All for Joomla The Word of Web Design

Şehit annesi kendisine hakaret eden şoförü affetti

Adana’da ücretsiz ulaşım kartı olduğu halde şehit annesinden otobüs ücretini isteyerek, hakaret eden otobüs şoförü, şehit annesinin elini öperek özür diledi.

Şartlı tahliye ile serbest bırakılan özel halk otobüsü şoförü Eren Güngör, karakolda imza attıktan sonra eşi ve çocuğuyla beraber şehit annesi Zübeyde Tura‘yı evinde ziyaret etti.

Özür için yanında getirdiği çiçeği, şehit annesi Tura’ya vererek elini öpen Güngör, “Ben hatamı anladım. Beni gönülden affet. Bundan sonra ikinci oğlun da benim. Her zaman gelir elini öperim. Ben kötü bir insan değilim. Bir an sinirle oldu, yaptığıma pişman oldum, senin kalbini kırdım.” dedi. Tura da Güngör’e “Annen, baban, eşin geldi olaydan sonra, çok da üzüldüm. Ben seni affediyorum. İnsanız hepimiz hata yapabiliriz.” cevabını verdi.

Tura, Güngör’ün hapisten çıktığını duyduğunda sevindiğini belirterek “Televizyonda çıktığını görünce vallahi çok sevindim. Keşke olmasaydı diye üzüldüm. Gelir elimi öperse her zaman memnun olurum. Ben ailesini de tanıyorum. Ben affettim, devletimiz de affetsin. Devletimiz affeder, devletimiz büyüktür.” dedi.



AFFEDEBİLMENİN MANEVÎ ŞİFRESİ: TAKVA

Kuran ve Sünnet, toplum içinde hata yapan, suç/cürüm/günah işleyen, nezaket, terbiye, şeref ve haysiyete aykırı davranış sergileyen insanlara karşı nasıl bir tavır sergilememiz gerektiğini bizlere öğretmektedir. Allah, bu bağlamda Kuran-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

“Takvâ sahipleri...öfkelerini yutar, (maruz kaldıkları suçların faili olan) insanları affeder..."  (Âl-i İmran; 3/34).

“Affetmeniz takvaya daha yakındır, aranızdaki iyilikleri unutmayınız.” (Bakara; 2/237).

Rasûlullah (sav), affetmek yerine işlediği bir kusurundan dolayı başkasını ayıplayanlar hakkında söylediği söz, çok manidardır:

“Din kardeşini bir suçundan dolayı ayıplayan kimse, o suçu kendisi de işlemeden ölmez.” (Tirmizî; Kıyame: 53).

Peygamberimiz (sav) başka bir hadisinde şöyle buyurmuştur:

“Her kim bir Müslüman kardeşinin ayıp ve kusurlarını, kimsenin görmediği ve görmesini istemediği şeylerini örterse, Allah'u Teâlâ da kıyamet gününde onun ayıplarını örter. Her kim Müslüman kardeşinin meydana çıkmasını istemediği bir şeyini ortaya çıkarır ve dile verirse; Allah da onun ayıplarını, kimsenin bilmesini istemediği hallerini meydana çıkarır. Bu suretle kendi evi içinde de olsa onu rezil eder. Müslüman kardeşinin ayıplarını örten, bir ölüyü diriltmiş gibidir.”(Buhârî; Mezâlim: 3)

Öyle ise gizli veya alenî olarak günah/suç/cürüm işleyen veya gayrî ahlâkî bir davranış sergilemiş olan bir Müslümanı, hemencecik yargılayıp onu kötülemeyelim. Her birimiz insanız ve her birimiz bazen gayri ihtiyari olarak öfkemizin kurbanı olabilir ve benzer bir günahın/hatanın içinde kendimizi bulabiliriz. Onun için toplumsal ilişkilerde şuurlu bir Müslüman için şart odur ki, onda insanların ayıplarını görecek bir göz olmasın.

Hata Yapanlara Karşı Nasıl Tutum Sergilemeliyiz?

