11 Aralık 2018 Salı
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

Ailenin huzuru ve güçlü olması, bazılarını korkutuyor mu?

Aile, günümüzde çeşitli hayati kurumlar gibi üzerine gölge düşürülmeye çalışılan önemli bir müessese. Bilhassa, Batı toplumlarında neredeyse geçerliliğini yitiren bir hale gelmiş durumda. Aileden kopmuş bir toplumun, elbette Ailenin ne derece gerekli ve insan için vazgeçilmez bir ortam olduğunu anlayabilmesi zor.

Aile, gerçekten de kurallı ve düzenli bir toplumu hazırlayan özelliğe sahip. Çünkü çocukluktan ergenliğe kadar koruyucu, şefkatli ve insani değerlerin yaşanarak öğretildiği tek müessese. Nitelikli insan yetiştirmek, ancak aile kurumu içerisinde mümkün olabiliyor. Bunun için de, Aileyi çok sağlam bir şekilde kurmak ve onu, ahlaki, hukuki ve sosyal yönden çok önemli desteklerle ayakta tutmak gerekiyor.

Ailenin, Batı veya bazı Doğu veya Asya ülkelerinde itibardan düşmesi, bu ülkelerdeki devlet sistemlerinin, insanları kendine bağlı ve sistemlerini ayakta tutabilecek asker gibi yetiştirmesi ile açıklanabilir. Bu doğrultuda, batı'da Almanya, İtalya ve Rusya örneklerini göstermek mümkün. İkinci olarak aileyi, yine devletin veya ekonominin bir malzemesi ve aracı kabul eden materyalist ve kapitalist sistemler vardır. Bunlar da, üretim ve ekonomik sistemin ayakta durması için, aileyi kendi sistemlerinin parçası olmasını ve insanları başka değerlerin etki altına almasını istememişlerdir. Endüstri devrimi ile birlikte, herkes işçi haline getirilmiş ve bu ortamda da en fazla ızdırap çeken de kadın ve çocuklar olmuştur.

Batı'da ilk çağda kadının şeytan, cinlerin zaptettiği varlık, aşağı ve sefil bir tatmin vasıtası şeklinde görülmesi, elbetteki onun ailenin şerefli bir üyesi haline gelmesini engellemiştir. Yine, kadının Yunan ve Roma'da ve diğer bazı kültürlerde cinsiyet objesi olarak yer alması, onun beklenen değer ve itibar kazanmasına engel olmuştur. Üstelik bu politikalar, yeni çağda kadının kendini ispat etmek ve hakkını almak üzere, batı'da Feminist akımların yanında yer almasına yol açmıştır.

Kadın ve dolayısıyla sağlıklı aile yapısına çok geç ulaşan batı toplumunda, kadın hürriyeti ve erkeğin ve kadının aile dışı ilişkilerini engelleyecek ciddi bir kuralın olmaması dolayısıyla, aile kavramı sürekli yara almış ve eşler arasındaki güven ve samimiyet azalarak aile yapıları dağılmıştır.

Pragmatist ve zevkçi ticaret kesimi de, kadını para getiren bir mal haline sokarak gerek eğlence ve gerekse seks ticaretinde kullanmak suretiyle, hem ailelerin kurulmasına engel olmuş ve hem de mevcut ailelerin dağılmasına sebep olmuştur.

Müslüman toplumlar, yıllardır batı'nın serbest (!) hayatını ve onun kural tanımaz maceralarını gerek filmler ve gerekse romanlar vasıtasıyla benimseme ve onlara özenme durumu ile karşı karşıya kalmışlardır. Bilineceği gibi, insanın cinsel objeler ile sürekli karşı karşıya gelmesi, kadına karşı duyacağı yüce hisleri geriletmekte ve bu arzularını aile dışı ilişkiler ile karşılamaya yöneltmektedir.

Maalesef, diğer müslüman toplumlarda da yıllardır batı etkisinde kalmanın getirdiği, önemli bir dejenerasyon yaşanmakta ve batı tarzı hayat sürmeyen, giyinmeyen ve onlar gibi hayata bakmayan insanlar tutucu olarak kabul edilmektedirler. Dolayısıyla, hayatın sadece bir anına odaklaşarak, karşı cinslerin cinsel ve eğlence yönünden sadece birbirlerinden faydalanmaya çalışmaları, sonuçta bir zihin darlığına yol açmaktadır. Bu durum, Aile'nin gereksizliği ve kadının evin kadını olmasını aşağı bir seviyede görmek gibi bir kanaate insanları götürmüştür.

Halbuki, müslüman toplumlarda kadın; gerektiğinde her türlü işi yapabilecek sorumluluk ve güven sahibi bir varlıktır. Bu durum, geçmiş toplum hayatımızda da görülmüştür. Fakat; kadını sadece "erkek gibi bir yaşayışa" mahkum etme düşüncesi, sadece aileyi ortadan kaldırmak isteyenlerin yabancı toplumlara göre kadını ve aileyi değerlendirmesiyle oluşmuştur.

Sosyologlar Derneği, Ailemizi Koruyalımadı altında başlattığı imza kampanyasıile, Aile'yi hedef alan ideolojik, ekonomik, sanat sektörünün zararlı ve bilinçsiz tutumlarını engelleyecek bir "değerlendirme sistemi" kurulması teklif etmekle, aileye yönelik kötü ve anlamsız saldırı ve yıpratmaların önüne geçmek istemektedir. Bu çaba, son derece önemli ve gerekli bir toplumsal hareket olarak düşünülmeli ve desteklenmelidir.

Prof. Dr. Sami ŞENER
http://www.mirathaber.com/prof-dr-sami-sener-ailenin-huzuru-ve-guclu-olmasi-bazilarini-korkutuyor-mu-83-2609y.html


Back To Top