18 Ekim 2017 Çarşamba
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Youtube

Olumsuz ve gereksiz haber ve bilgiler ile kaybolan duyarlılık ve ümitlerimiz

Bilgi ve haber alma ve bunlar üzerinde düşünme, insanoğlunun vazgeçemeyeceği bir ihtiyaç. İnsanın medenileşmesi ve köklü inanç ve değerlere göre bilginin niteliği ve hayata getireceği düzenlemeler zaman içinde farklılaşabiliyor. Büyük medeniyetler, uzun yıllar kendi değerleri ile oluşturduğu insan ve toplum özelliğine uygun bilgi ve kültürleriyle hayatı ahlaki ve sosyal sistemler ile düzenlemeyi başardı. Fakat, bilginin niteliğinin değişmesi veya insanların bu bilgi-değer bütünlüğünü muhafaza edemeyişi ile kültür ve dünya görüşünde sapma ve çözülmeler başladı.

İnsanın ve hayatın bilgisi, onların temelinde yatan yaşama felsefesi ve değer anlayışı ile düşünce ve davranışları yönlendirmekte ve inanılan değerler çerçevesinde bir hayat ve kültürlenme gerçekleşmektedir. Ama başka dünyaların ve hayat felsefesi ve kültürleri, o toplumu kendinden uzaklaştırmakta ve kendi değer ve kültürleri üzerinde bir gölge gibi yabancılaşmayı getirmekte ve onun özellikleriyle yaşama durumunda bırakmaktadır.

Dünya'da yaklaşık 40-50 yıldır bilgiyi kendi tekellerine alarak, dünyanın diğer bölgelerindeki kültürleri dejenere edip, insan yapısını kendi istediği hedefler çerçevesinde oluşturmak isteyen bir dünya düzeni var. Batı'da Aydınlanma denilen dönem, aslında ruhun ve düşüncenin "Aydınlanması"ndan çok, başkaları ile düşmanlık ve onların imkan ve birikimlerini kendine mal etmeye çalışan "savaşçı bir kültür hareketi" olarak adlandırılabilir. Bu eğilim, 1700'lerden başlayan sömürgeci anlayışın, zaman içinde tüm kutsallarını terkederek, adeta bir "orman kanunu" anlayışını sürdüren yok etmeyi ve ezmeyi temel yaşama felsefesi haline getiren bir davranış tarzı olarak açıklanabilir.

Başkalarının toprağına, yer altı servetlerine ve hatta yönetimine el atan ve bunun için parayı, santajı ve her türlü hileli metotları kullanarak ortaya çıkan bu düşünce; kendi davranışlarına temel olmak üzere felsefi, sosyolojik, iktisadi ve psikolojik birtakım teoriler hazırlayarak varlığını meşrulaştırmaya çalışmıştır. Fakat, bu çabaların menfaat alanlarını güçlendirmek için yapıldığı anlaşılmıştır. Batı kendi bünyesinde kurduğu sistemini, yetiştirdiği insan tipine kabul ettirmekle kalmamış, onun meşruluğuna da inandırarak kendi kültürü dışındakileri yamyam, ilkel, gerici gibi kavramlar ile adlandırmak suretiyle hiçbir gerçeği olmayan psikolojik saldırı metotlarını yerleştirmiştir.

Teknoloji ve iktisadi gelişme hareketlerini, insanlığın yegane idealleri olarak gösteren bu maddeci ve pragmatist (menfaatçi) anlayış, insan için yegane üstünlüğün para, mevki ve sahip olunan maddi imkanlar olduğunu bir yaşama kültürü olarak dünyaya şırınga etmiştir. Elbetteki bu gelişmelerin ortaya çıkmasında, toplumların kendi insan ve kültür anlayışlarına temel olan dini, ahlaki ve kültürel değerlerden uzaklaşmaları büyük bir rol oynamıştır.

Yaşamak için bir değerler sisteminiz olmazsa, başkalarının değer veya menfaat anlayışlarını kendinize temel almak durumundasınız. Çünkü bir toplumun yaşama kültürü ve felsefesi, köklü inanç ve yaşayış prensiplerine dayanmak zorundadır.

Bütün bu gelişmeler çerçevesinde, kendi bilgi ve değer kültürümüzü yeniden şekillendirmek ve hayati ideal ve yaşama felsefemizle yeni bir dünyaya bakış ve değerlendiriş içine girmemizden başka çıkış yolumuz olmadığını bilmek gerekiyor. Aksi halde, bizim ruh ve hayat gerçeklerimize ters olan bir kültür içinde, özgün varlığımızı da kaybedebiliriz.

Prof. Dr. Sami ŞENER
http://www.mirathaber.com/prof-dr-sami-sener-olumsuz-ve-gereksiz-haber-ve-bilgiler-ile-kaybolan-duyarlilik-ve-umitlerimiz-83-2028y.html