All for Joomla The Word of Web Design

Şeker fabrikalarının satışı millî menfaatlerimize ne kadar uygundur?

Ak Partili Salim Uslu: Şeker Fabrikaları Özelleştirilmemeli!

AKP Çorum Milletvekili Salim Uslu, 14 şeker fabrikasının özelleştirilmesi sürecinin başlamasıyla ilgili bürokratların hükümeti yanlış yönlendirdiğini söyleyerek “Sadece şeker fabrikalarının değil, gıda sektörünün özelleştirilmesini de doğru bulmuyorum” dedi.

Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB), Türkiye Şeker Fabrikaları’na ait 14 fabrikanın özelleştirmesi için ihale sürecini başlattı. Muhalefetin karşı çıktığı özelleştirme sürecinde iktidar cephesinden farklı bir ses geldi. BBC Türkçe’den Fundanur Öztürk‘e konuşan AK Parti Çorum milletvekili Salim Uslu, şunları söyledi: “Sadece şeker fabrikalarının değil, gıda sektörünün özelleştirilmesini doğru bulmuyorum. Buralar illa özelleştirilecekse, işletmeleri özelleştirilebilir ve devletin malı olmaya devam eder. Alacak kişiler de paralarını işletme sermayesine koyarlar. Ya da kooperatifler kurarsınız, üreticiler ve çalışanlar buranın ortak sahibi olurlar. Şu ana kadar şeker fabrikalarının özelleştirilmesini gerekli kılan uluslararası gerekçeler olabilir, ben bunları da ayrıca tartışma konusu yaparım da…Şeker fabrikalarının özelleştirilmesinde zarar eden fabrikalar yerine kâr eden fabrikaların özelleştirilmesini asla doğru bulmuyorum…”



ŞEKER FABRİKALARININ SATIŞI MİLLÎ MENFAATLERİMİZE NE KADAR UYGUNDUR?

Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş’ye ait 14 şeker fabrikasının özelleştirilmesine yönelik ilan Resmi Gazete’de yayınlanmasının ardından birçok STK, sendika ve muhalif partilere mensup bazı siyasetçiler, fabrikaların Türkiye’nin millî meselesi olduğu ve satılmaması gerektiği konusunda ısrarlı bir şekilde beyanlarda bulunmuştur.

Devlet/hükümet, zarar eden şeker fabrikalarını satışa çıkarmak istemesini bir dereceye kadar anlamak mümkündür. Ancak devlet/hükümet, kâr eden şeker fabrikalarından niçin kurtulmak ister? Bunun mantıkî, iktisadî ve stratejik bir izahı var mıdır?

Mesela satış listesinde bulunan Ilgın Şeker Fabrikası, 2017 yılında 218 Pancar Alım ve Pancar İşleme Kampanyası sürecinde 140 bin ton şeker üretmiş ve toplam 33 milyon TL kâr elde etmiştir. Kâr elde eden bir fabrikanın özelleştirilmesi yerine kapasite artırımına gitmek daha akıllı bir yaklaşım değil midir?

Kaldı ki satılacak olan kârlı şeker fabrikalarının işçilerinin istihdamı özel sektöre geçtiğinde güvence altına alınacak mıdır? Diğer taraftan zarar eden fabrikaların yeni sahipleri, kâra geçmek için işletme maliyetlerini genelde aşağıya doğru çekmek ister. Akıllarına da hemen işçi çıkartmak gelir. Dolayısıyla şeker fabrikalarının satılması durumunda işsizler ordusu daha da büyümeyecek midir? Aynı zamanda şeker pancarı üreten çiftçilerin özelleştirmeden dolayı akıbetleri ne olacak? Bütün bu sorulara hükümet tarafından tatmin edici cevaplar gelmediği gibi, hükümet üyelerinden yapılan farklı açıklamalar, kafaları daha da karıştırmıştır.

Şeker Fabrikalarında Çalışan İşçilerin Akıbeti Belirsiz

İhale şartnamesine göre satılacak şeker fabrikalarında çalışan işçiler, emeklilik hakkını kazanmamış olmak ve mevzuatta yer alan şartları taşımak kaydıyla 4B kapsamında bir başka kamu kurum ve kuruluşunda istihdam edilebilecektir. Fakat burada çalışanların yaklaşık olarak % 70’i emeklilik hakkını zaten kazanmış durumdadır. Dolayısıyla bu işçi kesiminin kamuya ait başka bir kurum ve kuruluşta istihdam edilmesi söz konusu olmayacaktır. Kısacası bu kesim için zorunlu emeklilik ancak söz konusu olacaktır. Geriye kalanlar ise genelde mevzuata takılacak ve 4B kapsamında başka bir kamu kurum ve kuruluşunda iş bulamayacaktır.

Çünkü mevcut mevzuatın geçerli hükümlerine göre, emeklilik hakkını elde etmemiş olan şeker işçilerinin kamuya ait başka bir kuruma geçebilmeleri için, şeker fabrikaları özelleştirme kapsamına alınmadan önce işe başlamış olmaları gerekmektedir. Bir başka deyişle fabrikalar, özelleştirme kapsamına alındıktan sonra çalışmaya başlamış olanlar, 4B’nin getirdiği haklardan istifade edemeyecek ve belki de işsiz kalacaktır.

Şeker işçileri, alıcı özel firma ile çalışmak yerine Türkşeker’in diğer fabrikalarından herhangi birisinde de çalışma hakkına sahip olacaktır. Ne var ki pratikte bunun pek fazla bir anlamı yoktur. Çünkü burada da emeklilik hakkını kazanmamış olmaları ve çalıştıkları fabrikaya özelleştirme kapsamına alınmadan önce işe başlamış olmaları şartı aranmaktadır. Bu şartları taşıyan işçi statüsündeki personel sayısı, satılığa çıkartılan 14 şeker fabrikasında toplam çalışanlar içindeki oranı ancak % 10 civarındadır.

Hükümetin Stratejik Şeker Politikası Belirsiz

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba, satılması plânlanan şeker fabrikaları için “Biz de talipli olacağız.” dedikten sonra “Şartlarımız uyduğu takdirde Tarım Kredi Kooperatifleri olarak birkaç fabrikayı biz almayı düşünüyoruz.” açıklamasında bulunmuştur.

Tarım Bakanının kendi özel kanunları sayesinde kamu tüzel kişiliğini haiz olma vasfını kazanmış olan bu kooperatiflerin de şeker fabrikalarına talip olabilecekleri yönündeki ilk açıklaması, özelleştirme plânlarının en azından potansiyel alıcılar açısından esnek yapıldığını göstermektedir. Ancak çok geçmeden bu açıklama, Başbakan Binali Yıldırım tarafından âdeta tekzip edilmiş oldu.

Binali Yıldırım, konu ile ilgili olarak “Kendisiyle konuştuk. Tarım Bakanının sözleri yanlış anlaşıldı. Şimdi şeker fabrikaları özelleştirilirken, başka bir kamu kurumunun alması olmaz. Orada kasıt kooperatiflerin bu fabrikaları alabileceği şeklinde. Tarım Kredi Kooperatiflerinin bunları alması söz konusu değil.” deme ihtiyacı duymuştur. Halbuki Tarım Bakanının söyledikleri çok barizi idi. Kastettiği aslında Tarım Kredi Kooperatifleri yani kamuya ait kooperatifler idi.

Bu farklı açıklamalar dahî, hükümet içinde şeker fabrikalarına kimlerin talip olabileceği yönünde ortak ve somut bir görüşün olmadığının bir kanıtıdır. Peki şeker fabrikalarının satış prosedürü, misyonu ve vizyonu konusunda hükümet üyeleri arasında bile bir fikir birliği henüz oluşturulmamış ise satış sonrasında ortaya çıkabilecek olumsuzluklardan kim sorumlu olacaktır?

Velhâsıl-ı Kelâm

Anlaşılan o ki hükümet, hangi niyet ve stratejik öngörüler ile şeker fabrikalarını satmak istediği net bir şekilde ortaya koyabilmiş değildir. Satılmak istenen şeker fabrikalarının ileride değişik gerekçelerle kapanması ve arazilerin başka maksatlarla kullanılması hâlinde yüzbinlerce şeker pancar üreticisi de göçe mecbur edilecektir. Özel sektöre ait şeker fabrikalarının daha iyi çalıştırılması ve pancar üretiminin daha çok artırılmasına yönelik güvenilir stratejik plân ve konseptler olmadığı sürece şeker fabrikalarının alelacele satılması, millî menfaatlerimize uygun görünmemektedir. Kaldı ki ABD merkezli Cargill şirketinin şeker fabrikalarının özelleştirilmesine yönelik ısrarlı taleplerinin arkasında hangi sinsî plânların yattığı da henüz aydınlatılmış değildir.

Ve bu süreçte ilk kez sendika kökenli AK Parti milletvekili Salim Uslu tarafından şeker fabrikalarının özelleştirilmesine yönelik olarak dillendirilen haklı kaygılar, konunun çok boyutlu olarak yeniden ele alınması ve çok yönlü olarak değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Özelleştirme kararını yeniden gözden geçirmesi gereken hükümet, Özelleştirme İdaresi Başkanlığına bağlı bürokratları, konunun bağımsız uzmanlarını, şeker fabrikalarında çalışan peroneli, pancar üreticilerini, ilgili sendika ve siyasî parti temsilcilerini katılımcı demokrasi anlayışı doğrultusunda bir araya getirmeli, istişare mekanizmasını etkinleştirmeli ve uzlaşı yoluyla stratejik şeker politikalarına yönelik olarak her katılımcının onay verebileceği millî bir plân ve konsept hazırlamalıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir