19 Eylül 2018 Çarşamba
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

Kültür oluşumunda kavramların önemi

Dildeki kavramlar, insan ve toplumun nasıl bir dünya tasavvur ettiğine dair çok net işaretler taşırlar. Kölelik, Aforoz, Sınıf, Pragmatizm, Sömürgecilik gibi kavramlar, insan ve toplumlara o dünyanın, hangi temel problemler etrafında geliştiğini ve ilgi alanlarının nelere yoğunlaştığını gösterir.

Öte yanda; Vakıf, Külliye, Ahilik, Aşevi gibi kavramlar da, sosyal amaçlı ve hikmet dolu bir dünyanın temel felsefesine işaret ederler.

Sosyal bilimlerin dili, kavramlardır. Her dil, kendine ait bazı kavramlar oluşturur. Bu kavramlar, o toplumun muhayyilesinde olan arayış ve düşüncelerin bir sonucudur. Eğer, her ilim adamı sosyal kavramları kendine göre şekillendirirse, kavram kargaşası meydana gelir.

Bu dünyaya ait değerlerin eğitimi her şeyden çok eğitimcinin üretkenliğine, rol modelliğine ve öğrenciyi arzu edilen değerlerin yaşandığı ortamlarla biraraya getirebilme kabiliyetine bağlıdır.

Her medeniyet, kavramlarını kendi kültür dündini hayatı ve fikrimuhayyilesi çerçevesinde şekillendirir. Fikri muhayyileyi de yaşanan önemli olaylar, tarihi hatıralar,düşünce ve sanat alanında ortaya konulan orijinal eserler, büyük hukuk ve ahlak idealleri hazırlar.

Sosyal değer kavramı, öncelikle batı sosyal ilimlerin metodolojik yapısı içinde yer almaktadır. Bu sebeple ve onun sosyal motivatör olarak birçok sosyal ilim alanları ile ilgilidir. Bu yüzden sosyal hadiselerin karakteristikleri ve tabiatıyla yüksek nisbette uyumlu bir metod olarak açıklanabilir. Bu durumda, değerler kavramı ilk safhada açıklanabilir. (Mills, 146).

Sosyal muhayyile; bir medeniyet insanının bilgi, ahlak, inanç ve yaşama tecrübeleriyle kendi ve bazı olayları değerlendirmesi kültürüdür.

Kavramların meydana gelmesinde “düşünce ve değer” etkileşiminin olduğunu belirtmek gerekiyor. Çünkü, düşünce ve değer birlikteliği, birbirinden kopmaz iki temel belirleyici faktörlerdir.

Değerlerin de toplumdaki “sosyal kanunlar” ile büyük alakası bulunmaktadır. Sosyal kanunlar, değerlere uygun bütüncü bir hayatın doğrultusunda gerçekleşir. Değerlerin ortaya koyduğu hayatı test ederek, sosyal kanunların etkisinin önemini anlamak mümkündür.

Ahlak ve değerler eğitimde amacın ne olması gerektiği konusuna gelirsek, bu eğitimi planlayacak ve gerçekleştirecek olanların inanç, kültür ve felsefi düşüncelerinin amaçları belirlemede etkin olduğu gerçeğine ulaşırız.

Eğitimi mevcut kültür, sanat, ilmi ve teknolojik birikimi çeşitli yollar geliştirerek yeni nesillere aktarma düşüncesi çerçevesinde tamamlayan daimici ve esasici eğitim felsefeleri, ahlak ve değer eğitimini de bu doğrultuda etkiler. Aksine eğitimi ferdin kendi potansiyelini keşfetmesi ve geliştirmesine destek olma süreci olarak gören ilerlemeci eğitim felsefesi, farklı bir ahlak ve değerler eğitimi kurgular. Nitekim değerler eğitimi yöntemleri alanında en geniş anlamdaki görüş farklılığını yansıtan “değer aktarma ve değer geliştirme” eğilimleri bu farklı bakış açısının bir sonucudur. (Kaymakcan-Meydan, 40-41)

Kimlik oluşumunun önemli bir merhalesi olan “kimlik kazanma”, sahip olduğumuz kapasite ve özelliklerimizle öğrenme, sevme, çalışma, boş zamanları değerlendirme gibi konularda kendimize özgü bir yaşam tarzı oluşturmamızı sağlar. “Ben kimim, nasıl var olmak istiyorum, ne türden bir hayat sürmeliyim?” gibi sorulara verdiğimiz cevaplardan oluşan bireysel kimliğimiz; kişisel özelliklerimizi, yaşımızı, cinsiyetimizi, fiziksel, zihinsel ve gelişimsel yeterliliğimizi ve sahip olduklarımızı kapsamaktadır.

Bireyselleşme’nin felsefi ve ideolojik yönü ise, bireyin kendini evrenin merkezi kabul etmesi ve kendi kişisel menfaat ve faydasını, herşeyin üzerinde görmesi demek oluyor. İnsanın kendi varlığının ve yeteneklerinin farkına varması ve kişilik sahibi olması, çok önemli bir gelişmedir. Çünkü, kendini idrak; bütün ilerlemelerin başlangıcıdır. Kendine ait yeterli bilgiye sahibi olmayan kişiler; çevrelerini de gereği gibi değerlendiremezler. Bu yüzden, eskiler “kendini bilmek gibi bir irfan yoktur” demişlerdir.

Prof. Dr. Sami ŞENER
http://www.mirathaber.com/prof-dr-sami-sener-kultur-olusumunda-kavramlarin-onemi-83-2435y.html


Back To Top