22 Mayıs 2018 Salı
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Kur’an’ı anlamada elzem olan ilkeler

Yüce Allah her türlü eksiklik ve kusurdan münezzehtir.

Her mü’minin inanmak zorunda olduğu ve istisnasız herkesin inandığını söylediği bu iman prensibi ne anlama gelmektedir?


Yüce Allah’ı tanımanın yegâne yolu Kur’an’dır. Yani o kendisini tanımayı insanın çabasına bırakmamış, bizzat kendisi yine kendisini tanıtmıştır.

Yüce Allah Kur’an’da kendisini bize tanıtırken, kendisi ile alakalı birtakım sıfatlar ve yaptıkları ile ilgili birtakım fiilleri kullanmıştır. Yüce Allah’ın her türlü kusur ve eksiklikten münezzeh olduğuna iman etmek, işte bu sıfatlar ve fiillerin eksik ve kusurdan münezzeh olduğuna iman etmek demektir. Çünkü bu sıfatlar ve fiiller eksiği olmayan Yüce Allah’ı tanıtmaktadır…Sıfat ve fiillerinden herhangi bir tanesinin eksik ve kusurlu olması demek, bizzat sıfat ve fiillerin sahibinin eksik ve kusurlu olması demektir.

Mesela, birçok ayette Yüce Allah varlığı yoktan var edenin kendisi olduğunu söylemektedir. Kur’an’da Yüce Allah’ın eşsiz ve benzersiz, eksiksiz ve kusursuz yaratıcı olduğunu belirten kelime sıfat formunda gelen الْخَالِقُ el Halik ve  الْخَلَّاقُ el Hallak kelimeleridir. Bu iki kelime dipnotunu verdiğimiz ayetlerde Yüce Allah’ı tanımlar bir şekilde O’nun sıfatı olarak gelmektedir. Bu Yüce Allah’ın eşsiz ve benzersiz, eksiksiz ve kusursuz bir yaratıcı olduğunu tanımlamaktadır.

Aynı kelime birçok ayette fiil formunda da Yüce Allah’a atfedilmişdir. Sıfat olarak kendisini الْخَالِقُ / eşsiz, benzersiz yaratıcı ve الْخَلَّاقُ / kusursuz, eksiksiz yaratıcı olarak tanıtan Yüce Allah; böylesi bir yaratıcıdan sadır olacak yaratma fiilinin de eşsiz, benzersiz ve eksiksiz, kusursuz olacağını söylemektedir.

Eşsiz, benzersiz ve eksiksiz, kusursuz bir yaratıcı olarak Allah; yarattığı şeylerin de eksiksiz, kusursuz ve eşsiz, benzersiz olduğunu ispat için, herkesin gözü önünde olan yarattığı şeylerde bir eksiklik ve gedik olduğunu söyleyenlere/söyleyeceklere, söylediklerini ispat etmeye ve yaratılanlarda eksik gedik bulmaya davet etmekte hatta meydan okumaktadır.

Mülk 67/3-4

الَّذِي خَلَقَ سَبْعَ سَمَاوَاتٍ طِبَاقًا ۖ مَا تَرَىٰ فِي خَلْقِ الرَّحْمَٰنِ مِنْ تَفَاوُتٍ ۖ فَارْجِعِ الْبَصَرَ هَلْ تَرَىٰ مِنْ فُطُورٍ

Üst üste yedi kat göğü yaratan da O’dur. Rahman’ın yaratmasında bir uyumsuzluk göremezsin. Bakışlarını bir daha çevir; bir çatlak görebilir misin? 

ثُمَّ ارْجِعِ الْبَصَرَ كَرَّتَيْنِ يَنْقَلِبْ إِلَيْكَ الْبَصَرُ خَاسِئًا وَهُوَ حَسِيرٌ

Sonra bakışlarını iki defa daha çevir de bak, gözün umutsuz halde bitkin düşecektir. 

Yaratılmış olanlarda bir eksik ve gediğin bulunması demek, bizzat onu yaratanın eksik ve gediği olduğu anlamına gelecektir… Yüce Allah’ın eksiklik ve kusurdan münezzeh olduğu, bizzat yarattığı şeyler üzerinde görülür. Varlık O’nun şanına yakışır bir şekilde eksiksizdir!..

Yüce Allah varlığı insanın gözlem alanına sermiş, hiçbir şeyi ondan gizlememiş, bu muhteşemliğe ulaşıp, onu yaratanın ne muhteşem bir yaratıcı olduğuna gözlem yoluyla da ulaşmasını dilemiştir. Varlık, adeta insanın önüne açılmış, okunması gereken bir kitaptır. Varlık kitabını isteyen müellifinin muhteşemliğini anlamak için isteyen de müellifinin bir eksiğini ve kusurunu bulmak için okur. Kimseye bir kısıtlama getirilmemiş bir ayrıcalık tanınmamıştır.

