17 Ocak 2018 Çarşamba
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Milliyetçilik ve İslam dünyası

Milliyetçilik, bir insanın; sadece belli bir kavimden gelmesinden dolayı elde edeceğini düşündüğü üstünlük veya ayrıcalık felsefesi. Dolayısıyla, böyle bir kanaat; tüm araştırma, çalışma ve güzel özellikleri bir anda ikinci plana atması bakımından son derece zararlı bir düşünce oluyor.

Bir kişinin veya toplumun,belli bir ırktan gelmesi; onun değiştirilemez kimliğini teşkil ediyor. Fakat, bu değiştirilemez kimlik, ona ekstra bir ayrıcalık vermiyor ve vermemeli de. Böyle bir durum, belirli bir sınıftan gelen kişilerin, başkaları üzerinde üstün bir konuma gelmeleri gibi, bir problemi ortaya çıkarıyor.

Belirli bir aile veya gruptan olmak, o kişileri birbirine yaklaştırır ve dayanışma ortaya çıkarır. Aynı milletten olmanın da, tarihi ve kültürel birlikteliğini gözardı etmemek gerekiyor. Fakat Milliyetçilik, ırka ve o toplumun hakimiyetine dayalı bir ideoloji. Batı'da ortaya çıkan bu kavram, başka ortak değerler olmadığı için benimsenmiş. Bizde olduğu gibi, İslam gibi kardeşlik ve hukuk temelli bir yaşama felsefesi kurulamadığı için ön plana alınmış. Ayrıca, kişilerin nefislerine hoş gelmesi ve kendi milleti adına, başka milletleri baskı altına almak için de bir mekanizma ortaya çıkardığı için kolay benimsenmiş bir ideoloji.

Gelelim İslam dünyasındaki milliyetçi ve mezhepçi tutumlara. İslam dünyasındaki mezhep çatışmaları, İslam’ın dışında şekillenmiş Şia anlayışları veya bozulmuş bazı dini hareketlerin Batı emperyalizmi tarafından kışkırtılmaları veya kullanılmaları sonucunda ortaya çıkıyor. Bu arada, cehaletin getirdiği garip ve ayrılıkçı birliktelikler de var. İslam dünyası, yaklaşık yüz yılın üzerinde; batı'nın kukla olarak diktiği yöneticiler tarafından idare olunuyor. Batı, Özellikle Arap baharından sonra; artık kukla yöneticilere sahip olamadığı için, İslami gruplar içindeki bazan mezhep, bazan da liderlerinin metot farklılığını tırmalayarak problemlere yol açmak ve böylelikle  İslam dünyasının imkanlarından faydalanmak istiyor.

Müslüman insanın hedefi, dünya sistemini düzeltmekten çok; kendisinin, başkalarının hayrına, huzuruna ve insanlığına katkıda bulunmaya çalışmaktır. Yani, öncelikle kendisinin iyi insan olması ve ahlakı ile başkalarına örnek olup, başkalarının bozulmasına ve sapmasına engel olmak. Toplumlar, istenilen özelliğe sahip olduğunda; zaten dünya toplumsal sistemi sağlıklı bir yapıya kavuşacaktır. Elbetteki iyi insanların, bu sistemde önemli yerlere gelmeleri de gerekli.

Milliyetçilik, batı emperyalizmin; kendini meşrulaştırması için kurguladığı bir ideoloji. Bizde de, yine batının baskıcı ve zalim tutum ve politikaları sebebiyle, karşı hareket olarak başlatılan ve benimsenen bir siyasi bir hareket.

Milliyetçilik, Osmanlı’nın Milletler topluluğu sistemine alternatif olarak getirilen, tek bir Millet’in üstünlüğü ve hakimiyetini bir sosyal düzen olarak ortaya koymaya çalışan, İslam düşüncesine alternatif bir yaklaşım. Adalet, merhamet ve kardeşlik felsefesinin, Milliyetçi bir yapıda gerçekleşmesi mümkün değildir. Zaten, Meşrutiyetten beri; Milliyetçi bir yapının, çözüm getiremeyen sistemi içinde yaşıyor ve kuru bir üstünlük duygusundan başka, ciddi hiçbir kazanım sahibi değiliz.

Dünya ölçeğinde;  adalet, eşitlik ve insanın değerli oluşuna dayalı bir dünya görüşü ile Milliyetçiliğin birarada bulunması çok zordur. Bununla, ideolojik bir milliyetçiliği kastediyorum. Türk olmak duygusunu veya Türk kalmak gerçeğini kasdetmiyorum. Yukarıda da söylediğim gibi; biz; Türk olarak, farklı bir kültür ve geleneği temsil ediyoruz ve bunun inkârı veya kabul edilmemesi diye bir husus söz konusu olamaz.

Dünya toplumlarına getirilecek yeni anlayış; ancak adil, doğru ve kendini ahlaken kontrol edecek bir yaşama felsefesini üstlenecek insanlar vasıtasıyla olabilir. Geçmişin bozuk dönemlerinde, Peygamberler; ancak davranış ve kuşatıcı mesajları ile toplumları yanlıştan, zulümden ve kendi menfaatlerinin peşinde koşmaktan uzaklaştırabilmişlerdir. Yani, sistemlerden önce; model insanların ve öncülerin yetiştirilmesi gerekiyor. Peygamberin mesajı ise, sadece Allah’ın buyrukları ile temel esasları belirlenen bir yaşama anlayışıdır.

Sosyal bilimci, böyle bir öncü grubu yetiştirebilecek bir mesleğin insanı olarak; sadece belirli bir çağın problemlerine değil, insanların genel tabiatlarına cevap verebilecek bir sosyal sistemi ortaya koymalı ve bu sistemin doğru ve eşitlikçi bir şekilde gerçekleşmesine imkan sağlamak durumundadır. Öncelikle, sosyal kanunların farkında olarak ve onları anlayarak, toplumsal ve politik problemlere çare bulunabileceğine inanmalı; doktrinlerin hayali ve gerçek dışı kurgularından uzakta düşünmeye ve çalışmaya odaklanmalıdır.

Prof. Dr. Sami ŞENER
http://www.mirathaber.com/prof-dr-sami-sener-milliyetcilik-ve-islam-dunyasi-83-2352y.html