16 Kasım 2018 Cuma
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

Sevgisiz eğitim arttıkça şiddetin kalitesi mi artıyor?

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Özlem Zengin: “Eğitim Arttıkça Şiddetin Kalitesi Artıyor.”
Sevgisiz eğitim arttıkça şiddetin kalitesi mi artıyor?
Altınbaş Üniversitesi, Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Merkezi, Türkiye’nin sürekli olarak devam eden ve en büyük toplumsal sorunlarından biri olan kadın şiddeti ile ilgili panel düzenledi. Gerçekleştirilen çalıştaya katılan Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Özlem Zengin, şunları ifade etti:

“Yapılan bir sürü araştırma eğitimli kadınların eğitimsiz kadınlar kadar şiddet gördüğünü gösteriyor. Fakat eğitimli kadınlar, bunu maalesef söylemiyorlar. Eğitim arttıkça şiddetin kalitesi artıyor. Daha inceltilmiş bir şiddet var. Kaşıyla, gözüyle, ekonomik olarak yapmak istediğini engelleyerek, kadının ruhsal özgürlüğünü sınırlayarak. Yani gören gözler için şiddet hep var sadece farklı.”


SEVGİSİZ EĞİTİM ŞİDDETE DAVETİYEDİR

Bir düşünür Lucius Annaeus Seneca (MÖ 4-MS 65), “Derin acılar, dilsizdir.” der. Herhalde eğitimli kadınlar, daha hassas oldukları için, şiddet gördükten sonra çektikleri acılarını dışarıya vurup itiraf edemiyor. Kaldı ki Türkiye’de sadece kadına değil her sosyal kesimin aciz üyelerine her çeşit şiddet yaygınlaşarak uygulanmaktadır. Peki neden? Madem eğitim artıyor neden bununla birlikte “kaliteli” şiddet de artıyor? Aslında birbirine tamamen zıt olan kalite ve şiddet, aynı solukta birlikte anılabiliyorsa burada sorgulanması gereken eğitimin kemiyetinden ziyade keyfiyetidir. Öyle ise ilk önce mevcut eğitim sistemimize eleştirel bir şekilde bakmamız gerekecektir.

Düşünceye ve Sevgiye Dayanmayan Bir Eğitim Sistemi Sosyal Felakettir

Geçenlerde son sınıf iki imam hatipli kız öğrenci ziyaretimize gelmişti. Kendilerine bir vesile ile tabiin kime denir diye bir sual yönetmiştim sırf İslâmî kültür seviyelerini öğrenme saikıyla. Her ikisi de “Ay bunu bir kere duymuştuk” dediler ve/fakat hatırlayamadılar. Yine bir keresinde üniversitemde 40-50 kişilik yeni bir sınıfa girmiştim ve “sosyal tarihte en ilginç portreler arasında sahabiler yer alır” demiştim ama kimse “aaa öyle mi? dercesine bir tepki göstermediklerii için, “sahabiler kimlerdir biliyor musunuz” soruma ancak 2-3 öğrenci parmak kaldırdı. Demek ki gençlerimiz, bilgi bombandırmanlar içinde bu önemli şahsiyetleri bilmiyor, bilmedikleri için de onlar hakkında ne bir düşünce üretebiliyor, ne de kendilerine örnek modeller geliştirebiliyor.

Çağdaş gençliğimizin ilgi alanları şok farklı. Bildikleri zannettikleri konular hakkında bile ya yanlış düşünüyorlar, ya da daha da kötüsü hiç düşünmüyorlar. Hayata ve ahirete dair önemli konulara karşı bir merak eksikliği var, az çok ilgili olsa da o konular hakkında derin bir düşünce tembelliği var. Keşke yanlış da olsa düşüncelerini samimi bir şekilde beyan etseler de karşılıklı fikir teatisiyle doğruları birlikte yakalayabilsek. Çünkü hakikate âşık olan bir öğrenci/düşünür, hayatın bir bütünlüğünü ve dolayısıyla hiçbir cüzün diğer bir cüzüyle irtibatsız olmadığını görünce gaflet gözlüğünü hemen atar. Çünkü ilmi ve hakikati seven her düşünür/öğrenci, hayatın ebedî yolculuğun bir veçhesi olduğunu idrak ettiğinde sevgisi imana dönüşür. İlim ve sevgi hakikatinin en yüksek tecellilerine yönelen bir insan, nihayetinde Yaratanını Şahdamarından daha yakın hisseder.

Eğitim sistemine ezbercilik yerine biraz tefekkür ve sevgi kazandırabilirsek, yetişen gençliğimiz de ahlâken faziletli/kaliteli olacak ve her türlü şiddetin karşısında tavrını koyabilecektir. Gevşemelerin de, yozlaşmaların da, yolsuzlukların da, şiddetin de kaynağı aslında sevginin ve merhametin merkezi olan maneviyattan ve fıtrattan uzaklaşmamızdadır. Eğitim, sevgi, merhamet, fıtrat ve maneviyattan hiç ayrı mütalaa edilebilir mi? Maneviyat odaklı eğitim, insana sevgi aşılar. Çünkü bu eğitim anlayışında akıl, fıtratın istikametinde gelişir Akl-i selimce oluşan bu sevgi, bir yerde yoğunlaşsa bile tedricî olarak derece derece sosyal çevremize de yansır. Sevgiyle yaşayan bir insanın yüreğindeki manevî aydınlık, sosyal hayatımıza insanî güzellikler kazandırır.

Halbuki materyalist eğitimde ne inanca/dine yeterince bir eğilim vardır, ne de inancın/dinin manevî ışığına ihtiyaç duyulur. Hâl böyle olunca akıl kalbî/fıtrî duygulardan, elde edilen bilgiler de sevgiden uzak kalmaktadır. Çoğu zaman da bu dengesiz durum, bireysel anlamda insanı akıl-kalp çatışmasına ve bilgi-sevgi kavgasına sürüklemektedir. Kendi kendisiyle kavgalı olan yani ruhuyla/fıtratıyla barışık olmayan bir insan, netice itibariyle sadece nefsinin eseri olmakla kalmayacak ne kadar da eğitimli olursa olsun sosyal çevresine de zarar verecektir.

Dolayısıyla eğitimdeki kalitesizliğin, sıkıntıların ve başarısızlığın sebebi, fizikî imkânsızlıklar, para, emek ve gayret eksikliği değil müzmin tersliklerin ve tezatların bir sonucudur. Terslikler ve tezatlar nedir peki? Yapıcı eleştirel tefekküre ihanettir, sevgiye ve vicdanî duygulara mesafeli olmaktır, toplumu ilgilendiren sosyal konulara duyarsızlıktır ve genel anlamda ilme ilgisizliktir. Toplumda her türlü şiddet varsa pozitivist eğitimcilerimiz ve yöneticilerimiz, bunun sebebini genelde görünen (zahirî) dünyada ve hadiselerde aramaktadır. Halbuki bir de ancak feraset ehlinin görebileceği arka plân dünyası var. İkisi arasındaki ilişkinin doğru ve bütüncül dengesini, yaşanan hayatın manevî/ahlâkî/uhrevî ölçüleri belirler. Binaenaleyh toplumsal şiddetin sebepleri, eğitimin var olmayan manevî arka plânında ve insanların iç dünyalarında (nefsanî saplantılarında) aranmalıdır.

Velhasıl

Eğitim, kemiyet itibariyle ne kadar da artarsa artsın keyfiyet arka plânda kaldığı sürece orada eğitimcilerimizin/yöneticilerimizin gafleti ve duyarsızlığı söz konusudur. Gafletimizin nefsaniyet gölgeleri yüreğimizi kapladığı sürece eğitimcilerimiz dâhil hiç kimse sevgi ve merhamet diliyle konuşmaz. Çağımızın en büyük sorunu cehalete bağlı şiddet ise, bundan hepimiz sorumluyuz. Öyle ise yapay zekâya sahip ruhsuz insan robotları yetiştirmek ve kendi özümüzle yabancılaşmak istemiyorsak, aklımızı hakikat duygusu ve sevgi ile aydınlatmamız gerekmektedir. Sorunlarımızın asıl sebeplerini görmek istemeyen veya göremeyen eğitimcilerimizin, yöneticilerimizin ve danışmanlarımızın feci neticelerden şikâyet etme hakkı da yoktur. Manevî ve sosyal yönden gidişatın kötüye gittiğini fark edip bir an önce topluca/milletçe toparlanırsak ne âlâ, aksi halde maddî refah açısından ne kadar ilerlersek ilerleyelim tefekküre, sevgiye ve maneviyata uzak bir eğitim sisteminde ahlâken yozlaşma mukadder olur ve hepimiz potansiyel olarak toplumsal şiddetin bir kurbanı oluruz.

Prof. Dr. Ali SEYYAR
http://www.mirathaber.com/sevgisiz-egitim-arttikca-siddetin-kalitesi-mi-artiyor-8-2486h.html


Back To Top