Yüce Allah yarattığı varlığın muhteşemliğini ispat için yine varlığın kendisini getirmektedir. Mülk suresindeki meydan okumaya dikkatle bakıldığında, göklerin bir eksiği gediği olmadığını ispat için yine göklere bakılması söylenmektedir. Yani Yüce Allah kendisinden eksik ve kusurlu bir şeyin sadır olmayacağı yönünde ortaya somut deliller koymaktadır. Burada göklerin eksikliği ve gediği olmadığına dair soyut bir iman değil, somut olarak ikna olunması istenmektedir. Zaten gözlerin gördüğü, kulakların duyduğu bir şeye iman edilmez, ikna olunur. İman edilmesi gereken husus,  göklerin eksiği gediği olmadığından yola çıkarak, bunu yapanın bir eksiği ve gediği olmadığını kavramaktır.

Yüce Allah’ın Kur’an’da kendisine nispet ettiği sıfatların tamamı işte bu varlık üzerinde tezahür etmiştir. Onun Er Rahman, El Aziz, El Bari, El Melik, Er Rab vd sıfatları, insanı bizzat varlığın gözlemlenmesi sonucunda ulaşılabilecek bilgilere yönlendirir. Yüce Allah bu varlığı var ederken Kur’an’da kendisine nispet ettiği sıfatlarla var etmiştir. Kâinat kitabı, gereği gibi okunduğunda bu sıfatlara ulaşılabileceği bir kural olarak belirlenmiştir. Çünkü her varlık bir ayettir varlığı var edeni gösteren bir işarettir. İnsanoğlu bu işaretlere bakacak ve işaretin işaret ettiğine ulaşacaktır. Basit bir benzetme yapacak olursak kâinat bir kitaptır, kainattaki her nesne bu kitabın harfleri, kelimeleridir ki bu kelimeleri yazarın karakterini yansıtırlar. Şu kâinat kitabına bakan biri, bu kâinat kitabını her türlü eksik ve kusurdan münezzeh olan bir yazarın yazdığı sonucuna ulaşır…

Kâinat kitabındaki ayetlerin birbiri arasındaki uyumu, bağları, ilişkileri Yüce Allah tarafından belirlenmiş olup asla başka birinin bunda bir katkısı yoktur. Kâinat kitabındaki hangi ayetin nerde duracağı, hangi ayetin diğer ayetlerle nasıl bir ilişki kuracağı, sadece ve sadece Yüce Allah tarafından belirlenmiştir. Meselâ, gözlem alanımızda olan güneş sistemindeki gezegen ve yıldızların yerleri, hepsinin güneş ve birbirleri arasındaki bağlarını belirleyen Yüce Allah’tır. Birinin bunların durduğu yerin en mükemmel yer olmadığı hakkında şüphesi olabilir! Bu durumda tek yapması gereken kendisinin daha doğru olacağını düşündüğü yer neresiyse onları oraya çekmesidir. Takdir edilir ki bu çok komiktir. Çünkü kimsenin buna gücü yetmeyeceği gibi kâinat kitabının yerlerinin en doğru yerler olduğu hakkında kimsenin bir şüphesi de yoktur. Yani kainattaki hiçbir ayet değiştirilemez, değiştirilmesi teklif edilemez bir şekilde yerleştirilmiştir.

Yüce Allah insanlığın kendisini tanıyıp bilmesi ve gereken saygıyı göstermesi için kâinat kitabı haricinde bir kitabı daha insanoğlunun gözlemine ve erişimine açmıştır.

KUR’AN…

Bu kitaptaki her kelime de Yüce Allah tarafından belirlenmiş, O’nun tarafından yerleştirilmiştir. Bu kitaptaki her kelime de tıpkı kâinat ayetindeki nesneler gibi onu gönderenin karakterini yansıtmak zorundadır. Nasıl ki kâinat ayetlerinde hiçbir şekilde eksik gedik yoksa ve bu durum onu yaratanın eksik ve kusurdan münezzeh olduğuna delil oluyorsa, Kur’an kelimeleri de Yüce Allah’ın eksik ve kusurdan münezzeh olduğuna dair ortaya konmuş somut bir delildir. Yüce Allah nasıl ki göklerin eksiği ve gediği olmadığına dair insana gökleri gözlemlemesini söylüyorsa, Kur’an kelimeleri hakkında da aynı şeyleri söylemiş, Kur’an’ın eksiği ve kusuru olmadığına dair yine Kur’an’ın gözlemlenmesini istemiştir.

Nisa 4/82

أَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْآنَ ۚ وَلَوْ كَانَ مِنْ عِنْدِ غَيْرِ اللَّهِ لَوَجَدُوا فِيهِ اخْتِلَافًا كَثِيرًا

Kur’an’daki ilişkiler ağına bakmazlar mı? Eğer Allah’tan başkasından gelseydi, onda çok sayıda çelişki bulurlardı. 

Mülk süresinde gökleri yaratanın Yüce Allah olduğuna gökleri inceleyerek ve onun gediği olmadığını görerek ulaşılması istendiği gibi Kur’an’ı gönderenin de Yüce Allah olduğuna Kur’an üzerinde yapılacak çalışmalarla ulaşılabileceği söylenmektedir. Nasıl ki kâinat kitabındaki her ayet, kendisini var edenin eksik ve kusurdan münezzeh olduğuna dair bir işaret ise Kur’an’ın her ayeti de onu gönderenin eksik ve kusurdan münezzeh olduğunun işaretidir. Kur’an; kusur ve eksiklikten münezzeh olanın, kusur ve eksiklikten münezzeh sözleridir. Yüce Allah’tan kusur ve eksikliklerle dolu bir sözün sadır olması mümkün değildir!..

İnsan oğlunun kâinat kitabı üzerinde yapacağı tek çalışma onu incelemek ve keşfetmektir. Bir müdahale veya bir değişimde bulunması söz konusu bile değildir. Meselâ, insanlık güneşi inceler, keşfeder ve elde ettiği bilgiler oranında ondan yararlanır. Kur’an ayetleri de böyledir. İnsan inceler, keşfeder ve elde ettiği bilgiler oranında ondan yararlanır.

Kur’an kelimeleri en güzel hallerinde, en güzel konumlarındadırlar. Çünkü o en güzel olanın, en güzel sözleridir. Bu güzelliğe yapılacak her müdahale onları çirkinleştirmeye yönelik çabalar olmaktan kurtulamazlar. Elbette Allah’ın korumasıyla kimse Kur’an kelimelerini çirkinleştirmeye güç yetiremeyecektir ama en güzel olanın en güzel sözlerinden çirkin manalar elde edip en güzel manaları elde ettiklerini sananlar çıkabilecektir! Buna engel konulmamıştır.

Kâinattaki nesnelerin durdukları yerleri nasıl ki Allah belirlemişse, Kur’an kelimelerinin durdukları yerleri de Allah belirlemiştir. Yüce Allah kelimelerini Arap diline, harf, isim ve fiil olarak koymuştur. Kelimelere yüklenen anlamı kendisi belirlemiş ve bu anlamları Kur’an bütünlüğü ile korumuştur. Yüce Allah yaptığı her işi bir prensibe bir kurala göre yapmış ve bu kuralları da kullarına bildirmiştir. Kur’an kelimeleri de bir prensip ve kurala göre belirlenmiştir. Metin olarak Kur’an, herkesin bildiği Arap dilinde indirilmiş olmasına rağmen kimsenin bir benzerini yapamayacağı kadar muhteşem bir metindir. Arap dili tedavülden kalkmamış konuşulan bir dil olmasına rağmen, yüzyıllardır Yüce Allah’ın şu meydan okumasına cevap verilememiştir.

İsra 17/88

قُلْ لَئِنِ اجْتَمَعَتِ الْإِنْسُ وَالْجِنُّ عَلَىٰ أَنْ يَأْتُوا بِمِثْلِ هَٰذَا الْقُرْآنِ لَا يَأْتُونَ بِمِثْلِهِ وَلَوْ كَانَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ ظَهِيرًا

De ki “Bu Kur’ân’ın bir benzerini getirmek için insanlar ve cinler toplansalar benzerini getiremezler. Bütün güçlerini birleştirseler bile yapamazlar.” 

Cinler ve insanlar bir araya gelip yardımlaşsalar bile bir benzerini getirmeye güç yetiremeyecekleri bir kitabın kurallarına sadece teslim olunur. O’nu; insanların elinde şekil verilebilen, sanki kapalıymış gibi açıklanması gereken bir kitap haline indirgemek ya Yüce Allah’ı küçümsemek ya da açıkladığını zanneden insanları ilahlaştırmak demektir. Hele Kur’an kelimelerinin mazisini (geçmiş zaman) müzariye (gelecek zaman), müennesini (dişi siğasını) müzekkere, tekilini çoğula, ismi fiile ya da tersine çevirerek manalar vermek (haşa) Allah’ın yanlışını düzeltmek anlamına gelmektedir…

Yüce Allah kâinatı yaratmış ve her nesneyi bir yere koymuştur. Nesnelerin konulduğu bu yerler El Alim, El Latif, El Habir olanın sonsuz ilmi ve bilgisi dahilinde yapılmıştır. Onlar yerlerinden edilirse bu zulüm olur ve bu zulümden ne bu dünyada ne öteki dünyada mutluluk elde edilemez! Yapılan her haksız müdahale insanlığa hüsran olarak geri dönecektir. Nitekim içinde yaşadığımız güzelim dünyanın havasının, karasının, denizinin kirlenmesi, canlı varlık türlerinin (bitki – hayvan – insan) soylarının tükenmesi bunun apaçık göstergesidir.

Keza; Kur’an’a iman ettiğini söyleyen Müslüman ülkelerin içinde bulundukları fakirlik, savaş, kargaşa, geri kalmışlık, zulüm, sapık inançlar, şirkin yaygınlığı, şahsiyet yoksunluğu, münafıklık, katliamlar, düzensiz toplumlar da bu kuralın işlediğinin açık göstergesidir…

Ramazan DEMİR
http://www.mirathaber.com/ramazan-demir-kurani-anlamada-elzem-olan-ilkeler-169-3835y.html


Back To Top