19 Ocak 2018 Cuma
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Şeyh Abdullah’ın oğlu kim

Bay KİM, Kimdir?

Değerli okuyucu, bir önceki yazımızda sözünü ettiğimiz sözde Şeyh Abdullah’ın bir oğlu vardı. Onun da adı KİM PHİLBY idi. Bu yazımızda da ondan bahsetmek istiyorum.


İstihbarat örgütleri ve casusları sayesinde yıllarca refah içinde yaşayan emperyalist devletler, zaman zaman da, kendi elemanlarından darbe yemişlerdir. İşte Kim Philby, İngiltere’ye ve Intelligence Servis’e en büyük darbe vuranlardan biriydi. Bu yüzdendir ki,  “Asrın Casusu” lakabını almıştı. Çünkü o, çift taraflı çalışan bir köstebekti.
01.01.1912 doğumlu olan Kim, Cambridg Üniversitesinden mezun oldu.  Babası da aynı okuldan mezun olmuştu. 
Öğrencilik yılları çok hareketli geçmişti Kim’in. Meselâ; genç yaşlarında kendisini sosyalist bir grup içinde bulmuştu. Hitler iktidara gelince de komünist olmaya karar vermişti. Kim, bir ara İngiltere’nin homoseksüel kulüplerinde de yer almıştı. Ve tüm bu hareketlilikler sonunda dış görevlerini ifa ederken KGB ajanları tarafından “devşirilip,” fikren çok iyi yetiştirilmişti. 
Ne gariptir ki, bu durumlardan habersiz olan İngiliz İstihbaratı, Abdullah oğlu Kim’i  “Güvenilir ajan” olarak seçti ve göreve başlattı. 
Yıl,1947. İstanbul’da konsolosluk sekreteri olarak görevlendirildi Kim. Aslında Türkiye’deki istihbarat faaliyetlerini yönlendirecekti. 
 Nihayet bir gün, “Sovyet Masası” şefi oldu. Bu durum, KGB’nin ekmeğine yağ sürmüştü. Zira Kim, bu görevi üstlendikten sonra, artık KGB’ye çok önemli bilgiler sızdıracaktı.
O, bu görevi üstlendikten sonra, İngiltere’nin Sovyetlere karşı yaptığı bütün ataklar başarısız sonuçlanacaktı. Zira köstebek içerideydi.
Köstebek Neler mi Yaptı?
Bir zamanlar dünyamız bir  “Soğuk Savaş” dönemi geçirmişti. Bu dönemde CIA, karşı casusluk biriminin başına J. Angleton adlı bir adam yerleştirmişti. Bu adam, hem KGB'nin Amerikan istihbaratına sızmasını önleyecek, hem de KGB’nin içine casus sokacaktı.
Bir zamanların KGB’si oldukça güçlüydü. Angleton bu güçlü rakibin karşısında büyük bir mücadele verirken adeta paranoyak olmuştu. Yani herkesten; arkadaşlarından hatta annesinden ve aile yakınlarından bile “Sovyet ajanıdır” diye şüpheleniyor ve onları takibe alıyordu.
Birçok insan onun döneminde intihar etti, işkencelere uğradı, eza ve cefa çekti. O, hiç kimseye güvenmiyordu; bir kişi hariç. O güvendiği insan da İngiltere'de çalışırken yakın arkadaşlık kurduğu bir İngiliz casusu olan ŞEYH ABDULLAH (!) oğlu KİM’di. 
O sıralarda Kim, geçici olarak İngiliz ve Amerikan casus örgütleri arasında işbirliğini koordine etmek amacıyla  CIA merkezinde görevlendirilmişti. 
İşte Angleton, sadece bu arkadaşına güven duyuyor, sırlarını sadece onunla paylaşıyordu.  
Oysa bu denli pimpirikli Angleton'un bu yakın mesai arkadaşı ve sırdaşı, KGB'nin İngiliz servisine yerleştirdiği en yüksek düzeydeki casustu. 
Keser Döndü Sap Döndü
Evet, keser döndü sap döndü,  gün geldi hesap döndü. İstihbarat servisi, KİM’den şüphelenmeye ve hakkında soruşturmalar yapmaya başladı. Kim, konu nasıl olsa kapanır düşüncesiyle bir süre görevinden istifa etti. Gazeteci ayaklarıyla, Casus babası Şeyh Abdullah’ın mezarının bulunduğu Beyrut’a yerleşti. Bu sırada Kim’in tahmin ettiği gibi Avam Kamarası tarafından aklanmıştı da.
Aksilik bu ya, olaylar hiç de onun beklediği gibi gelişmedi. Anatoliy Golitsiyn adındaki bir KGB casusu, ABD’ye iltica etti ve KİM’in iplerini pazara çıkardı. Yıl, 1961
  Kim de, olayların iyice sarpa sardığını ve tutuklanacağını anlayınca Suriye ve Ermenistan üzerinden Moskova’ya iltica ediverdi. Yıl, 1963.
Krallar Gibi Karşılama
Kim, Moskova’da krallar gibi karşılandı ve yaşadı. Bir eli yağda bir eli baldaydı. Gerçi bu arada Rusya’daki İngiliz casuslarıyla da saklambaç oynamayı ihmal etmiyordu.
1970’li yıllarda kendi ifadesiyle “işe yaramaz bir adam haline geldi,” zaten alkolik bir adamdı, şahtı, şahbaz oldu. Rusya’da yapayalnız bir hayat, onu bunalımlara sürükledi. Birkaç kez intihara teşebbüs etti, ama nafile; başaramadı. 
Bütün bunlara rağmen yine de Ruslar kendisine vefalı davrandılar. Ona, KGB’nin “General Yıldızı”nı takmayı ihmal etmediler. Onun adına posta pulu bile bastırdılar.
1988 yılının Mayıs ayında
Evet, 1988 Mayısının 11’inde Kim, tıpkı babası gibi sekteyi kalpten öldü. Sovyet TASS ajansı, bütün dünyaya bu ölüm haberini duyurdu; ölenin büyük ve eşsiz bir kahraman olduğunu söylemeyi de ihmal etmedi.  
Sovyetlerin Londra Büyükelçiliği de, İngiltere’nin Dışişleri Bakanlığı’na resmi bir yazı gönderdi. Yazıda,  sanki İngiltere ile alay edercesine KİM’in ölümünden, aile bireylerinin haberdar edilmesi ifade ediliyordu. 
İngiltere Dışişleri Bakanlığı ise yazıya şu cevabı veriyordu: “Kim Philby’nin ölüm haberi bütün gazetelerde yer aldı. Ayrıca ailesini haberdar etmeyi gereksiz buluyoruz.”
Velhasıl
Evet, İngiliz Haberalma Servisine ihanet eden, atlatan, darbe vuran casusların ilki sadece Kim değildi. Ondan başka daha niceleri vardı.
 Hey gidi hey, Atalarımız şu sözleri boşuna söylememişler:
 “Çalarsan kapımı, çalarlar kapını.” 
“Etme kulum, bulursun zulüm.”  
Emperyal Devletler, birilerini; ülkeleri, cemaatleri, tarikatları kullanırlar, sonra da çaput gibi bir kenara atıverirler. Ama bazen de güvendikleri dağlara karlar yağar; en yakın zannettikleri adamlarından bile ihanet görürler…
ABD, 2003- 2013 yılları arasında Afganistan ve Irak hareketlerinde 6 trilyon dolar harcadı. Bu süre zarfında o topraklarda kim bilir kaç tane KİM gezip dolaştı.
Ve şimdi gerek Ortadoğu’da, gerek ülkemizde kim bilir ne kadar KİM dolaşıyor, ne dolaplar çeviriyorlar. 
Ama şöyle de düşünebiliriz: İnsan beynine ve düşüncelerine uzaktan yön verildiği, evinizde özel bilgisayarınızdaki bilgilerin bile çok uzun mesafelerden kontrol edildiği bir iletişim ve teknoloji çağında, KİM gibi kimseciklere ihtiyaç bile duymuyordur belki istihbarat örgütleri. 
 

Şerif Ali MİNAZ
http://www.mirathaber.com/serif-ali-minaz-seyh-abdullahin-oglu-kim-89-2231y.html