20 Ekim 2018 Cumartesi
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

Seçilenler, Kaybedenler ve Seçmenler Olarak İslami Görevlerimiz

Bismillahirrahmanirrahim

Emirleri ve yasaklarıyla bizleri muhtaç olduğumuz hayati ilkelere yönlendiren Yüce Mevla’mız’a hamd ederim. Rabbimiz tarafından yönlendirdiğimiz ilkeleri örneklendirerek bize açıklayan Aziz Peygamberimiz Biricik Hayat önderimiz Hz. Muhammed'e kalbi ihtiramlarımı arz eder, bağlılarını artırmasını Yüce Mevla’mız’dan dilerim.
Seçilenler, Kaybedenler ve Seçmenler Olarak İslami Görevlerimiz
Sevgili kardeşlerim Bilmemiz Gerekenler genel başlığı altında sunduğumuz sohbetlerimizi sürdürüyoruz. Bu sohbetimizde “Seçmenler, Seçilenler ve Kaybedenler Olarak İslâmi Görevlerimiz”i açıklamaya çalışacağız. Bu sohbetimizin de etkili ve uzun ömürlü olmasını Yüce Mevla'mızdan niyaz ediyorum.

Herkes Hayır Yapmakla Yükümlü Kılınmıştır

Yüce Rabbimiz zengin-fakir, kadın-erkek, genç-yaşlı ve alim-cahil ayırımı yapmaksızın Yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerim'de bizlere; “Hayırlaryapınızbuyurur. Rabbimiz bizlere; “Yaradan’a itaat ve yaratılanlara faydalı olan işlerde yardımlaşınızbuyurur.Hayırlarda yarışınız.”emrini verir.

Güzel kardeşlerim bu emirleriyle Rabbimiz Hayır ve Birr gibi iki Kur’ânî kavramı kullanarak bize iyi olan, güzel olan, doğru olan; şahıs, aile ve toplum yararına olan ve insanlara faydalı olabilecek olan sözlere, davranışlara, işlere ve ilişkilere yönlendirmektedir.

Hayırlar Küçük ve Büyük Olarak İkiye Ayrılır

Güzel kardeşlerim yapmamız, yardımlaşmamız ve yarışmamız gereken hayırlar iki bölüme ayrılır. Bunlardan bir bölümü kişi olarak tek başımıza yapabileceklerimizdir. Diğer bir bölümü de ancak birliktelik halinde yapabileceklerimizdir.

Yaşadığımız dönemlerde insanımıza, toplumumuza, ülkemize ve insanlığa ışık tutacak, yarar sağlayacak hayırlar ancak birliktelik içinde yapılabilir. Bunun içindir ki Yüce Rabbimiz Kur’ân-ı Kerim'in Âl-i İmran Sûresi'nin 104. ayetinde bizlere birlikteliği emir buyurmakta, güncel ifadesiyle sivil örgütler oluşturmamızı emretmektedir. Bu ayet-i kerimede Rabbimiz şöyle buyurur:

 “ (Ey müminler!) içinizde aynı inanç ve amaçları paylaşan topluluklar oluşturun. Hayra çağıracak; İslâm Dîni’nin, ortak aklın ve ilmin verileri olan Marûf’a yönlendirecek; İslâm Dîni’nin, olgun aklın ve bilimsel verilerin sakındırdıkları olan Münker’den kaçındıracak örgütler oluşturun. Başarılı olacak olanlar da onlardır.”

Hiç şüphe edilmemelidir ki bu Âyet-i Kerîme’de bizlere asrımızın yükselen değerleri arasında yer alan sivil örgütleri oluşturmayı emir buyurmaktadır. Nitekim tarihimizde de Vakıflar yoluyla bu emir gerçekleştirilmiştir.

Yaşadığımız dönemde sanayi ve ticaret odaları, barolar, sendikalar, Kızılay, Yeşilay, Çocuk Esirgeme Kurumugibi kurumlar, siyasi partiler, dernekler, Vakıflaryaşadığımız toplumda kurulmuş olan sivil örgütlerdir. Bu örgütlere katılmak ve yenilerini, örneğin eşcinsellik ile mücadele edebilecek veya faiz karşıtı mücadelesini sürdürebilecek örgütler oluşturmak bizim görevimizdir.

Odalar, barolar, sendikalar, siyasi partiler gibi sivil örgütleri ve benzerlerini oluşturmak ve yaşatmakla yükümlü olunca sürekli olarak seçmen ve aday olabileceğimiz gibi seçilenlerden ve kaybedenlerden de olabiliriz. O halde seçmenler olarak, kazananlar olarak ve kaybedenler olarak yapmamız gereken birtakım İslâmi görevlerimiz vardır. Bu görevlerimizi bu sohbetimizde sizlere açıklamaya çalışacağız.

I. Seçimlerde Kazanalar Olarak Görevlerimiz

Sanayi ve ticaret odaları, barolar sendikalar, yerel ve genel seçimlerde hatta muhtarlık yarışında kazanan olabiliriz. Birileri de kazanan olabilir. Kazananlar olarak görevlerimizi şöylece açıklayabiliriz:

a. Başarımızı Allah’ın Nimeti Olarak Görmek

Kazananlar olarak başarılarımızı kendi nefislerimize ve de örgütlerimize bağlamamalıyız. Birinci derecede Rabbimizin bir lütfu olarak görmeliyiz. Bizlere kulluk imtihanı gereği lütfedildiğinin bilincinde olmalıyız. Daha açık bi anlatımla başarılarımızı kendi nefislerimize mâl etmemeliyiz. Kendi nefislerimizde mal edersek büyüklük duygularına kapılırız. Gelecek uyarılara kapalı hale geliriz, hem dünya hayatımıza hem de ahiret hayatımıza zarar vermiş oluruz. Yüce Rabbimiz Kur’ân-ı Kerim'de bizleri sürekli olarak bu konuda uyarmaktadır: “Sahip olduğunuz her şey Rabbinizin sizlere olan lütfudur, O’ndandır...” (el-Nahl 16/53)

Elbette neticeler sebeplere bağlıdır ama unutmamalıyız sebepler mutlaka başarılara götürmez. Hiç şüpheniz olmasın ki kazanımlarımızda Kader Programı’nın büyük etkisi vardır. İnsanoğlu bu noktada sık sık yanılgılara ve de nankörlüğe düşebilecek bir varlık olduğu için Rabbimiz bizleri Zümer Sûresi’inin 49. âyetinde bakınız nasıl uyarmaktadır:

“İnsana bir musibet geldiği/bir başarısızlığa uğradığı zaman bize duacı kesilir. Biz ona kendi katımızdan bir nimet/bir başarı ihsan ettiğimizde ise bu başarı “bendeki ilmî özellikler sebebiyle bana verildi’ der / kendisinin ve özelliklerinin kendisine Rabbimiz tarafından verildiğini unutur.Hayır, hakikat böyle değil, nimetler/başarılar size sunulmuş kulluk denemelerdir. Ne var ki insanların çoğu bu hakikati bilmemektedirler.”

Sevgili kardeşlerim iyice incelediğiniz zaman bu gerçeği sizde göreceksiniz. Nice nice insanlar vardır ki hayatları boyunca tahayyül bile edemeyecekleri makamlara gelmişlerdir. Rabbimiz bizi bu gerçeğe ilişki olarak aydınlatmakta ve öğrettiklerinin tekrarlamamız öğütleyerek Âl-i İmran Sûresi'nin 26. ayetinde şöyle buyurmaktadır:

“Ey yükümlü insan! Şu hakikati anla ve dile getir: Allah'ım mülkün; malların yönetici kadroların, makamların maliki olan Sensin. Sen mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden de çekip alırsın. Dilediğini yüceltirsin, dilediğini de aşağılatırsın. Her şeyi programlamaya da yaratmaya da gücü yeten sensin.”

Sevgili kardeşlerim bu ayetleri incelediğiniz zaman sahip olduğunuz başarılarda Rabbimizin mahza lütfunun ne derece büyük olduğunu kavrayabiliriz.

b. Seçimde Kaybeden İnsanları Küçümsememek

 Sevgili kardeşlerim! Kazananlar olarak bir diğer görevimiz de bizimle girdiği seçim yarışında kaybeden insanları bir diğer anlatımla kaybetmiş gibi görünen insanları asla başarısız görmemeli ve de küçümsememeliyiz.Kişi gücü ölçüsünde gerekli çalışmayı yapmış ama başarılı olamamış olabilir. Çünkü başarı gibi başarısızlıkta da Kader’in etkisi vardır. Kaybedeni küçümseme bizi Allah'ın sevmediği büyüklük kompleksine kapılan kullar arasına sokar. Bunun içindir ki Rabbimiz bizi mesela Lokman Sûresi’nin 18. ayetinde şöylece uyarır:

“Sakın ha insanlardan onları basit görerek yüz çevirmeye kalkma. Yeryüzünde de başarıları kendine mal ederek yürüyenlerden/ hava atanlardan olma. Allah kendisini beğenen ve sık sık kendisine paye çıkaranları sevmez.”

c. Rabbimize Özel Olarak Şükretmek

Gerek Odalar gerek Barolar ve gereke diğer sivil örgütler ve de yerel ve genel seçimlerde başarılı olan insanlar olarak özel şükür yapmamız gerekmektedir. Sevgili kardeşlerim! Çok çok önemli olan bir noktaya dikkatinizi çekerim. Biz veya birileri kazandığında bu seçim kazanımı İslâmi değerlerin, bir diğer anlatımla sosyal adalet ilkelerinin, hukukun, barışın, ve insanî erdemlerin kazanımı anlamına gelmez. Ezilenlerin, hakları çiğnenenlerin, dulların, işsizlerin kazanması manasını taşımaz. Eğer biz kazanma nimetinin şükrünü yaparak bu yolda gayret eder, örneğin İslâmi değerlerin, özelde hukukî ve sosyal adaletin, barışın, egemenliğini sağlayabilirsek o zaman kazanımlar gerçek kazanımlar olur. Bize düşen görev de seçimleri kazanmamamızı böylesine şükrederek taçlandırmaktır.

Güzel kardeşlerim! Söyleyeceklerimiz çok olduğu için kazananlar ile alakalı diyeceklerimizi hulâsa etmiş olduk.

II. Seçimlerde Kaybedenler Olarak Görevlerimiz

Bir de güzel kardeşlerim değinilen değişik seçim türlerinde kaybedenler vardır. O kaybedenlerin de hayata nasıl bakmaları gerektiğini özetlemeye çalışalım.

aa. Seçimlerde Haramlra Düşmedikçe Kazandığımıza İnanmak

Önce şu gerçeği çok iyi bilmeliyiz. Biz Müslümanız. Eğer inandığımız ahlakî ilkelere uygun olarak seçimlere katılırsak şeklen kaybetmiş olsak bile hakikatte kazanmışızdır demektir. Mesela yalana söylemeden, gıybet etmeden, iftira atmadan ve hiç kimseyi aşağılamadan seçimlere girer, dürüstçe davranır, muhataplarımızı/rakiplerimizi saygıyla anar ve zikredersek hiç şüpheniz olmasın seçimlerimizin sonuçları ne olursa olsun bizim için kazançtır, ibadettir, kültürel cihattır. Birbirimizi tebrik etmeliyiz.

Sevgili kardeşlerim burada yeri gelmişken ifade edeyim. Biz Müslümanız, bizim kazanca ve kayba bakışımız farklıdır. İnançları ne olursa olsun yeryüzündeki bütün insanlara göre kayıp ticarette kayıptır. Sportif müsabakalarda kayıptır, sınavlarda kayıptır, örnekleri çoğaltabilirsiniz. Bizler böyle değiliz. İnsanların kazanç gördüklerini dahi imanımız gereği kayıp görebiliriz. Mesela bir insanın yalanla, iftira ile seçim kazanmasını kayıp biliriz. Kumarda kazanılmasını kayıp görürüz. Bizim hayata bakışımız, değer yargılarımız farklıdır.

Aziz Peygamberimizin buyurdukları üzere; “Allah katında bizim durumumuzu belirleyen ancak niyetlerimizdir.”

Önemine binaen altını bir daha çizelim:

Eğer biz bir seçime hakkı, adaleti ve erdemleri temsil etmek ve hakim kılmak üzere girer ve mücadele verirsek; yalan, gıybet, iftira gibi haramlaa bulaşmazsak kaybetsek de kazançlı olduğumuzu bilmeliyiz.

Ne Acıdır ki Seçimlerde Bazı Haramlar Doğal Görülüyor

Ne acıdır seçim arifelerinde yapılan pek çok yanlışın, işlenen birçok haramın tolere edilebilecek eksiklikler olduğu dile getirilir. Oysaki bizim dünyamızda böylesi değerlendirmelere yer yoktur. Yanlış yanlıştır, hata hatadır, haram haramdır.

Sevgili kardeşlerim! Seçimler kaybeden veya böyle görünen insanlarımız asla üzülmemelidir. Şöyle yapsaydım böyle olurdu diyerek kendi kendimizi yiyip bitirmemeliyiz. İnancı veya bilinci zayıf insanlarımız bu gibi hatalara düşüyorlar. Oysaki Rabbimiz bu tür hataları Kur’ân-ı Kerrîm'de kınıyor. Arz etmiştik, başarılarda da ve bizim kayıp gibi gördüklerimizde de sevki kaderin etkin rolü vardır. Bizim görevimiz sebeplere yapışmaktır. Ama sonuçları tayin etmek bizim tekelimizde, takdirimizde değildir. Mesela Fussilet suresinin 49. âyetinde şöyle buyrulur:

İnsanoğlu hayır istemekten; makam, mevki, mal talep etmekten usanmaz ama bir başarısızlığa uğradığında ümitlerini yitirir, ümitsizliğe gömülür.”

Aziz Peygamberimiz de bu âyetin izahı niteliğinde görülebilecek uyarılarında şöyle buyuruyor:

“Fayda verene yapmış, Allah'tan yardım iste, acizliği benimseme, başarısızlığa, bir kayba uğrarsan, Allah böyle diledi, de. Sakın ha şöyle şöyle yapsaydım böyle böyle olurdu, deme. Böyle deme, çünkü bu tür deyişler şeytanî eylemlere kapı açar.”

Sevgili kardeşlerim! İslâm'ın güzelliğine bakınız ki insan kazanamadığı zaman da şükretmelidir. Sevgili Peygamberimiz efendimiz,sahabilerine valilik gibi, zekât memurluğu gibi birçok görevler veriyordu. Ama verdiği görevlerin önemine dikkatleri çekiyor, bu görevlerde adaletsizlik yapmanın toplum haklarını zimmete geçirmenin nasıl Kıyamet Günü’nün pişmanlıklarına yol açacağına; Cehennem azabına düşürebileceğini de açıklıyorlardı. Bu açıklamalar sonunda birçok sahabinin Ya Resulallah bize verdiğiniz görevleri lütfen geri alınız dediklerine şahit oluyoruz. İnsan hizmet adına adalet ve erdemler adına seçim mücadelesine girer de seçilemezse sorumluluktan da kurtulmuş olur. Ama sevapları alır. Bu da bir şükrü gerektiren durumdur.

Tam burada bir ilave daha yapmalıyız: sorumluluk almak mânen tehlike içerir ama armağanları da büyüktür.

Aziz Peygamberimiz; “Kıyamet gününün dehşeti içerisinde Rabbimizin güvencesi altında olacaklardan bir zümre de adaletli yöneticilerdir.”buyurur. Cennete gireceklerin ilkleri arasında adaletli yöneticilerin yer alacağını, da müjdeler.

bb. Sabretmek

Seçimlerde kaybetme durumunda Sabretmek bize Rabbimiz katında ecir/sevap kazandırır. Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle buyururlar:

 “Müslümanın işi gerçekten hayret vericidir. Müslüman başarıya ulaşsa Allah'a şükreder. Bu başarıyı kendisine lûtfettiği için Mevla’sına yaptığı şükürle pek çok sevap kazanır. Başarısızlığa uğradığında ise Müslüman sabreder yine Rabbi katından büyük mükâfatlar alır.”

Sözün özü odur ki iyi niyetli, bilgili ve bilinçli Müslümanın hayatında kayıp yoktur, her işi bir kazançtır.

Sevgili kardeşlerim biliyorsunuz kaybetmenin iktidardan düşme türünden özel bir şekli var. Odalar, barolar, sendikalar, dernekler ve vakıflar seçimlerinde ve de yerel ve genel seçimlerde iktidardayken kaybetmek bazı insanları fevkalade derin üzüntülere gark ediyor. Sabretmesini bilmeyenler de kendi ömürlerinin geri kalan kısmını üzüntüyle heder ediyorlar. Bu tipler için Rabbimiz bakınız Hud Sûresi’nde (9,10) ne buyuruyor:

“Biz insana nimetler; makam ve mevki verir de sonra da o nimeti alırsak, sanki daha önce kendisine nimetler verilmemiş gibi üzüntüye gark olur ve daha önce bu nimetlere sahip olmamış gibi nankörlük eder.

Uğradığı musibetlerden sonra ona yine nimetler verir de başarıya erdirir kazandırırsak işte benden üzücü/utandırıcı başarısızlıklar gitti der. Artık şımarıktır ve de kendisini diğer insanlardan üstün gören konuma düşmüştür.”

Bunlar zavallı olan insanlardır. Rabbimiz katında derecelerini yitiren kişilerdir ama sabredenlar böylesi yeislere kapılmazlar, şimarmazlar, kibirlenmezler. Üstelik bağışlanır ve sevap alırlar. Hud 11 de şöyle buyrulur:

“Düştükleri duruma sabredenler ve güzel güzel atılımlarla İslâmi çizgide ameller yapanlara gelince, onların hataları bağışlanma ve Rableri katında büyük ecirler vardır.”

Sevgili kardeşlerim seçilenler, kazananlara ve kaybedenlere dikkatlerinizi çektik. Her iki grubun yapmaları gereken ve İslâmi olarak nitelendirebileceğimiz görevleri arz ettik.

III. Kazandıran ve Kaybettiren Seçmenler Olarak Görevlerimiz

Bir de oylarıyla kazandıran ve kaybettirenler olarak seçmenlerin görevleri vardır.

Kazananlara Duacı Olup Yalakalık Yapmamak

Oylarınızla bazı insanları kazandırabilmişsek ilk görevimiz onlara duacı olmaktır. Onların başarılı olmalarını dilemektir. Şu veya bu sebeple onlara asla yalakalık yapmamaktır, onları kibre düşürmemektir.

Aziz kardeşlerim yaşadığımız dönemlerde gördüğümüz en büyük ahlaksızlar iktidar sahipleri etrafında çıkar grubu oluşturanlar, yalakalık yapanlardır. Aziz Peygamberimiz Efendimiz bu meddah yalakaların tehlikesine dikkat çekmek içindir ki bir Müslümanın diğerinin yüzüne karşı yalakalık yaptığını gördüğünde, “Yazıklar olsun sana kardeşinin boynunu vurdun.”buyurmuşlardır.

Sahabi Mikdad b. Esved Hazreti Osman'la otururlar iken bir kişi gelerek Hz.Osman’a yüzüne karşı övgüler yağdırınca Mikdad yerden bir avuç toprak alıp kişinin yüzüne saçar ve şöyle der: Aziz Peygamberimiz bize ‘yalakaları gördüğünüzde, onların yüzüne toprak saçınız’ buyurmuşlardır.

Kazananları Sürekli Olarak Uyarmak

Güzel kardeşlerim duacı olmak yetmez, seçtiğimiz insanları sürekli olarak uyarmakla da yükümlüyüz. Size sık sık hatırlatıyoruz; her bir Müslümanın temel görevlerinden bir tanesi de Marûf’u emretmek ve Münker’den sakındırmaktır. Marûf dinimizin emrettikleridir, ortak aklın kabul ettikleridir. İlmî verilerdir. Münker de Marûf’un zıddıdır.

Aşağılık duyguları içinde olan bir sözde aydınımızın Batı insanını şöylece övdüğünü şahit olmuştum: “Batılı 4 senede bir seçimlerde iyice düşünür ve oyunu kullanır, dört sene boyunca da yönetimle ilgilenmez.”Övülen bu tavır fevkalade ilkeldir ve yanlıştır Müslüman da iyice düşünerek ve danışarak gider oyunu verir ama seçtiği insanları asla kendi haline bırakmaz/bırakamaz. Her an bir şekilde doğrulara çağırır, gördüğü yanlışlardan ötürü de uyarır.

Ünlü bir sosyoloğumuz Demokrasiyi tanımlayan açıklayan eserinde şöyle diyordu: “ Demokrasi, katılımcılıktır.”

Sevgili kardeşlerim hani o putlaştırılan Demokrasi var ya İslâmi ilkeler yanında son derece basit, son derece yetersizdir. Eğer demokrasi katılımcılık ise Müslüman hayatı boyunca katılımcı olmak mecburiyetindedir. Çünkü Hayra çağrı, Marûf’u emir ve kötülerden sakındırma her an yapmamız gereken görevimizdir.

