19 Kasım 2018 Pazartesi
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

İKTİSADİ HAYATIN SOSYAL TEMELLERİ BOŞLUKTA MI KALACAK?

Türkiye,  Meşrutiyet ile birlikte  batılı aydınlar olarak  Liberal ekonomik  düşünce sistemini gündemine  aldı  ve  batılılaşmanın tabii sonucu olarak batı sistemi, sadece  askeri, eğitim ve hukuk alanında değiştirilmekle kalmadı, iktisadi ve sosyal sistem de  sırasıyla batılı niteliğe  büründü.

Önemli sosyologlarımızdan Hilmi Ziya Ülken  kültür ve dolayısıyla hayat sistemleri arasında eklektik yapıların mümkün olmadığını belirtirken, Mümtaz Turhan da,  ani  ve  sıkıntılı bir dönemde kültürel tercihler yapan ülkelerin sağlıklı bir karar verilemeyeceğini  söylemektedir.  Her iki  sosyal bilimcinin tesbitleri, batılılaşmanın mantık ve ihtiyaçlar çerçevesinde gerçekleşmediğini gösteriyor.

Cumhuriyet rejimi, Mustafa Kemal'in önderliği ile Batılı bir devlet ve sistem tercihi ile  aydınlık geleceğe doğru yönelindiğini  ifade ederken, batılı rejim,  Osmanlı'nın en kötü zamanlarındaki seviyesinden bile daha zayıf ve kimliksiz bir yapı  kazandı.  Türkiye, "karma ekonomi" denilen ve dünyada hiçbir öğrneği olmayan biraz devletçi, biraz da özel sektör  ağırlıklı suni  iktisadi  sistem ile  çok sıkıntılı günler yaşadı.

Gerek CHP ve gerekse Adalet Partisi dönemlerinde  çeşitli krizlerle yüzyüze kaldı.  Batılı devletlere sürekli borçlandı. Son olarak IMF'den borç alarak, iktisadi  sistemi  yabancı  finans çevrelerinin kontrolüne terk etti.

AK parti iktidarı ile, yurt dışı  ticaretin gelişmesi, yatırımların artması ve gelirlerin düzenlenli toplanması,  bütçenin disiplinin uygulanması gibi  iktisadi enstümanlar,  iktisadi gelişmede faydalı oldu.  Fakat, asıl  iktisadın dinamik gücü olan halkın kültürel yaşama standardı ve  iktisadi hayatı dengede tutacak "kanaat ekonomisi" bir türlü gerçekleşemedi.  Vergi sistemi, SSK Primleri, iktisadi teşebbüslerin sosyal planlaması, dış  ticaretin kontrol altına alınması gibi sosyal sistemin güçlenmesi ve sosyal adaletin sağlanması gibi  konularda beklenilen gelişmeler olmadı. Eski Ticaret Bakanlarından  Agah Otay Güner'in "İsraf Ekonomisi" kitabındaki  görüş ve  veriler hala ulaşılması gereken hedefler olarak zihnimizde.  Türkiye, imkanlarıyla uygun olmayan bir lüks ve israf  tavrını şuursuzca sürdürüyor. İktisadilik kavramının öngördüğü, "ölçülü iktisadi yapı" hala sağlamadı.Üstelik, asgari ücretle geçinen milyonlarca insanın mağduriyeti ve çeşitli sebeplerle işsiz kalan insanların yaşama mücadelesindeki  çaresizlikleri ile birlikte   zıtlık hale devam ediyor.

İktisadi faaliyet; zihni, bedeni ve ruhi  güçlerin varlığı ile  gerçekleşir. Eğer siz,  iktisadi hayatı  adaletsiz, istismara açık  ve ehliyetleri değerlendirebilecek imkanlardan mahrum bırakırsanız, iktisadi faaliyetin can damarlarını kesmiş olursunuz. Hele, hiçbir üretim yapmadan, para kazanmaya imkan verirseniz.  İşte, günümüzde de iktisadi dengeyi  sağlayacağına inanılan "kapitalist bankacılık" ve "serbest piyasa"  enstrümanları  liberal iktisadın ana  temelleri olarak  iktisadi sistemi ayakta tutma çabasında. Banka, "para ile para kazanan" asalak bir kurum olarak iktisadi varlığımızı nasıl ayakta tutabilecektir? Hiçbir üretim, planlama ve yatırım hareketine girişmeyen, sadece para temini ile  çok büyük karlar temin eden bankalar, günümüzün mali  hareketlerinin birer aracı olarak  iktisadi hayatı nasıl güçlendirecek?  

"Garanti kar ve kazanç" ölçüsüyle hareket eden bu kurumlar, devletin desteği ile  toplumda imkanlarını hiçbir karşılık oluşturmadan, kazanca dönüştürerek iktisadi hayatın  riskine ortak olmaksızın sadece rantına ortak olarak mı, iktisadi sisteme destek olacaklardır? Ve bu para mekanizması, sosyal  ihtiyaç ve beklentileri ne zaman hatırlayacak?

Serbest piyasa'nın, ne kadar serbest hareket ettiğini, büyük iktisatçılar  ortaya koydukları  teori ve örneklerle ortaya koymuşlardır. Karl Polanyi, serbest piyasanın bir aldatmaca olduğunu  söyleyerek, kapitalist iktisadın temellerini Avrupa'da sarsmıştır. 

İktisadın sosyal temelleri denince, kanaat sahibi, ahlaklı ve  ihtiraslarına kapılmayarak  kendi zaruri ihtiyaçlarını temsil eden bir  anlayış kültürü ve yaşama felsefesi  akla gelmektedir.  Böyle bir  anlayış ve kimlik, İslam dininin sosyal ve ahlaki  prensipleri içinde hareket eden;  faiz yemeyen, karaborsacıılık yapmayan, yalan söylemeyen, fahiş fiyatla mal satmayan, mal biriktirmeyen  "ahlaki insan" tipini ortaya koymaktadır.

Türkiye'deki insanların  % 80'den fazlası İslam dinine mensup olmasına ve  iktidardaki hükümetin de İslama saygılı bir yönetim olduğu düşünülürse, neden iktisadın  sosyal (dini,ahlaki, geleneksel) değerleri çerçevesinde bir iktisadi yapı kurulmuyor sorusu, cevap bulmak zorundadır.

Ayrıca, kim  şunu iddia edebilir: İktisadi faaliyetlerde, insanın niyeti, ihtirası ve menfaati elde etmek arzusu  söz konusu olmaz!..  Ve insanı, bu aşırı ve başkalarına karşı ard niyetli, iki yüzlü ve sahte davranışlardan arındırmadan, iktisadi ve hatta hukuki  kuralları işletmek mümkündür!...

Bazı modernist, pozitivist  ve  ahlak dışı  görüş ve ideolojilerin  batı toplumundaki  olaylara bakarak  dışladığı dini ve ahlaki değerleri, birer  "öcü"  gibi algılama  hatası  ve basiretsizliği ile daha ne kadar oyalanacak ve hayatın problemlerine, değerler dünyamızdan kaynaklanan sosyal  çözüm çarelerine yönelmiyeceğiz. Artık kendimize gelelim!..

Prof. Dr. Sami ŞENER
http://www.mirathaber.com/prof-dr-sami-sener-iktisadi-hayatin-sosyal-temelleri-boslukta-mi-kalacak-83-5279y.html


Back To Top