22 Mayıs 2018 Salı
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Kur’an’a ilk olarak ehli kitab’ın inanması gerekmez miydi!

Kur’an; En başta Alemlerin Rabbi tarafından kulu Muhammed (as) İndirilmiş olmasından dolayı müstesna bir metindir.

Bunun yanında kullanılan dilin fasihliği, bahsettiği konulardaki geniş ufku ve derinliği, sürekli kendini yenileyerek aktüel değerini yitirmemesi ve daha birçok özelliğiyle etkileyici bir kitaptır. Çok hacimli olmamasına rağmen, varlığın yaratılmasından varlığın sonlandırılmasına ve hatta sondan sonrasını da içine alan konulara açıklık getirmiştir. Bu yönüyle O, hiç kimsenin asla elde edemeyeceği bilgileri vermektedir. İnsanlık tarihi ile ilgili verdiği bilgiler ise yalanlanması asla mümkün olmayan kesinliktedir.

İndiği dönemde bu etki kendisini insanlar üzerinde göstermiş, kısa sürede büyük insan kitleleri Kur’an’a inanmıştır. Kur’an’a inanan bu yeni kitleler arasından tarihe iz bırakmış büyük bilim adamları, alimler, hekimler, astronomi bilginleri, tarihçiler, kimyacılar, hayvan ve bitki bilimcileri, mucitler, gezginler, filozoflar birbiri ardına çıkmıştır. İslam’a girmeden önce büyük bir entelektüel fakirlik yaşayan halkların arasında adeta akademik bir patlama yaşanmıştır. İslam’dan önce insanlık tarihinde hiçbir ehemmiyeti olmayan şehirler, dünyanın akademik gündemini belirleyen merkezler haline gelmiştir. Herkesin herkesle savaş halinde olduğu[1]Arabistan coğrafyası, tarihin gördüğü en parlak medeniyetin beşiği olmuştur. Yine İslam’dan önce dünya üzerinde bir etkinliği ve entellektüel hiçbir birikimi olmayan Arapça, akademik dilin vazgeçilmezi haline gelmiştir. Şüphesiz Arapçaya bu etkileyici otoriteyi veren Kur’an’dan başka bir şey değildir.

Fakat; uzak doğudaki Malay’lardan, Asya steplerindeki Türklere, Hint yarımadasından Afrika’nın ortalarına kadar geniş coğrafyalar Kur’an’dan etkilenirken, hemen yanı başındaki Yahudi ve Hıristiyanlar ters orantılı olarak Kur’an’dan uzaklaşmışlardır. Kur’an’ın ilk indiği günden bu güne kadar ehli kitap Kur’an’a inanma konusunda dünya halkları arasında en fazla tereddüt eden insanlar olmuşlardır.

Ehli kitabın Kur’an karşısında içine düştüğü bu tereddüdün nedenleri ile ilgili çok şey söylenebilir. Nedenler ne kadar çoğaltılırsa çoğaltılsın tüm nedenlerin kökeninde; Kur’an’ın bahsettiği konuların tamamıyla ilgili olarak onların, önceden gelen bilgileri ve bu bilgiler üzerinden oluşturdukları şablonları yatmaktadır.

Mantık olarak yeryüzünde Müslüman olmaya en yakın insanlar ehli kitap gibi durmaktadır. Çünkü Kur’an’da geçen tüm kıssalar onlarda da vardır, tüm konular onların kitaplarında da Kur’an’ın anlattığıyla birebir aynı olmasa bile benzer şekilde işlenmiştir. Bu benzerliğin onları Kur’an’a inanmaya daha ehil hale getirmesi gerekirdi ama öyle olmadığı gibi Kur’an’a en şiddetli karşı çıkışları onlar göstermiştir. Kur’an’ın ellerinde bulunan Tevrat ve İncil ile olan bu benzerliği onlar için bir avantaj olmaktan çok dezavantaj olmuştur.

Çünkü Kur’an geldiğinde, Kur’an’ın bahsettiği her şey ile ilgili yüzyıllardır işlenmiş şablonları onların maddi ve manevi dünyalarına hükmediyordu. Kur’an gelmezden önce onlar bu inançları için büyük acılar çekmiş gerçekten büyük bedeller ödemişlerdi. Geçmişlerinde olan her şey bu şablonlar etrafında şekillenmişti. Tarih algıları, varlığa bakışları, sosyal düzenleri, değer verdikleri ya da vermedikleri, iç dünyaları, gelecek kurguları, insan tasnifleri hep ellerinde bulunan kitapların oluşturduğu kalıplara göre şekillenmişti. Bunun dışında kendi kişilikleri de ellerinde tuttukları kitaplarına göre inşa edilmişti. Dine ait ya da din dışı bildikleri tüm kavramlar bu kitaplarına göre anlam kazanmıştı.

Onların Mecusiler, Müşrikler, Budist ya da diğerleri gibi her şeylerinden vazgeçip Kur’an’a iman etmeleri kolay değildi. Çünkü diğerlerinin geçmişlerinde kendilerine göre şekillendirdikleri Âdem, Nuh, İbrahim, Musa, İsa (a.s.m) gibi isimler yoktu.

Ehli Kitap olmayanlar için Kur’an’ın bahsettiği isimler yepyeni kahramanlardı ve bu yeni kahramanlar daha önce inandıkları kahramanlardan daha gerçekçi ve daha kendilerindendi. Mecusilerin geçmişindeki İsfendiyar ile Musa, müşriklerin geçmişindeki iki ünlü kâhin Şikk ve Satih ile İsa, Asena ile Muhammed, Nirvana ile Allah arasında bir ayrılık vardı. Yani bunlar aynı şeyler değillerdi. Onlar basit ve sade bir kararla karşı karşıya idiler. Nirvana için sırtını dünyaya mı dönecek, yoksa Allah için hayatın içine mi karışacak? İyi olmak için tapınak köşelerinde uzun ve zahmetli ritüellere mi katlanacak, yoksa hayatın doğal akışına ara vermeden namaz kılarak mı bu enginliğe ulaşacak? Daima kendilerini akıl dışı bir inanışın gerçekliğini ispatlamaya çalışan rahiplerinin peşinden mi gidecekler, yoksa yorulan, acıkan, üşüyen, sevinen, üzülen kendileri gibi insan olan Muhammed (as)’in peşinden mi? Seçim bu kadar basitti.

Ehli kitap olmayanların geçmişten gelen dinlerinin Kur’an’la pek bir benzerliği de yoktu. Kur’an’ın anlattığı kıssalarla, onların din adamlarının anlattığı kıssalar, onların tasavvurlarındaki kahramanlarla (iyiler), Kur’an’ın anlattığı kahramanlar arasında bir benzerlik söz konusu değildi. Hatta tasavvurlarındaki kötü tasvirleri bile benzerlik göstermiyordu. Onlar için ellerinde bulunan din ile Kur’an arasında yaptıkları seçim iki “benzemez” den birini almak gibiydi… Seçimlerin en kolayı iki benzemez arasında yapılan seçimdir! Allah ile diğer ilahlar Nanna, Sin, Alkamah, Ahurumazda, Ehrimen, Zeus, Odin arasında neredeyse hiçbir benzerlik yoktu. Avesta, Veda’lar, Ginza, Yaşam Kitabı, Ölüler Kitabı gibi kitaplarla Kur’an’ın hiçbir benzerliği yoktu. Onların dinlerinde inançlarını temsil eden kişiler ile, Kur’an’ın anlattığı kişiler arasında da bir benzerlik yoktu. Buda, Konfüçyüs, Zerdüşt, İsfendiyar, Rüstem, Gılgameş gibi isimlerle Âdem, Nuh, İbrahim, Musa, İsa (ve diğerleri a.s.m) siyah ve beyaz gibi birbirine zıt iki farklı dünyanın kahramanlarıydılar. Bazı lokal benzerliklerin olması bile bunları aralarında fark gözetmeyecek kadar birbirine yaklaştırmıyordu.

Yahudi ve Hıristiyanlar için ise bu seçim o kadar basit değildi. Çünkü; Onların seçimi iki benzemez arasında değil iki benzer arasındaydı. Takdir edilmelidir ki benzerler arası seçim en zor olanıdır[2]. Bu benzerliği ortaya koymak en başta şunu bilmeyi gerektirir. Ne Kur’an Allah’ın gönderdiği ilk vahiydir, ne de Muhammed (as) ilk Allah elçisidir. Bilakis her ikisi de vahiylerin ve elçilerin en sonuncusudurlar. Hatta Kur’an’ı önceki vahiylerden, Muhammed (a.s)’i önceki elçilerden kopuk görmek bu ikisine iman etmemeye denk gelmektedir.

