12 Aralık 2018 Çarşamba
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

AYARTI/İĞVA

Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından,
sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen
onların çoklarını şükredenlerden
bulmayacaksın." A'râf: 17


Kapitalizm hayatiyetini tüketimin sürekliğine borçludur. Ancak bu eşyanın, tabiatı gereği, varlığını devam ettirmek için çeşitli kaynaklara muhtaç/borçlu olması halinden oldukça farklıdır. Zira Kapitalizm tabiattan taşma, bir azma ve azgınlık halidir. Dolayısıyla sadece tabii bir tüketim ve onun sürekliliği Kapitalizm için kâfi değildir, onu asla tatmin etmez. Zaten Kapitalizm bir tatminsizlik, nihayetsiz bir açlık halidir. O yüzdendir ki Kapitalizm denilen insanlık uru, kendi kurguladığı endüstri düzenine bağladığı tüketimin doğal sürekliliğine bile tahammül edemez, onu sürekli ardından itmek önüne geçip çekmek ve tüketimi sürekli katlayarak çoğaltmak için her fırsatı değerlendirir ve her değeri vasıta haline getirmekte bir beis görmez.

Modern zamanlarda, insanlığa gelişme/ilerleme adına sunulmuş her şey aslında insanlığı kafeslemek için kurulmuş bir tuzaktır. Bu bakımdan insanlık, altına darı saçılmış ve bir kenarı ip bağlanmış bir ağaç parçası ile havada duran kalburun, yanı başına üşüşen zavallı serçelerden farksızdır. İnsanlığın önüne, iyilik/ilerleme/gelişme namına konulmuş ne varsa, aslında hepimizi kafeslemek için saçılmış bir darıdan farksızdır.

Kapitalizmin tüketimi katlama sevdası o kadar şirazesinden çıkmıştır ki, insanların aza kanaat edip, temkinli davranması bir yana, aslında ihtiyacı olmayan şeyleri ihtiyaçmış gibi algılatarak, elindekini avucundakini harcamasına da tahammül edemez. Hep daha fazlasını ister ondan. O yüzden şeytanı çırak çıkartacak bir kurnazlıkla, modern zamanların en tahripkâr silahı reklamı her vesile ile insanlığa doğrultur ve elini tetikten bir an bile çekmeyi düşünmez. İnsanlık reklam bombardımanı altında ne kadar da zavallıdır! Ancak daha zavallı bir durum varsa o da bu bombardımanın farkında olamayacak kadar temyiz kudretini yitirmiş olmaktır.

Bir bakımdan değerlendirilince, Kapitalizmin egemen olduğu piyasa düzeni, her türlü iletişim aygıtını/vasıtasını kullanarak topyekûn insanlığı, sürekli olarak taciz etmektedir. Ancak bu tacize maruz kalan, hatta sonuçlarından rahatsız olan pek çok kimse bu tacizin farkında bile değildir. Zira bu taciz bir eğlence kıvamında sunulmaktadır. İnsanoğlu hürriyetini piyasaya teslim ederken olağanüstü eğlenceli seremonilerle oyalanmaktadır.

Her fırsatta insanoğlundan sahip olduğu şeyler talep edilirken, onun bir an bile düşünmesine imkân verilmemekte, sadece, oyun tadı verilmiş bu alışverişte kendisini mutlu hissetmesi istenmektedir. Bu yolla ona ihtiyaç olmayanı ihtiyaç hissettirir ve elinde avucunda ne varsa alır. Fakat bu yeterli değildir, elinde avucunda olmayanı da vermelidir. Nasıl mı? Henüz yaşamadığı yıllarını satarak, geleceğini pazara sunarak… Sadece kendisinin değil, gelecek nesillerin yaşayacağı yılları da piyasaya arz etmesi istenir. Ne demek istediğimi anlamak için şahısların, şirketlerin ve ülkelerin borçlanma vadelerine bakılması, meselenin anlaşılmasına yardım edecektir diye düşünüyorum.

2018 yılına girmek üzere iken, televizyon başta olmak üzere internet, gazete vs. bilumum medya organlarında bir reklam tedavüle girdi. Bir banka reklamı... Bir alışveriş merkezine gelmiş çekirdek aile, anne ve çocuklar yılbaşına hazırlık için pür telaş koşuşturuyor, çocuklar almak istedikleri şeylerle annelerinin yanına koşuyorlar. Ancak baba ortalarda yok. Biraz sonra AVM’nin orta yerinde bulunan çam ağacının içine saklandığını anlıyoruz babanın. Banka ile imajı örtüştürülen, şık ve zarif(!) bir hanımefendi beyimize yaklaşıp soruyor: “Kimden saklanıyorsunuz?” Cevap zaten reklamın tarzından ifham ettiriliyor: “Yılbaşı masraflarından, baksanıza, benim gücüm yeter mi bu kadar masrafa?” diyor perişan bir halde beyefendi. “Merak etmeyin” diyor hanımefendi: “Bankanız yanınızda!”

Bu reklamı her gördüğümde, damarlarımdaki kanın beynime hücum ettiğini hissettim. Bu nasıl bir ayartı/iğvaydı? Aklıma her seferinde A’raf suresinin yukarıdaki ayeti geldi. İşte şeytan, her yönden geliyor, insanı ayartıp köleleştirmek için her değeri suiistimal ediyor, her şeyi kendisine vesile/vasıta kılıyor. Bugün, bu harcamaya gücü yetmeyen bir insan yarın hangi kudretle borcunu ödeyecek acaba? Bu gün olmayan elbette yarın olacak değil; borç-faiz-borç şeklinde bir fasit dairede, ecel gelene kadar dönüp duracak, kendisi ölünce de fasit dairede dönme işi çocuklarına ve torunlarına miras kalacak.

Yeni yılın ilk günü öğlen vakti bir markete girdim. Biraz sonra bir hanımefendi girdi içeriye. Kasiyere yönelen hanımefendi mahcup bir şekilde: “Buranın yetkilisiyle görüşebilir miyim”, dedi. Kasiyer: “Yetkili bugün yok” diye cevap verdi. Hanımefendi, yüzü kızarmış ve sesi titrer bir halde elindeki iki kuruyemiş paketini göstererek: “Eşim dün akşam dünyanın parasını vererek bunları buradan almış, kendisi çok düşük ücrete çalışıyor,” dedi ve bakışlarını yere eğdi. "Bunları versem de yerine kıyma alsam olur mu?" diye ekledi neredeyse iki büklüm olarak. Görevli, bir başka görevliye danışarak olur verdi. Hanımefendinin üzerinden kalkan yükün verdiği ferahlama hali oldukça düşündürücüydü.

Hemen reklama uzandı zihnim, oradan mevcut üretim, pazarlama ve tüketim düzenine ve en sonunda A’raf 17’ye. Gayrı ihtiyari dudaklarımdan: “Sığınırım Allah’a, taşlanmış şeytandan” cümlesi döküldü.

Şaban ÇETİN
http://www.mirathaber.com/saban-cetin-ayartiigva-158-4835y.html


Back To Top