All for Joomla The Word of Web Design

Sabır mı Gösteriyorsun, Tahammül mü?

Sabır, insanı güçlü kılan ulvi bir duygudur. Bu duygu insanda ne kadar gelişirse; fani, sıkıntılı ve rahatsız dünyada insan, o kadar rahat eder. Peki, sabır duygumuzu geliştirmek kendi elimizde midir?

Evet. Bunun için öncelikle yaşanmış tecrübelerden istifade etmek gerekir. Mesela Hz. Eyyûb sabrede sabrede 18 yıl süren çok zorlu bir hastalıktan sıhhat ve afiyete kavuşmuştur. Üstelik sabretmesi gereken şey sadece hastalık değildir. Aynı zamanda malını, mülkünü ve çocuklarını kaybetmiş ve bunlara da sabretmiştir. Sonunda gösterdiği sabrın mükafatını ziyadesiyle almış ve sağlığına kavuşmuştur. Hatta Allah (c.c.) ona yeniden mal-mülk ve evlat vermiştir.[1]

Başka bir misal de Peygamberimiz… Hz. Muhammed (s.a.s.), hayatı boyunca insanlardan gelen pek çok eza ve cefaya sabretmiştir. Kimseye karşı sabırsızlık göstermemiş, kendisine kaba davrananlara bile nazik ve yumuşak davranmıştır. Bunun neticesinde pek çok insanın gönlünü kazanmış, kendisine karşı büyük bir hayranlık ve sevgi oluşmuş, böylece insanlar fevc fevc İslâm’a girmişlerdir. Nitekim son peygamberde olması gereken alametlerden birisinin de insanlardan gelecek eziyetlere sabır göstermesi olduğunu bilen Yahudi âlim Zeyd bin Saʿne, bu konuda Efendimizi bir denemeye tabi tutmuş ve onu gerçekten sabırlı ve müsamahalı bulunca iman edip İslâmiyetle şereflenmiştir. Hz. Peygamber’e bir miktar borç veren bu Yahudi âlim, Allah Resûlü’nün, Cennetü’l-Bakîʿ mezarlığına götürdükleri bir cenazenin namazını kıldırdığını görmüş ve namaz sonrası yanına gitmiştir. Sert bir şekilde Peygamberimizin cübbesini çeken Zeyd, borcunu ödeyip ödemeyeceğini sormuş hatta Abdülmuttalip oğullarını borçlarını hep geciktirmekle itham etmiştir. Bu sırada orada bulunan Hz. Ömer çok öfkelenmiş, eğer Resûlullah kendisine borçlu olmasaydı o Yahudinin kellesini uçuracağını söylemiştir. Hz. Peygamber ise sakin bir şekilde Hz. Ömer’i teskin ederek “yapman gereken bana borcumu ödememi, ona da borcunu daha uygun bir dille istemesini tavsiye etmekti.” demiş, vadesinin dolmasına daha üç gün olan borcu ödemesini, hatta tavrıyla Yahudiyi korkuttuğu için borcundan biraz daha fazlasını vermeyi emretmiştir. Olup bitene şahit olan Yahudi âlim ise aslında Peygamberlerde bulunması gereken hilm ve müsamaha sıfatlarının onda bulunup bulunmadığını anlamak için Hz. Peygamber’i denediğini ve diğer alametlerle beraber bu alametlerin de O’nda olduğunu itiraf etmiş ve oracıkta Müslüman olduğunu dile getirmiştir.[2]

Hz. Peygamber zaman zaman yeni Müslüman olmuş ve İslam’ın zarafetinden henüz nasibini alamamış kimselerin saygısız tavırlarına maruz kalmış ve onlara da sabretmiştir. Efendimiz, Mescid-i Nebevî’nin içerisinde küçük abdestini bozan bir bedevîye bile kızmamış, yenilir yutulur cinsten olmayan davranışı karşısında bu adama sert davranan sahâbesini uyarmış ve “Onu kendi hâline bırakın. Abdest bozduğu yere de bir kova su döküverin. Siz kolaylık göstermek için gönderildiniz, zorluk çıkarmak için değil.” buyurmuştur.[3] Onun sabır ve müsamahadaki bu zirve hali pek çok insanın kalbini kazanmasına sebep olmuştur. Yüce Rabbimiz: “(Resulüm!) O vakit, Allah’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şâyet Sen kaba ve katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi. Şu hâlde onları affet; bağışlanmaları için duâ et.”[4] buyurarak Hz. Muhammed’in (s.a.s.) bu güzel yönüne dikkat çekmiştir. Allah Resûlü’nün sabrı, çoğu kimsenin İslâm’ı kendisine din seçmesiyle en güzel meyvelerini vermiştir.

İnsan sabretmesini bilirse eninde sonunda güzelliklere kavuşacaktır. Ama gerçekten sabrederse… Gerçek sabır nedir peki? Onun ne olduğunu bilmeliyiz ki sabır duygumuzu da geliştirebilelim. Gerçek sabır; olanları sükûnetle karşılamak, duygusal dayanıklılık, dinginlik ve metanet anlamlarına gelir.[5] Yoksa tahammül etmek değildir. Tahammülle sabır birbirinden farklı şeylerdir. Tahammül; yüklenmek, üstlenmek, çekmek ve katlanmak anlamlarına gelir.[6] İnsan eğer sabrediyorsa kazanacaktır, tahammül ediyorsa değil… Öyleyse bu ayırımın farkına varmak gerekir.

Tahammül süreç odaklıdır. Sabır ise sonuç odaklıdır. 

Tahammül eden kişi, içerisinde bulunduğu sıkıntılı durumun geçmesini bekler. Dertlenir, sıkılır, bunalır. Yaptığı en mühim iş, beklemektir.

Sabreden kişi ise kalbindeki beklenti ile beraber boş durmaz. Sonucu elde etmeye yönelik gayret içerisindedir. Güzel günlerin gelmesi için durup beklemek yerine güzel günlere doğru adım atar. Zihnini içerisinde bulunduğu sıkıntılı durumla durmadan meşgul etmez. Kendisine başka gündemler oluşturur. Dolayısıyla tahammül eden kişi kadar sıkılıp bunalmaz.  

Sabreden kişi, başına gelen bela ve musibeti, kendisinin seçilmiş ve özel olduğuna yorumlar. Güzel bir sonuca ve büyük bir mükâfata hazırlandığının farkındadır. Hatta bundan dolayı heyecan bile hissedebilir.

Tahammül eden kişi ise kendi kıymetinin ve seçilmişliğinin farkında değildir. Vaktini başına gelenlere ahlanıp vahlanmakla geçirir. Dolayısıyla bu süreci iyi değerlendiremez ve krizi yönetemez. İmtihanda olduğunu, sabrettiğini ifade eder. Aslında sabretmiyor, sabrettiğini zannediyor ve sadece tahammül gösteriyordur. 

Sabreden kişinin sonuca yönelik istekleri nettir. Sabrın sonunun selamet olduğuna gerçekten inanır. Hz. Peygamber’den aldığı dersle “Sabrın, ferahlığın anahtarı olduğunu” bilir ve sonunda mükafatını alır.

Tahammül eden kişinin ise istekleri net değildir. Sonucun lehinde gerçekleşeceğine inancı zayıftır. Bu yüzden imtihanı bir müddet daha devam eder. Belki de sabrı öğrenene kadar…

Bu durumda herkes “acaba ben başıma gelenlere sabır mı gösteriyorum yoksa tahammül mü ediyorum?” diye kendine sormalıdır. Bu sorunun cevabı son derece önemlidir. Eğer tahammül ediyorsa daha çok bekleyecek demektir. Ama eğer sabrediyorsa çözüm yolunda Yüce Rabbimiz’in şu müjdelerinin muhatabı olacaktır.

“Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele.”[7]

“Sabredenlere (her türlü güçlüğe göğüs gerenlere) mükâfatları hesapsızca bol bol verilir.”[8]

“Şüphesiz Allah Teala sabredenlerle beraberdir.”[9]                

Ayette de beyan edildiği üzere Allah (c.c.) tahammül eden, katlananlarla değil sabredenlerle beraberdir. Mezkûr müjdeler sabredenlere yöneliktir. Öyleyse korkmamıza sebep olan bir şey meydana geldiğinde, mallarımızdan, canlarımızdan eksilmeler olduğunda, imkânlarımızı kaybettiğimizde, her ne kötü şey gelirse başımıza, sabrı elden bırakmayacağız. Oturup geçmesini beklemeyeceğiz kötü günlerin. Kendimize yeni meşguliyetler bulacağız. Namazla, duayla ve sabırla Allah Teala’dan yardım dileyeceğiz. Sabrımızın sonunda Rabbimizin lütfuyla kazanacağımızdan kesinkes emin olacağız. Ve bileceğiz ki nasıl ki güzel günler geçtiğinde yerini acı ve hüzne bırakır, onun gibi meşakkatli, sıkıntılı ve kederli günler de yerini büyük bir sevince ve huzura bırakacaktır.

Yeter ki biz sabretmesini bilelim.

Sabrettiğimizi zannetmeyelim, gerçekten sabredelim.   

Dr. Nurdan MENDEŞ


[1] Bkz. et-Taberî, Ebû Ca‘fer Muhammed b. Cerîr, Câmiʿu’l-Beyân, XVII, 71; es-Sa‘lebî, Ebû İshâk Ahmed b. Muhammed b. İbrâhîm, Arâ’isü’l-Mecâlis, s.161.

[2] Bkz. en-Nîsâbûrî, el-Hâkim, el-Müstedrek ale’s-sahihayn, III, 700/6547.

[3] Buhârî, Vudû 58, Edeb 80.

[4] Âl-i İmrân, 3/159.

[5] Bkz. İbrahim Mustafa ve dğr., Mu’cemu’l-Vasît, I-II/506.

[6] Bkz.  İbrahim Mustafa ve dğr., Mu’cemu’l-Vasît, I-II/199.

[7] Bakara, 2/155.

[8] Zümer, 39/10.

[9] Bakara, 2/153

Sabır mı Gösteriyorsun, Tahammül mü?” te bir düşünce

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir