All for Joomla The Word of Web Design

Ramazan Kazanımlarımızı Koruyabilme

Evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden âzâd” ayı olan Ramazanı uğurladık. Biiznillah, Rabbimizin af ve mağfiretini kazandıracak ameller yaparak bu ayı dolu dolu geçirdik. Hayatımızda olumlu yönde birçok değişiklik oldu. Yanlış ve kötü birçok alışkanlıklarımızı terk ettik.

Aslında kötü her zaman kötü, haram her zaman haram, iyi de her zaman iyidir. Kötülüklerden uzak durmak ve haramlardan kaçınmak, mü’minlerin on iki ayın tamamında uymaları gereken kurallardır. Ramazanda tamamen mistik bir havaya girerek manevî bakımdan yücelmeye çalışıp Ramazan çıktıktan sonra Yüce Allah’ın yasakladığı fiilleri yapmaya, kaldığı yerden başlamanın İslamî bir mantığı yoktur. Yani, geleneğimizde yer alan üç aylar ve mübarek geceler “günah çıkarma” ay ve geceleri değildir. Hıristiyan mantığı ile İslam’ı algılama yanlışlığı sonucu; mübarek gün, ay ve gecelerin dışında helali haramla karıştırıp karışık ve gri bir hayat yaşayan insanımız, bu gün ve gecelerde kötülüklerden el çekip arkasından kötülüklere tekrar dönmektedir. İşte bu, İslam’ı, Hıristiyan algılamasıyla yaşamaktır. Çünkü Hıristiyan bir kişi, hafta boyunca her türlü çılgınlığı yapıp Hıristiyanlıkça yasaklanmış fiilleri işledikten sonra Pazar günü papazın huzurunda bir haftalık günahına tevbe edip ondan arındığına inanır. Pazartesi sabahla beraber kaldığı yerden devam eder. İşte tövbenin ne anlama geldiğini “az da olsa ibadette devamlılığın esas” olduğunu (Buharî, Îman, 32; Rikâk, 18; Ebû Dâvûd, Tatavvû, 27),haramlardan mutlaka kaçınılması” gerektiğini İslamî mantık çerçevesinde değerlendirmeyen, yüzer-gezer çarşı-pazar kültürü ile yetişmiş olan müslümanımız da, aynı tuzağa düşmektedir. Allah (c.c) her zaman tövbeleri kabul edendir. Hasbel beşer günah işleyene, hemen arkasından tevbe vaciptir (Bak:Nisa:4/17). Günahlardan pişmanlık ve geriye dönmemeye karar vermek tövbenin esasıdır. Kötülüklerden el çekmek ve tövbeye başvurmak için illa da mübarek gün, gece ve aylar beklenmez. Sadece, rutin olarak devam eden ibadet hayatına o günlerde biraz daha fazla ağırlık verilir.

On bir ayda gevşeyen manevî hayat iplerinin, bu mübarek günlerde düğümlerini tekrar sağlamlaştırdık. Ramazan ayı, şarj olma ayı olarak algılanmalıdır. Normal olarak yaşadığımız ibadet hayatımızı, Ramazanda biraz daha yoğunlaştırdık. Zaten bunun örneğini Rasulullah (s.a.v.) bize vermiştir. Efendimiz (s.a.v), Ramazanda, diğer aylara oranla Rabbine daha çok yönelmiştir. Özellikle Ramazan’ın son on günü Mescidde i’tikafa girerek kendini dış dünyadan soyutlayıp Allah’a ibadete adamıştır.

İşte Rasulullah’ın bu örnek tavrı bizlere, bu mübarek günlerde, bizlerin de normal ibâdet hayatlarına ilaveler yaparak iyilikleri yaşama, kötülüklerden uzak durma ameliyesinde daha dikkatli olma ve gevşeyen manevî bağlarımızı pekiştirme, bu alışkanlığımızı da diğer aylara yayma mesajı vermektedir. Bu mesajı aldık ve Ramazanımızı Rasulullah’ı model alarak değerlendirdik.

Öyleyse ibâdetler ve hayırlar için bir mevsim ve mü’minlere açık bir panayır olan Ramazan ayı, insanlığı karanlıktan aydınlığa çıkaran öldürücü ideoloji ve süflî ihtiraslardan kurtaran İslam inkilabının kanunlarını ihtiva eden Kur’an-ı Kerim’in indirilmeye başlandığı bir ay olarak, bütün mü’minlere kapılarını açmış amelî eğitim yaptıran çok güçlü bir mektetir. İnşallah bu mektebi başarı ile tamamlayanlardan olmuşuzdur.

Bu Ramazan mektebi bize; namaz, oruç, fıtır sadakası, tefekkür ve Kur’an okuma gibi yoğun ameli dersleriyle ruhun, nefis üzerinde hâkim olmasını sağlayan terbiye kanunlarını pekiştirerek öğretmiştir. Bu yüce mektebin müfredatına gönül vererek geçmiş on bir ayın muhasebesini yapanlar, gelecek on bir aya bedenen ve ruhen hazırlanan ve böylece İslam Dininin hayat kanunlarını yaşama aşkıyla şarj olan mü’minler, Rasulullah’ın ifadesiyle “analarından doğdukları gün gibi saf ve günahsız olarak” Yüce Mevlâ’mızdan “rıza” diploması almayı hak etmişlerdir.

Ramazan mektebinden geçer not alarak mezun olanlar, mezuniyetlerine yakışan bir tavırla Ramazan’da edindikleri iyi alışkanlıklar ve ibadetlere olan düşkünlüklerini hayatlarının devamında da sürdürmelidirler. Sadece Ramazan’da Allah’ın rızasına uygun davranıp, Ramazan’dan sonra heva ve hevesin güdümüne girerek içimizdeki firavunu devreye sokmayı, İslam’la uzlaştırmak mümkün değildir. Aslında Müslüman, her ayını Ramazan, her gecesini de Kadir bilerek Rabbine olan kulluk vazifesini sürekli bir şekilde ayakta tutmalıdır.

Müslüman, kulluğunu ihlal edecek her davranıştan ömrü boyunca, bütün zaman dilimlerinde uzak kalıp, Allah’a yaklaştıran her amele koşarak ulaşmak zorundadır. “Allah’a şükreden bir kul olmayayım mı?” (Buharî, Teheccüd, 6; Müslim, Münâfikûn, 79-81; Nesâî, Kıyâmü’l-Leyl17; Tirmizî, Salât, 187) diyen Rasulullah’ın (s.a.v) çizgisini rota edinerek, tağutların sultasından kendini kurtarıp “Rabbe şükreden bir kul” olmayı her an öncelemelidir.

Ramazan mektebinin müdavim öğrencileri olan bizler, Ramazan kazanımlarımızı kalıcı hale getirerek “Ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et(Hicr:15/99) ilahî emrine bağlılığımızı göstermeliyiz. Selam, bunu müdrik olanlara olsun.                                                                

Musab SEYİTHAN

Ramazan Kazanımlarımızı Koruyabilme” te bir düşünce

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir