19 Kasım 2018 Pazartesi
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

HAZRETİ ALİ’DEN İLERLEMECİ ÇIKARMAK

Ben hikmet eviyim. Ali de onun kapısıdır."

Hadis-i Şerif/Tirmizi


Yukarıdaki Hadis-i Şerif’in farklı bir şeklinin de çeşitli kaynaklarda: “Ben ilmin şehriyim, Ali onun kapısıdır” şeklinde geçtiği bilinmekte/belirtilmektedir. Sözün hadis ilmi açısından sıhhati ve ait olduğu kategori ehlince tartışılabilir. Sahihtir diyenler olduğu gibi mevzu/uydurmadır diyenlerin de olduğu anlaşılmaktadır. Ama tartışılmaz bir husus vardır ki; Hazreti Ali (ra) daha çocuk yaşında iken Hazreti Peygamber(sav)’in yanında ve onun terbiyesi altında büyümüştür. İlk erkek Müslümandır. Onun damadı olma talihine ermiş ve dördüncü Raşit halifesi olmuş müstesna bir şahsiyettir. Hazreti Peygamber (sav)’in en yakınında olan seçkin ashabından birisi, evladı gibi büyüttüğü amcaoğlu ve damadı olması münasebetiyle, ilmin membaından nasibinin yüceliğini anlamak güç değildir. Ve bu husus onun hayatı, söz ve hitabeleri göz önüne alındığında tartışmadan elbette varestedir.

            Bu girişten sonra asıl meseleye gelelim. Önceki gün sosyal medyada dolaşan, Hazreti Ali’ye ait olduğu iddia edilen bir söz tekraren ilişti gözüme: “Çocuklarınızı şimdiki zamana göre değil, yaşayacakları zamana göre yetiştirin!" Önceleri görüp pek ciddiye almadığım bu paylaşım, dolaşım hızı dolayısıyla, üzerinde durarak bir şeyler yazma gereğini hâsıl etti bende. İnternet üzerinde biraz araştırma yaptığımda bu sözün bir takım eğitimcilerden tutun da köşe yazarı, gazeteci, bir kısım etkili - yetkili zevat ve hatta Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından bile zikredildiğini gördüm. Cumhurbaşkanımızın konuşma metinlerini hazırlayanlar acaba hangi kaynaktan almışlardır bu sözü? İmkân olsa da sorsak, inşallah sosyal medyadan almamışlardır.

            Sosyal medya paylaşımlarında iş o kadar çığırından çıktı ki… Günümüz yaşam ve ilişkilerine ait sorunlara dair Mevlana’dan Yunus’tan, Fuzuli’den, İmam-ı Şafi’den ve Sahabe-i Kiram’dan ve hatta Hazreti Peygamber(sav)’den denilerek akla ziyan sözler sosyal medyada tedavül ediyor. Çarpıcı bir örnek vermek gerekirse: “Mey biter saki kalır/ Her renk solar haki kalır/ Diploma insanın cehlini alsa da/ Hamurunda varsa eşeklik baki kalır” dizeleri! Fuzuli adıyla paylaşılıyor. Merhum Fuzuli hakkında biraz malumat sahibi olmayan ve onun eserleri ile az çok haşır haşır neşir olmamış kimseler, merhumu devrinin Bedirhan Gökçe’si ya da Kahraman Tazeoğlu’su zannederler maazallah. Bu örnek belki en hafiflerinden, gerisini varın siz hesap edin. Bu kabil paylaşımları gördükçe, Mevlana’daki romantizme, Yunus’taki arabesk ruha, bin yıl önce yaşamış kimi büyüklerin modern meselelere vukufiyetine şaşıp kalıyorsunuz. Biri çıkıp da: “Aslında interneti Müslümanlar buldu, ama batılılar bizden çaldı” derse, eslafın güncele bu kadar aşina oluşuna bir açıklama getirmiş olabilir!

            Modern zamanlara has bir hastalık: Her şeyi bir tüketim nesnesine indirgemek… Zira insanlık modern çağ dediğimiz zamanlara geleneksel alet, edevat ve tezgâhlardan dev üretim vasıtalarına sıçrayarak erişti! Üretim vasıtaları gelişip çeşitlendikçe, onların devamlılığını/hayatiyetini mümkün kılmak için insanlığın topyekûn tüketici olması gerekiyordu. Tüketim sarmalına bir kere alışıp  iptila kesbeden insanlık, artık maddi ve manevi her şeye tüketim mantığı ile yaklaşır oldu. O yüzden artık toprak toprak değil, tohum tohum değil, hava ve su dâhil hiçbir şey fıtratı ile kaim değil. Anne, baba, evlat, eş; din, iman, kutsal; bayram-seyran, sevgi, aşk; ilim, hikmet, ibadet aklınıza daha ne gelirse hepsi tüketim için araçsallaştırıldı/araçsallaştırılıyor.

Asıl konumuz üzerinden devam edersek, kendi değerlerimizi temel esas ve hareket noktası kabul ederek düşündüğümüzde, Hazreti Ali’ye(ra) nispet edilen söz ile modernitenin nasıl nassa/esasa dönüştürüldüğü, modern kabullerin nasıl veri ve temel esas kabul edilerek her değerin ona hizmet eden bir vasıta haline getirildiğini görebiliriz. Hazreti Ali’ye (ra) nispet edilen: “Çocuklarınızı şimdiki zamana göre değil, yaşayacakları zamana göre yetiştirin.” sözünü, altmış küsur yıllık ömründe, insanların yaşam tarzında hangi teknik ve teknolojik buluşlardan kaynaklı değişimler olmuş ki söylesin Hazreti Ali (ra)? Çok şey bilmeye gerek yok. İnsanlığın, modern zamanlara gelene kadar binlerce yıldır toprağa bağlı; geleneksel tarım ve hayvancılıkla ve geleneksel ticaretle hayatlarını idame ettirdiklerini hemen herkes az çok bilir. Baş döndürücü değişim ve dönüşümlerin modern – post modern zamanların bir özelliği olduğunu da cümle âlem bilir. Bu kadar yalın bir gerçeği göz ardı ederek bu sözü Hazreti Aliye nispet eden anlayış ise değişimi, ilerlemeyi/tekâmülü nas derecesinde gerçek kabul eden sorunlu bir zihnin marifeti olmalıdır.      

            Eğitim bağlamında düşündüğümüzde, endüstriye ve onun sürekliliğine dayalı dünya düzeni açısından, değişim ve ilerleme olmazsa olmazdır. Ve eğitim de bu değişim/ilerlemenin en mühim itici gücü ve motivasyon aracıdır. Zira endüstri sürekli büyüme ve gelişme istidadındadır. Endüstri büyüyüp serpildikçe, toplumları da ona uygun olarak inşaa etmek için eğitim hayati önemi haizdir. Müslüman toplumları düşündüğümüz zaman ise, eğitime ve ilme dinin temel kaynaklarında atfedilen değer ve Müslümanların tarihi bakımından önemli şahsiyetlerinin ifade ve yaklaşımları, endüstri güdümlü eğitimin meşruiyeti için bir vasıta olarak kullanılmış ve halen de kullanılmaktadır.

            Artık kendi inanç ve medeniyetimize ait değerlerin, bağlamlarından kopartılarak farklı bir gayeye hizmet eder hale getirilmesinden öte bir aşamaya geçilmiştir. Kendi sabiteleri ile romantik bir yakınlık dışında arası oldukça açılmış yeni kuşaklar, modern kabullere uygun olarak kendi değerlerine ve tarihsel şahsiyetlerine nispet edilen aforizmalar/vecizeler üretir hale gelmiştir. Modern hayat o kadar kutsaldır ki, kendi kutsallarımızın bunlarla çelişmesi düşünülemez adeta. Bu yüzden insanlar kendi kutsalları ile modern “kutsalları” uzlaştırmak zorunda hissetmektedir kendilerini. Ve bu yüzden, haşa, dört elli yere çömelip sırtına bastırarak zevcesini deveye bindiren bir peygamber görüntüsü çiziliyor neredeyse.

            Eğitimi toplumların kendi inanç, örf ve ananeleriyle mücehhez bir nesil yetiştirmek, maddi ve manevi bakımdan donanımlı nesiller aracılığıyla huzur ve sükûnu muhafaza etmek; iyi, güzel, doğru, faydalı ve adil olanın yaşanılır hale gelmesini temin etmek için bir vasıta görmek yerine; ilerleme adı altında, sürekli değişimi dayatan endüstri düzeninin suç ortağı olarak eğitimi kullanan zihin yapısının paydaşı olmak, ancak insana böyle bir söz söyletebilir. “Haddini bilmek Kişiye ilim olarak yeter” diyen Hazreti Ali (r.a) elbette ki bu sözü söylemiş olamaz. Hazreti Ali’yi (r.a) ilerlemeci yaklaşımlara alet etmek, haddini bilmemek olur.

            Kendi zamanıyla çocuğunun yetişkin olacağı çağ arasında büyük değişimlerin olduğunu görmek aslında kişiye felaket olarak yeter de artar. Kendisi ile evladı arasında büyük dil, anlayış ve değer farklılaşmalarının olduğu yaşam tarzı değişiminin dayatıldığının farkında olmayan bedbaht kuşaklar, bir de kendi evlatlarını kendi elleriyle kendilerinden uzaklaştıracak bir değişime hazırlamalarının istendiğini, kendi felaketlerinin işçileri olarak görüldüklerini neden anlamazlar ki? İlerlemecilik, nesilleri birbirinden kopartıp savurmakla yetinmiyor, ebeveynden de endüstrinin gelecekte bürüneceği hüviyeti öngörerek çocuklarını buna hazırlamasını istemektedir. Bunu idrakten yoksun dindarlık/muhafazakârlık ise kendi felaketine yanmak yerine kendi değerlerini ve ahfadı olduğu yüce kişilikleri de bu vebale ortak etme bedbahtlığını irtikâp etmektedir.   

            Kendini bir millete ve değerler sistemine nispet eden kimseler, o milleti millet yapan değerleri iyi özümsemeli ve kendi temel sabitelerini iyi kavramalıdırlar. Yoksa kendi değerlerine hizmet ettiği varsayımıyla başka değerler/değersizliklerin nesnesi olurlar. Ayrıca kendi değerlerini başkalarına vasıta kılmanın da vebalini yüklenirler. Eskiler boşuna: “Taş yerinde ağırdır” dememişler. Bir taşa/değere uzanırken iyi düşünün derim.

Şaban ÇETİN
http://www.mirathaber.com/saban-cetin-hazreti-aliden-ilerlemeci-cikarmak-158-5283y.html


Back To Top