Seçilenler de Uyarıları Dikkate Almalıdır

Ama sevgili kardeşlerim seçilenler de ne uyarıları dikkate almalıdır. Uyarılara kapalı olan yöneticilerde, uyarıları dikkate almayan kazananlarda hayır yoktur. Allah Kur’ân’ında Semûd kavmi örneğiyle uyarı sevmezleri şöylece yermektedir:

Cezaya uğratılan Semûd kavmi için vahlanan Salih peygamber onlara şöyle dedi: Ey kavmim! Ben size Rabbimin buyruklarını tebliğ ettim ve size öğüt verdim, fakat siz dinlemediniz, çünkü öğüt veren uyarıcıları sevmiyorsunuz.” (el-Araf 7/79)

Seçimlerde Kaybedenleri Asla Yermemelidir

Müslüman seçmen olarak onları teselli etmeli, asla yıkıcı muhalefet yapmamalı, yenilen kişilerin mücadele azimlerini tazelemelidir.

Güzel kardeşlerim bitirirken çok çok önemli bir konu ya da dikkatinizi çekmek istiyorum.

Seküler/Laik Bir Düzende İç İçe Yaşıyoruz

Bizler seküler yani laik bir hayatın içindeyiz. Ülkemizde yasalar ve kurumlar İslâm’la bazen örtüşür, bazen çelişir ve çatışır. Ama biz de İslâmi ölçülere göre yaşamakla yükümlüyüz. Teğabun Sûresi'nin 16. ayetinde buyurulduğu gibi: “Yapabildiklerimizle sorumluyuz.”

Toplumumuzda biz Mü’min’ler yanı sıra kâfirler de var münafıklar da var. Bu ifadeleri aşağılamak için kullanmıyor, Kur’âni kavramlarla gerçeği yansıtmak istiyoruz.

Biz Allah’a, ölümle başlayacak âhiret hayatına, Kur'ân'ın Yaratan’ın insanlara mesajlarını içeren İlahi Kitap olduğuna ve içeriğine iman ediyoruz. Allah’a veya âhiret hayatına iman etmeyen, Kur’ân’a Allah’ın kitabı olarak inanmayan ya da bu Aziz Kitab’ın emirleri ve yasakların bütününü kabul etmeyen yığınla insanlar var toplumuzda ve biz bunlarla iç içeyiz. Yani en hak bağlısı gördüğümüz kurumlarda Mü’min de var, Kâfir de var, içi Kâfir dışı Müslüman görünümlü Münafık da var. En Batıl gibi bilinen toplumsal yapılarda Müslümanları da görebiliyoruz. O halde Sevgili kardeşlerim zalimleşmedikçe; bizim temel haklarımız ve özgürlüklerimize saldırmadıkça, bize saygı duydukça, inançları ne olursa olsun bütün insanlara, Rabbimizin buyruğu gereği, adaletli olmak iyilikler yapmakla yükümlüyüz. (Bak.Mümtehine 8)

Bu sebeple seçimler sonucunda yanlışlara düşülmemelidir. Doğrudur bizler seçimlerde İslâmî îman ve yaşam çizgisinde olanları tercih etmeye çalışmalıyız. Ama Türkiye'de yapılan seçimleri îman-küfür veya adalet-zulüm yarışı ve tercihi olarak görmemeliyiz. Bir ölçüde hakikat payı olsa da birilerini İmandan ve adaletten diğerlerini küfür ve zulümden yana olarak nitelememeliyiz. Hayır, bu ülkede bütün kurumlar sekülerdir. Tüm anayasak kurmlar da laiktir. Hiçbir kişi ve kurum da bize seçimlerin akabinde İslâm'ı bir yapı vaat etmemekte /edememektedir. Çünkü bilgili ve bilinçli kadrolardan da yoksun bulunmaktayız.

Sözü bir Kur'ân ayetiyle bağlayalım:

“Ey yükümlü insan! biz İslâm karşıtlarının neler söylemekte olduklarını çok iyi biliyoruz. Ey sorumlu insan, sen inkârcılar üzerinde zorba değilsin. Sen azap tehdidimden korkanlara Kur’ân ayetleriyle öğüt ver. ” ( Kaf 50/45)


Ali Rıza DEMİRCAN
http://www.mirathaber.com/secilenler-kaybedenler-ve-secmenler-olarak-islami-gorevlerimiz-35-4667h.html


Back To Top