Ali İmran 3/3

نَزَّلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ مُصَدِّقاً لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَأَنزَلَ التَّوْرَاةَ وَالإِنجِيلَ

 Gerçekleri içeren ve kendinden öncekileri tasdik eden bu Kitab’ı sana, O indirmiştir. Tevrat’ı ve İncil’i de O indirmiştir.

Ahkaf 46/9

قُلْ مَا كُنتُ بِدْعًا مِّنْ الرُّسُلِ وَمَا أَدْرِي مَا يُفْعَلُ بِي وَلَا بِكُمْ إِنْ أَتَّبِعُ إِلَّا مَا يُوحَى إِلَيَّ وَمَا أَنَا إِلَّا نَذِيرٌ مُّبِينٌ

De ki “İlk elçi ben değilim. Bana da size de ne yapılacağını bilmem. Ben sadece bana vahyedilene uyarım. Ben sadece doğruları ortaya koyan bir uyarıcıyım, o kadar.”

Kur’an’ın ve elçisininkendinden önceki kitaplarla ve resullerle kopmaz bağları vardır.[3]Bu bağ daha önce de belirtildiği gibi “tasdik”tir. İşte Kur’an’ın bu misyonu zoraki olarak önceki kitaplarda olan konuların ele alınmasını gerekli kılmaktadır. Kur’an’ın tasdik etmek için önceki kitaplarda geçen konuları ele alması, daha önce gönderilen kitapları Kur’an’la benzer hâle getirmektedir.

Bu yüzden Kur’an’ın büyük çoğunluğu Kitab-ı Mukaddes’te geçen konulara ayrılmıştır. Kur’an’ın bir yandan önceki kitapları da Allah’ın indirdiğini söylemesi, diğer yandan zaten Allah tarafından indirilen kitaplardaki konuları ve kıssaları yeni baştan anlatması, daha önceki kitaplarda geçen konuların ve anlattığı, kıssaların neresinde yalan neresinde doğru olduğunun tespitinin mümkün olabilmesi içindir. Bunun için önceki kitaplarla Kur’an arasında benzerlik bir nevi gerekliliktir.

Kur’an’ın bir gereklilik olarak önceki kitaplarda olan her şeyi yeni baştan ele alması her konuda en az iki benzerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Mesela, hem Kur’an hem Tevrat yaratılışın altı günde[4]olduğunu söylemektedir. Adem’in bir bahçede bulunduğu[5], iblisin ayartmasıyla yasak meyveyi yediği[6], Nuh’un karada gemi yaptığı[7], büyük bir tufan olduğu[8], İbrahim’in tüm Allah elçilerinin atası olduğu[9], İsrail oğullarının Yusuf zamanında Mısır’a geldiği[10], bu gelenlerin İsrail oğulları dediğimiz halk kitlesinin ilk ataları olduğu[11], Mısır’da Firavunun İsrail oğullarının erkek çocuklarını öldürdüğü[12], Musa’nın İsrail oğullarını Firavundan kurtardığı[13]ve daha bir çok konu benzer şekilde hem Kur’an’da hem Kitab-ı Mukaddeste anlatılmaktadır.

Bunlar ve daha birçok iki benzer arasında kalan ehli kitap, seçimini Kur’an’dan yana yapmamıştır! Her şeyi altı günde yarattığı halde kendisine herhangi bir yorgunluğun dokunmadığı[14]Allah yerine, her şeyi altı günde yaratan ama yedinci gün şabat yapıp dinlenen Yehva onlara daha yakın gelmiştir.[15]Kur’an’da Ulu’l Azm[16]olarak yüceltilen Nuh yerine, içki içip sarhoş olarak kendini bilmez halde çırılçıplak soyunan Nuh’u,[17]İki oğlunun soyundan da Allah resulleri çıkan İbrahim yerine,[18]bir oğlu (İsmail) yaban eşeğine[19]benzetilerek dışlanan ve sadece diğer oğlunun (İshak) soyundan resuller çıkacak olan İbrahim[20]onlara daha gerçekçi ve yakın gelmiştir.

Kur’an ve Kitab-ı Mukaddes’te anlatılan Allah resulleri arasında çok belirgin farklar vardır. İsimler aynı olmasına hatta kıssaların birçok yanı birbirine benzemesine rağmen Yahudi ve Merhum Muhammed Hamidullah’a aittir. İslam Peygamberi adlı kitabından alınmıştır.

Hıristiyanlar[21]Kur’an’ın daha temiz ve daha şerefli bir şekilde anlattığı elçilere inanmayı kendine yedirememiştir.

İçki içip sarhoş olduğu yetmezmiş gibi bir de kendi öz kızlarıyla ensest ilişki kurup onları hamile bırakan Lut,[22]babası İshak’ı aldatarak abisi Esav’ın resul olma hakkını elinden çalan Yakup,[23]Kendisine ölümüne bağlı komutanı Uriya’nın karısıyla zina yapan ve ölsün diye zina yaptığı kadının kocasını savaşta yalnız bırakan Davut[24]şeklinde anlatılan Allah resulleri Yahudilere ve Hıristiyanlara Kur’an’ın anlattıklarından daha inandırıcı gelmiştir.

----
[1]Bu söz Merhum Muhammed Hamidullah’a aittir. İslam Peygamberi adlı kitabından alınmıştır.

[2]İslam tarihçileri ehli kitabın Muhammed (a.s)’e dolayısıyla Kur’an’a inanmama sebebini “kıskançlık” olarak göstermekteler. Onlara göre Yahudi ve Hıristiyanlar öteden beri bir elçi beklentisi içindeydiler. Fakat kendi içlerinden yani Yakup oğullarından gelmeyince kıskançlık gösterip inkâr yoluna saptılar. Belki sebepler arasında bu vardır ama bize göre ehli kitabın Kur’an’a inanmama sebebini “kıskançlık” olarak görmek derinliksiz sığ bir görüştür. Eğer bunu tek ve ana sebep olarak görürsek, onların Kur’an’a inanmamalarında tahrif ettikleri Tevrat ve İncil’in, dini geliştirmek, değişen şartlara göre adapte etmek için, rivayet, yorum ve içtihatlarıyla kitleleri yönlendiren haham ve rahiplerin (Rabbiler) hiçbir etkisinin olmadığını söylemiş oluruz ki bu gerçeğe aykırıdır.

[3]Bu konuda örnek olarak Muhammed (a.s)’in yolunun önceki elçilerin yolu olduğunu söyleyen şu ayetlere bkz. En’am 6/83-98). Bu ayetlerde 18 Resulün ismi sayıldıktan sonra şöyle denir. “Sen de onların yoluna uy”.

[4]Kur’an Yunus Suresi 12/10;3—Kitab-ı Mukaddes Yaratılış 1/1-31

[5]Kur’an; Bakara 2/35—Kitab-ı Mukaddes; Yaratılış 2;4-14

[6]Kur’an; A’raf 7/20-22—Kitab-ı Mukaddes Yaratılış 3;1-7

[7]Kur’an; Hud 11/36-38–Kitab-ı Mukaddes Yaratılış 6;13-22

[8]Kur’an; Hud 11/40-45—Kitab-ı Mukaddes Yaratılış 7;6-24

[9]Kur’an; Nisa 4/54—Kitab-ı Mukaddes Yaratılış 17;9-27

[10]Kur’an; Yusuf 12/99-100—Kitab-ı Mukaddes Yaratılış 46;3-34

[11]Kur’an; Bakara 2/135-136—Kitab-ı Mukaddes Yaratılış 46;8-25

[12]Kur’an; Bakara 2/49— Kitab-Mukaddes Çıkış 1;15-22

[13]Kur’an; Şu’ara 26/52-65—Kitab-ı Mukaddes Çıkış 3;7-22

[14]Kur’an; Kaf 50/38

[15]Kitab-ı Mukaddes; Yaratılış 2;1-3

[16]Kur’an; Ahkaf 46/35

[17]Kitab-ı Mukaddes Yaratılış 9;20-25

[18]Kur’an; Bakara 2/136

[19]Kitab-ı Mukaddes; Yaratılış 16;12

[20]Kitab-ı Mukaddes; Yaratılış 17;9-22

[21]Yahudiler sadece Tevrat’a ve onda ismi geçen elçilere inanırlar. İsa ve İncil’e inanmazlar. Ama bilinenin aksine Hıristiyanlar hem Tevrat’a ve onda ismi geçen elçilere hem de İncil’e inanırlar. İki ayrı din gibi gözüken Yahudilik ve Hıristiyanlık aslında bir dinin iki mezhebi gibidir.

[22]Kitab-ı Mukaddes; Yaratılış 19;30-36

[23]Kitab-ı Mukaddes; Yaratılış 27; 1-40

[24]Kitab-ı Mukaddes; 2.Samuel 11; 2-17

Ramazan DEMİR
http://www.mirathaber.com/ramazan-demir-kurana-ilk-olarak-ehli-kitabin-inanmasi-gerekmez-miydi-169-3924y.html


Back To Top