Bizler, Peygamberimizin (sav) sözlerinden ve sahabilerin örnek yaklaşımlarından esinlenerek, beşerî zaaflarından dolayı kötü iş yapan insanları incitmemeliyiz, günahlarını başlarına kakmamalıyız ve onları toplum içinde bundan dolayı alenî olarak ayıplamamalıyız. Mesela tabiinden Abdullah bin Avn’ın (ö. 768), “Bir kimse hata işlediğinde ne yapalım?” sorusuna şöyle cevap vermiştir: “Bir kimseyi, işlediği bir hata için azarlamak yakışmaz. Şu zamanımızda da durum budur. Kim birini incitirse, daha şiddetli azarı bir başkasından kendisi duyar.”

İnsanların hatalarını ve ayıplarını görmezlikten gelmek, İslâm ahlâkının bir gereğidir. Buna bağlı olarak sosyal iletişimin sağlıklı ve insanî olanı, ayıp/cürüm ortaya çıktıktan sonra da devam edenidir. Bir kimsenin şahsî kusuru, kötülüğü veya bir yaramazlığı görülse bile o kişi ile sosyal diyalogun devam etmesinde her halükârda fayda vardır. Asıl insanlık, ayıp/cürüm görüldükten sonra da devam eden sosyal münasebettir. Ancak ayıp/cürüm sayılan bir durum söz konusu olduğunda kişinin tatlı bir dille uyarılması gerekmektedir.

Hatasından Pişmanlık Duyan Kardeşimizdir

Konumuz gereği örnek bir anekdot aktarayım. Kendini tamamen züht ve ibadete vermiş sahabilerden Hz. Ebû'd-Derdâ, bir gün sokak ortasında günah işlemiş bir adama rastladı. Adamın etrafında toplanmış olan bir grup, günah işleyen adama sövüp sayıyordu. Toplumsal tepkinin yol açabileceği tehlikeyi gören Hz. Ebû'd-Derdâ: “Durun bakalım! Onu bir kuyuya düşmüş görseniz çıkarmayacak mısınız?” diye çarpıcı bir soru sordu öfkeli kalabalığa. Onlar: “Elbette çıkarırdık.” dediler. Hz. Ebû'd-Derdâ: “Öyleyse kardeşinize uygunsuz sözler söylemeyin, size sıhhat ve afiyet veren Allah'a hamd edin.” dedi. Hz. Ebû'd-Derdâ'nın bu sözü üzerine: “Ona sen kızmıyor musun?” diye sordular. Hz. Ebû'd-Derdâ: “Ben ona değil, onun yaptığı işe kızıyorum. Yaptığını terk ettiği zaman, o yine benim kardeşimdir.” diye mukabelede bulundu (Kandehlevi; C. 2: 413).

Velhâsıl-ı Kelâm

Gönül yüceliğinin alametlerinin başında belki de gelmeyene gitmek, vermeyene vermek ve hata yapanı affetmek gelir. Dolayısıyla haksızlık yapanları affedebilmek, İslâm ahlâkının temel sosyal ilkelerinden olduğu açıktır. Onun için manevî yönden tekâmül etmiş şuurlu Müslüman, başkalarının kusurlarını veya kendisine yapılan bir hakareti görmemekle yetinmez, kendisine karşı kötü davranmış fakat pişmanlık duymuş olan bir kişiyi de gönülden affetmesini bilir.

Her Müslüman, kendi nefsini aşarak, affetme meziyetini mutlaka geliştirmelidir. Bunun için de şuurlu bir Müslüman, kendini hep bir takva yolcusu olarak görmelidir. Böyle bir yolcu, masivadan (dünya ile ilgili lüzumsuz şeylerden) kurtulur, dinin edep ve erkânına saygılı olur, kin/intikam gibi nefsanî duygulardan uzaklaşır ve kendisine karşı kusur işleyenleri Allah rızası için affeder. Ne mutlu o takva sahibi şehit annesi Zübeyde Tura Hanımefendiye ki kendisine hakaret eden kişiyi affetmiş ve bu jesti ile topluma güzel örnek olmuştur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir