de ilahi bir korunma vasfı ile gönderilen Kur’an-ı Kerim, Dünya İnsanlık Ailesine ve diğer varlıklara kendi öğretilerinini ilka etmesinin yanı sıra önceki kitapların içine düşürüldükleri durumlara kayıtsız kalmamış ve onlara sonradan eklenen vahiy dışı unsurların gerçekliklerini açıklamıştır. Böylece Kur’an-ı Kerim, önceki kitaplar için bir bakıma sağlama vazifesi görmüştür. Dolayısıyla dileyenler için hidayet yolu, Kur’an-ı Kerim’in berrak ışığında son bir fırsat olarak yeniden aydınlanmıştır. İşte bu makale kısa muhtevası içerisinde ve bazı örneklerden hareket ederek, önceki kitaplarda doğru olarak bilinen bir takım menkulatın, gerçek doğrularını Kur’an’ın rehberliğinde orataya çıkarmayı hedeflemektedir. 

Bu makalemizde, âlemlere yazılı olarak son defa yapılan ve ilâhi bir müdahale olarak da tanımlayabileceğimiz Kur’an-ı Kerim’in önemli bir özelliğini; onun daha önce gönderilen kitapların üzerindeki müheymin olmasını yani gözeticilik vasfını incelemek istiyoruz. Çoğunlukla Kur'ân’ın kendi mesajı içerisinde kalarak yapacağımız bu araştırmamızı İslâm’ın diğer bilgi kaynaklarıyla da destekleyeceğiz. Ayrıca yeri geldikçe aslen kutsal olan önceki kitaplardan bazı alıntılar yapacağız.

En son gönderilen bir kitap olması, kendisini yeterli görmesi, kabul edilebilir ilkeler sunması gibi özelliklerinin yanı sıra Kur’an-ı Kerim’in müheymin olmak özelliği müslümanları olduğu kadar asılları itibariyle kutsal olan önceki kitaplara inananları da yakinen ilgilendirmektedir. Esâsen tarih boyunca peygamberler eliyle insanlara ulaştırılan ilâhî metinler temelde aynı gayeye hizmet etmişlerdir. Bu gerçeğe karşın asırlar önce gönderilen ve olumsuz tarhsel şartların tahripkâr etkileriyle ve bu çerçevede ard niyetli insanların elleriyle âdeta başkalaştırılan önceki kitapaların artık muhtevalarındaki vahyibulmak ve ortaya çıkarmak iyi niyetli de olsa hiçbir beşerin tâkatinde değildir.

İşte Kur’an-ı Kerim’in müheymin vasfı, bu noktada daha fazla önem kazanmakta ve mezkur kitaplar için âdeta bir sağlama vazifesi yapmaktadır. Acaba önceki kitaplarda bulunan, ancak insanları hidayete eriştirmekten uzak olan bu menkulatın hangileri gerçekten vahiy ve hangileri sonradan eklenen yanlışlar ve yabancı unsurlardır? Bu noktadan hareketle Kur’an-ı Kerim, bir taraftan kendi saf ve berrak tebligatını kitlelere sunarken, bir taraftan da aynı kitleleri bir şekilde tasallutu altına alan ve vahiy olması mümkün görünmeyen bu türden menkulatın bozulmamış şeklinin bir başka deyişle gerçekliğinin ne olduğunu izah etmektedir. Böylece türlü sebeplerle orijinalitesini kaybeden önceki kitaplara inanan muhatapların bir hidayet rehberinden mahrum olmaları bağlamında ileri sürdükleri bahaneler de ortadan kaldırılmıştır.[1]Kur'ân-ı Kerim bu hususa şöyle değinmektedir: Ey kitap ehli! Peygamberlerin arası kesildiği bir sırada; “Bize ne müjdeleyici bir peygamber geldi, ne de bir uyarıcı” demeyesiniz diye, işte size (hakikati) açıklayan elçimiz (Muhammed) geldi[2]

Böylece İlâhî İrâde’nin, insanlar nezdinde başlattığı ilâhi müdahaleler, Hz. Peygamber’in bütün alemlere elçi olarak[3]gönderilmesiyle tamamlanmıştır. Zaten önceki kitapların yol göstericiliğinden ümidini kesen “Dünya İnsanlık Ailesinin”, “Âhir Zaman Nebisi” beklentisi,[4]onların bu türden ilâhî bir müdahaleyi istediklerini ve kabule hazır olduklarını göstermektedir. Hatta bazı insanlar ileride kendi aralarında kuracakları ittifakları ve düşmanlarına karşı yapacakları savunmaları bile bu müdahalenin gölgesinde gerçekleştirmek istiyorlardı.[5]Ancak gelinen bu noktada “Dünya İnsanlık Âilesi’nin” belki de en çok ihtiyaç duyduğu şey; hak ve bâtılın berrak bir şekilde ayrılması ve doğru olarak bilinen ancak insan fıtratına aykırı olan önceki dini kabullerinin gerçek formuna kavuşturulmasıydı. Bu da ancak son vahiy; Kur’an-ı Kerim tarafından deruhte edilebilecek mühim bir vazifedir.

Burada üzerinde durulması gereken öncelikli husus; müheymin kelimesidir. Acaba bu kelime ne anlama gelmektedir ve Kur’an-ı Kerim’e izâfe edildiğinde nasıl bir görev deruhte etmektedir?

Müheymin Kelimesinin Anlam Alanı

Arapça h-y-m kökünden türeyen bu kelime lügatta; koruyan, gözeten, muhafaza eden,[6]yöneten,[7]denetim altına alan,[8]ve kendisinden hiçbir şey gizli kalmayan[9]gibi anlamlara gelmektedir. Bunların yanı sıra başta İbn Abbas olmak üzere müfessir sahâbi ve tabiîlerden bazıları bu kelimeye; şahit, güvence, doğrulanan ve emanet edilen gibi anlamlar da vermişlerdir. Buna göre eğer bir kişi herhangi bir şeyi korur ve onu denetim altına alırsa o kişiye müheymin denir.[10]

Müheymin kelimesi, Kur’ân-ı Kerim’de gözeten ve koruyan anlamıyla yüce Allah hakkında bir kez kullanılanmaktadır.[11]Diğer taraftan bu kelime Kur’ân-ı Kerim hakkında kullanıldığında ise; kendisinden önceki kitapları gözeten anlamına gelmektedir. Öyleyse böyle bir özelliğe sahip olan Kur’ân-ı Kerim, Zebur, Tevrat ve İncil gibi kitaplar hakkındaki şehadeti de doğru ve ebedîdir. Diğer bir deyişle daha önce indirilen kitapların özü, Kur’ân sayesinde ebediyen bilinecektir.[12]

Kur’ân’ın müheymin vasfıyla ilgili olarak İbn Cüreyc şöyle demektedir: “Kur’ân, kendisinden önce gönderilen kitaplar üzerinde gözeticidir. Dolayısıyla önceki kitaplarda Kur’ân’a uygun olarak bulunan pasajlar doğrudur, buna karşın ona muhalif olan pasajlar yanlıştır.[13]Bütün bu açıklamalardan hareket edersek müheymin olan Kur’ân’ın, kendisinden önce gönderilen kitapların vahye uygun olup olmadıkları hususunda bir sağlama görevi yaptığını söyleyebiliriz.

Devam edecek

--------------------
[1] Ebû Abdullâh Fahruddîn Muhammed b. Ömer er-Râzî: Mefâtîhu’l-ğayb, Beyrut 1415/1995, IX,12.
[2] Mâide, 5/19.
[3](Ey Muhammed!) Seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik. Enbiyâ, 21/107.
[4] İnsanları, “Ahir Zaman Nebisi” beklentisine sevk eden en önemli sebep; bu konuyla ilgili olarak önceki kitaplar (Eski ve Yeni Ahit)’de bulunan haberlerdi. Bu haberlerden bazıları için bkz: İşaya, XLII/1-5; Yuhanna: XIV/16; XVI/7, 8, 12, 13, 14, 15. Aynı haberler hakkındaki yorum ve görüşler için ayrıca bkz: Rahmetullah Hindî:İzhâru’l-hak, Suudi Arabistan 1410/1989, IV.1076 vd.
[5]Ebû Abdullâh Muhammed b. İshâk b. Yesâr el-Kureşî el-Medenî: es-Sîratu’n-nebeviyye, Konya 1982, s,63; Ebû Muhammed Abdülmelik b. Hişâm: es-Sîratu’n-nebeviyye, Beyrut 1412/1992, II,163; Ebû Bekr Ahmed b. el-Hüseyin el-Beyhakî: Delâîlu’n-nubüvve, Beyrut 1405/1985, II,76.
[6] Muhammed b. Mükerrem b. Manzûr: Lisânü’l-arab, Beyrut tsz., XIII,436.
[7] Muhammed b. Abdurrahman eş-Şâyi: el-Furûk’l-luğaviyye fî tefsîri’l-Kur’ân-i’l-kerim, Riyâd 1993, s,170
[8]Ebû Ca’fer Muhammed b. Cerîr et-Taberî: Câmiu’l-beyân an te’vîli âyi’l-Kur’ân, Beyrut 1415/1995, VI,361.
[9] Ebu’l-Ferec Cemâluddîn Abdurrahman b. Ali b. Muhammed el Cevzî: Zâdü’l-mesîr fî ilmi’t-tefsir, Beyrut 1407/1987, VIII,56.
[10] Câmiu’l-beyân, VI,361.
[11] “O kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayan Allah’tır. O, mülkün gerçek sahibi kutsal (her türlü eksikliklerden uzak), barış ve esenliğin kaynağı, güvenlik veren, gözetip koruyan …Allah’tır…Haşr, 59/23.
[12] er-Râzî: Mefâtîhu’l-ğayb, IV,372.
[13] Zâdü’l-Mesîr fî ilmi’t-tefsir, II,371.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

Prof. Dr. Muhammed Fatih KESLER
http://www.mirathaber.com/prof-dr-muhammed-fatih-kesler-kuran-i-kerimin-onceki-vahiyler-uzerinde-muheymin-gozetici-olmasi-i-131-2405y.html


Back To Top